GÃ?VERCİNLER HAKKINDA BAZI BİLGİLER

Güvercin ve pozitif ilimler, araştırmalar bölümü

Moderatörler: Forum Admin, ferahzade

GÃ?VERCİNLER HAKKINDA BAZI BİLGİLER

Mesajgönderen ferahzade » 27 Oca 2006 1:56

Bakteri ve Evsahibi İlişkisi

Evrim boyunca bakteri ve sıcakkanlı hayvanlar karşılıklı birbirlerine yarar sağlamak için, birbirleriyle yakın işbirliği içinde olmuşlardır. Deneme yanılma yoluyla bakteri nüfusu yayılarak hayvan vücudunun yerlileri durumuna gelmiştir. Ev sahibi, karşılığını sindirim sisteminde alır; başlıca beseleyicilerin yapımı, istenilmeyen bakterilere karşı koruma, vücuttaki suyun kontrolü vr diğer metabolik avantajlara sahip olur. Bakteri, karşılığında gelişimi için elverişli sıcaklığı ve vücut salgılarında başlıca besleyici kaynakları alır. Bu ilişkinin doğası yüzünden bakteri nüfusu ev sahibi için çok önemlidir.

Değişiklikler

Bu karşılıklı ilişkinin her üyesi diğeri tarafından etkilenir. Ev sahibinde kesin değişiklikler oluştuğunda, değişiklik bağırsaklardaki bakteri nüfusuna yansır. Bakteriyal değişiklikler, antibiyotik tedavisi, stres, beslenmedeki değişiklikler gibi faktörler sonucu oluşur. Bakteri nüfüsundaki değişiklik hayvanın aktivitelerine de yansır; yemeği sindirme yeteneğini azalır ve bağırsak hastalıklarından kendini koruması güçleşir.

Stresin, kalabalığın olmadığı, uygun diyete sahip beslenmenin yapıldığı, ilaçların verilmediği, temiz bir çevrede bağırsak bakteri nüfusunun ideal seviyesi temin edilebilir.

Probiyotik Nedir?

Stressiz, sağlıklı hayvanın bağırsağında bulunan bakteri tedavide kullanılmak üzere kültür edilebilir. Bu şekline probiyotikler denir. Probiyotik konsept, bu bakterilerin hayvana yeniden verilmelesini içerir. Birçok ülkedeki çalışmalar gösteriyor ki bu bakterilerin kontrol altına alınmasına ve diğer zararlı bakterileri kovmasına rağmen aslında onlar stres tarafından en çok zarar görenlerdir. Birçok probiyotik ürünler, doğal yolla oluşmuş canlı Laktobacilli ve Streptococcus (Enterococcus) içerir.

Dengeyi Onarma

Bir kere canlı bakteri hayvan yerleştiğinde, yararlı etkiler üretme potansiyeli vardır. Mesela normal bakteri seviyesi bozulduğunda labaratuvarda hayvana yapılan günlük organizma dağıtımı engel teşkil eder. Ancak ilaç şirketleri bunu da üstesinden gelmişlerdir. Japon ilaç üreticisi Yakult, insan probiyotiği üretmektedir. Bu, süt bazlı içecek olarak Avustralya'da da dağıtılmaktadır ve her hafta bir milyon şişe tüketilmektedir. Ondört milyon şişe ise hergün Japonya'da tüketilmektedir. İlginç olarak insanlarda araştırmalar göstermiştir ki, Yakult'u bireysel olarak kullanan insanlarda bağırsak kanserine yakalanma riski düşmektedir. ve çoğu zararlı bakterinin ürettiği toksin ki bunlar karsinojeniktir ve kansere sebep olur, bu riski de çok aşağılara çekmektedir.

Yeni Üalışmalar

Nisan 2003'de Tenerife'deki Loro Parque'de yapılan yedinci Avrupa Kuş Veterinerleri Derneği konferansında, cockatiel chicks'lerde (bir tür papağan) probiyotik kullanımına ilişkin ilginç bir tez sunuldu. Tez, Louisiana State Üniversitesinde, Dr. Tom Tully başkanlığında bir ekip tarafından yürütülen bir çalışmayı anlatıyordu. Cockatiel chicks'ler 12 günlük olduklarında anne-babalarından ayrılıyor ve elle beslenmeye başlıyorlardı. Kuşlar pek çok gruba ayrılmıştı. Bazıları probiyotik desteği almış, bazıları ise almamıştı. Kuşlar bu şekilde yetiştirilirken, kilo alma ve hastalıklara karşı direnç gösterebilme becerileri de gözlemlenmişti.

Sonuçlar, iyi bir beslenme programını takip eden sağlıklı kuşların kilo almalarında hiçbir fark olmadığını gösterdi. Böylece çalışmayı yürüten ekip şu sonuca vardı: "Uygun bir beslenme programını takip eden sağlıklı yavrularda önemli bir ekstra faydası görülmemekle birlikte, hasta, stresli ya da deneyimsiz kişilerce ve marjinal beslenme programları ile beslenen yavrularda, kuşlara özgü bir günlük probiyotik ek besininin faydası olacaktır".

Yetiştirilme sırasında kuşlara kasıtlı olarak hastalığa neden olan bakteriler verildi (Pseudomonas sp., E.coli). Bu bakterileri alan kuşlar arasında, probiyotik ek besini alan grubun daha düşük bir positif patojen özellik gösterdiği görüldü. Yapılan kan testlerinde hassaslaşmanın daha az olduğu (daha düşük akyuvar sayımı), yapılan histopatolojide ise bağırsaklarda daha az enfeksiyon olduğu tespit edildi.

Ekim 2003'de Chicago'da yapılan AU toplantısında araştırma Star Labs tarafından sunuldu. Missouri'de bulunan Star Labs, "PrimaLac" isimli bir probiyotik preparatı imal etmekteydi. Bu ürünle iki büyük deney gerçekleştirildi. 20,000 Bob White quail chicks (bıldırcın) üzerinde yapılan ilk deneyde, probiyotik alan kuşların gelişimlerinin, sindirimlerinin ve tüy kalitelerinin, probiyotik almayan kuşlara göre daha iyi olduğu ve bu kuşların hayatta kalma şansının daha yüksek olduğu görüldü. Bu kuşlar aynı zamanda daha iyi bir bağışıklık (antikor) gösterdiler. İkinci deneyde yaklaşık 15,000 sülün kullanıldı ve probiyotik alan ve almayan iki gruba ayrıldılar. Her iki gruba da kasıtlı olarak Salmonella typhimurium (hastalık yaratan bir bakteri) ve (paramyxovirüsün neden olduğu) Newcastle hastalığı verildi. Sonuç olarak probiyotik desteği almayan kuşlarda ölüm oranı diğer gruba göre %25 daha fazla oldu.

Hareket Planı

Probiyotikler nasıl etki ediyor? Rekabetçi inhibisyon - Lactobacillus sp. gibi, bazı sağlıklı kuşların bağırsaklarında bulunan normal bakteriler, olası patojenleri kontrol altında tutmaya yardımcı olan laktik asit, hidrojen peroksit, antibiyotik ve diğer maddeler üretirler. Sağlıklı kuşlarda, normal bakteriler tarafından üretilen laktik asit, mide ve bağırsak içeriğinin pH'ını düşük yani asidik tutar. Bu normal bakterilerin strese bağlı olarak kaybolması pH'da yükselmeye neden olur. Genel bir kural olarak, patojenik bakterilerin çoğu asidik ortamda çoğalmazlar ve bu nedenle pH'daki bir artış hastalık yaratan bakterilerin yayılmasına kolaylık sağlar. Pek çok kuşbilimcinin de bildiği gibi, olası yayılmacı bakteriler arasında E-coli, Pseudomonas, Candida (maya ya da pamukçuk) , Salmonella ve Yersinia sayılabilir. Genellikle bu organizmalar fırsatçı şekilde hareket ederler, kuşların stresli oldukları dönemlerde hastalık yaratmak için tetikte beklerler. Bağırsaklarda asiditeyi düşürmelerinin yanı sıra, probiyotikler, bağırsak hattını kaplayan ve tercihen bağırsak duvarındaki reseptör bölgelerde bulunan koruyucu sümüksü tabakalar üreterek, E.coli gibi bakterileri uzak tutarlar. Problemi, antibiyotik kullanımına gerek kalmadan yok etmek için doğal bir yöntem sunarlar. Kuşları tedavi ederken bağırsaklarını, onları normal aktiviteleri sırasında tekrar sağlıklarına kavuşturabilecek faydalı bakterilerle donatıyoruz. İştahın uyarılması - Probiyotiklerin güçlü bir iştah uyarıcı etkisi olduğu görülmektedir. Sindirim enzimleri ve B vitaminleri üretirler. Bu etkiler kuşların beslenme rejimlerinden maksimum ölçüde faydalanmalarını sağlar.

Bağışıklık sisteminin uyarılması - Son çalışmalar probiyotiklerin genel bağışıklık sistemini uyardığını göstermektedir. İlginçtir ki, insan probiyotik preparatları özel bakteri enfeksiyonlarını hedefleyecek şekilde geliştirilmektedir. İnsanlarda Bacillus cereus bakterisi gastroenterite neden olur. Bu enfeksiyon ölümcül olmasa da, yıllık olarak pek çok işgünü kaybına neden olmaktadır. Antibiyotik yerine, gelecekte hastalara enfeksiyonu kontrol eden özel bir probiyotik "yoğurt" takviyesi verilebilir. İlgili şirketlere göre, şu andaki teknoloji ile E-coli gibi daha zorlu ve gerinimi ve mütasyonu daha fazla olan organizmalar yakalanabilecektir. Bu preparatlar elde edildikten sonra, yan etkisi olan antibiyotikler ile tedavi edilebilen bu tür enfeksiyonlarda da uygulanabilecek ve kuş bilimcilere faydalı olacaktır.

Probiyotiklerin Kullanımı

Probiyotik preparatlar pek çok yıldır mevcut olmasına rağmen, bunların kullanımı hakkında hala bazı belirsizlikler vardır. Yeni ürünler çıktıkça, hatalı bilgilerin de yayılması kolaylaşmaktadır. Durum tüm kuşların aynı hatta benzer bağırsak bakterilerine sahip olmadığı gerçeği ile daha da karmaşıklaşmaktadır. Tavuk gibi, çekumu olan kuşlarda, çok sayıda gram-negatif isimli bakteriler bulunur. Bunlar da diğer türlerde hastalık yaratabilme kapasitesine sahiptirler. Üekumu olmayan papağan gibi kuşlarda, gram-negatif bakteriler çok düşük sayıdadır. Bunlarda da normal olarak çok sayıda gram-pozitif bakteriler bulunur. Lorikeet'lerde (avustralya kuşu) neredeyse hiç bakteri bulunmaz. Buna karşık kanarya ve Avustralya ispinozu gibi passerinelerde kalıcı bir bağırsak bakterisi popülasyonu yoktur. Dışkıdaki bakteriler sadece geçici olanlardır.

Muzice bir tedavi olmamakla birlikte, probiyotiklerin bazı durumlarda kuşların sağlığını korumak konusunda yardımcı oldukları söylenebilir.

Peki kuşbilimciler probiyotikleri ne zaman kullanmalıdırlar?

Her türlü stres durumundan sonra - Stres bağırsaktaki faydalı bakterileri yok eder-. En faydalı bakteriler de ilk önce kaybedilenlerdir. Bu faydalı bakteriler yok olduktan sonra, bakteri ya da mayaya neden olan hastalıkların aşırı gelişimi için bir boşluk oluşmuş olur. Bu da ishal, iştah azalması ve hastalığa dirençsizlik olarak kendini gösterir. Probiyotikler faydalı ve faydasız bakterilerin dengesini de düzenleyebilirler. Stres durumundan sonra en kısa zamanda ya da stres durumundan hemen önce verilmeleri iyi olacaktır. Böylece, hastalık problemlerinin önüne geçilebilir.

Üreme ve tüy dökme sırasında - En iyi şekilde bakılmalarına rağmen, üreme ve tüy dökme sırasında kuşlar "halsizleşebilirler". Probiyotik kullanımı anne-babaları üreme sırasında güçlendiriken, yavruları da hastalıktan korur.

Kuşların satın alınmasından ve nakliyelerinden sonra - Yakalama ve kafese yerleştirme, özellikle doğuştan sinirli türlerde aşırı derecede zor olabilir. İştah ve su tüketiminde azalma, fizyolojik strese de neden olabilir.

Antibiyotik kullanımından sonra - Pek çok antibiyotikler, sadece hastalık yaratan bakterileri değil, aynı zamanda bağırsaktaki faydalı bakterileri de öldürürler. Antibiyotik tedavisi durduğunda, bağırsak bu bakterileri kuşların kendi çevrelerinden tekrar toplayabilir. Probiyotikler kuşları bu sırada hastalıktan korumaya yardımcı olur.

Tüylenmeden sonra - Kuşlar, normal şekilde beslenene ve kuş evinde kendilerini kabul ettirene kadar probiyotik desteği alıyorlarsa, annelerinden ayrıldıktan sonra daha az hasta olacaklardır.

Probiyotik Kullanımı Üzerine Not

Bazı şehirlerde, şehir içme suyuna flüorit veya klorin katılması, probiyotik kullanımını kesintiye uğratabilir. Kentlerde, işleme tesisleri, su dağıtım şebekesine yakın yerlere yerleşmişlerdir. Avustralyalı yetkililere göre, flüorit ve klorin konsantrasyonları pek çok su şebekesinde çok düşük seviyededir ve etkisizdir. Ancak bir işleme tesisine yakın yerde kuş yetiştiren kişiler için sudaki konsantrasyon oranı, probiyotik organizmaları öldürecek kadar yüksek olabilir. Ancak bu maddeler, işlenmiş su 24 saat bekletildikten sonra buharlaşacak ve suda yok olacaktır.

Kuşbilimciler için yapılacak en iyi şey, suya probiyotik koymadan ve kullanmadan önce suyu, 24 saat bekletmeleridir. İstenen miktarda suyu kovalara koyup beklettikten sonra kullanmak en iyisi olacaktır. Başka bir yöntem de, yağmur suyu ya da damıtılmış su kullanmaktır. Pek çok suda çözünen probiyotik preparatları da yeme katılabilir. Bazı preparatlarda bu yöntem daha hızlı ve daha etkin şekilde, probiyotiklerin sindirim sistemine ulaşmasını sağlar.

Bu makalenin amacı sizin sağlığınız ve onu nasıl koruyacağınız hakkındadır.

Semptomlar

Yaygın olarak bilinen PFL, Amerikalılarında 'hypersensitivity Pneumonitis' dedikleri alerji tipi, akut ve kronik olmak üzere iki tiptir. Salmalarda 4-8 saat durulmasında yoğun bir grip, ateş, soğuk algınlığı, öksürük, kas ağrısı ve nefes darlığı meydana gelir. Doktorlar steteskop ve rontgen aracılığıyla ciğerde bulunan anormallikleri farkedebilir. Kan testlerinde güvercin proteinlerine karşı oluşan yüksek seviyedeki antikorlar gözlenebilir. Semptomları 48 saat görülmesine rağmen bir ya da iki hafta sürebilir. Her ne kadar semptomlar kendiliğinden geçse de semptomlar hala belirginken doktora gözükmek kronik hale gelmesini önlemek için gereklidir. Kronik form ciğerlere zarar verdiğinden ciddi vakalarda ölümlere bile yol açabilirler. Başlıca semptomları; öksürük, nefes darlığı ve aşırı derecede kilo kaybıdır.

PFL ilk kez 1965 yılında literatüre girmiştir. PFL de kuş materyallerinin hastalığa sebep olduğu kanıtlanmamakla birlikte başlıca sebepler; dışkılar, tüyler ve de en önemlisi güvercin tozu ve partikülleridir.

Genel Risk Durumları

Salma temizliği: Dışkıların çoğalmalarına kesinlikle izin vermeyin. En tehlikeli partiküllerin kaynağı dışkılardır. Partiküllerin temizlenmesinde en etkili yol elektrik süpürgesidir. Makineden geçen tozun tekrar havaya yayılmasını önlemek için filtre koyun. Salmanın içini periyodik olarak yıkayın. Yıkama kuruma için güzel bir günde ve sabah yapılmalıdır.

Güvercinlerin elle tutulması: Güvercin ele alındığında partiküller de ele geçerek ağız-burun yoluyla vücudumuza girebilir. Sürü egzersiz için dışarı bırakıldığında hepsinin aynı anda kanat çırpması salmada bulunan bütün tozları kaldırmaktadır ve 10-15 dakika geçtikten sonra bile normal seviyesine dönmez. Kuşları serbest bıraktıktan sonra salma iyice havalandırılmalı ve tozlar inene kadar terk edilmelidir. Salmada kalmak zorunluluk ise mutlaka maske takılmalıdır. Tüy dönemlerinde bu gizli partiküller önemli derecede artış göstermektedir.

Kişisel Korunma Yolları

Maskeler: İlk olarak 1982 yılında yapılmış, çeşitli tip ve boyutlarda kuş besleyenler için yapılmış maskeler bulunmaktadır. Maske takarken en önemli nokta yüzünüze tam oturmasıdır. Hasta maskelerini takmanın bir faydası yoktur. Aile fertlerini üzerinde taşıdığı kıyafetlerden dolayı risk altına sokmamak salma içinde için koruyucu elbise giyilmelidir. Güvercin besleyicilerinin aileleri de güvercinlerle hiç bir teması olmamasına rağmen etkilenmektedirler. Bunun sebebi yetiştiricilerin partikülleri kıyafetleriyle evlerine taşımalarıdır. Salmada giyilen kirli kıyafetler orada çıkartılmalı ve özellikle ayakkabılar için kolay çıkartılabilen koruyucular kullanılmalıdır. Partiküller cild üzerinde de çoğalabildiklerinden eller bol su ve sabunla yıkanmalıdır.

Güvercin hareketleri: Güvercinlerin kümes içerisinde faslaca kanat çırpmaları havada tozların daha çok yayılmasına sebep olur. Salmaların dizaynı, güvercinlerinizi yakalamaya çalıştığınızda kanat çırpıp kaçamayacakları şekilde yapılmalıdır. Kuşlarınızı kendinize alıştırmanız bu sebepten önem taşır.

Sık banyo: Kuşlarınıza salmalarınızın dışında banyo yaptırmanız önerilir. Üok fazla banyo yaptırmaya gerek yoktur. Kuşlarınız kendilerini banyo düzenine alıştırırlar. Güvercinlere yarış öncesi 3 gün banyo yaptırılmaz ki yarışta yağabilecek yağmurdan korunmak için kanatlarında yeterli balmumu olabilsin.

Güvercin sayısı: İhtiyacınızdan daha fazla kuş beslemeyin. Salmada fazla kuş daha fazla partiküllerin çoğalamasına sebep olur.

Bazı insanlarda hiçbir allerjik reaksiyon göstermemekle birlikte önlem olarak kuşlarınızla gün içinde salmalarda 40 dakikadan fazla kontakt kurmamak gerekir. PFL de en büyük problem ondan nasıl korunacağını bilmektir. Daha basitleştirirsek bu (PFL) güvercinlere karşı bir alerjik reaksiyondur. Aynı kedilere, köpeklere ve belirli yiyeceklere karşı olan alerjik reaksiyon gibidir. Açık havada (meydanlar gibi) bu problemden yakınmak imkansızdır.
Basel'in Sokak Güvercinleri
Kentlileşen Güvercinlerin Tarihi

Kaya güvercini, tarla güvercinleri ve bütün ev güvercini cinslerinin atasıdır. Kaya güvercinlerinin, ne yazık ki ev güvercinleriyle karışma işlemlerinden dolayı kendi asıl genetik kimliği tehdit ediliyor. Bin yıllardır süre gelen güvercin beslenmesi geleneğinden dolayı, günümüzde saf kaya güvercinlerinin mevcudiyetlerinden dahi şüphe ediliyor.

Tarla güvercinleri yarı evcilleşmiş yararlı güvercinlerdir. Onlar yaşam biçimleri ve görünümleriyle asıl formlarına çok yakınlardır. Üevre koşullarına karşı oldukça dirençli ve kanaatkar oldukları ve tarım alanlarında büyük ölçüde kendi başlarına beslenebildikleri için Roma zamanından bugüne kadar, güvercinler köy hayatının önemli bir unsuru olmuşlardır. İnsanlar onların dışkısından gübre kazanmış ve etleriyle beslenmişlerdir. Ev güvercinlerimizin çoğu, kaya güvercinlerinden yetiştirilmiştir. Ev güvercinleri, yetiştirici tarafından beslenen ve evde tutulan güvercinlerdir. Eskiden ev güvercinleri, çoğu zaman şehirlerdeki tavan arası kümeslerinde beslenirlerdi. Cins güvercinlerde, yetiştirme standardıyla tayin edilen görüntülerine değer verilirdi. Posta güvercinleri ise, eve geri dönme kabiliyetine göre seçilirdi. Muhtemelen on bin yıl önce başlayan tarım zamanına bağlı olarak, erken evcilleşen kaya güvercinleri, yani şimdinin ev güvercinleri insanların himayesinden kurtulup şehirlere göç etmişlerdir. Sokak güvercinlerinin ilk izlerine eski Mezopotamya’da rastlanmıştır. Üivi yazılı dokümanlarda, bir "Sokak Pisliği Kuşu" bildiriliyor. Büyük olasılıkla güvercinlerden bahsedildiği sanılıyor. Eski Roma kayıtlarında da sokak güvercinine rastlanıyor. Romalı yazarlar eserlerinde, evlerin çatılarında kuluçkaya yatan sokak güvercinlerinden söz etmişlerdir.

Tinos'un güvercin evleri

Yunan adası Tinos, en eskisi 18. yy.da yapılan güzel güvercin evleriyle tanınmıştır. Yunan adası, tarla güvercinlerinden sokak güvercinlerinin oluşabileceğinin bir örneğidir. Tinos'ta sosyal statü sembolü olarak o zamanlar her ailenin küçük bir kilisesi ve içinde yaklaşık yüz çiftin kuluçkaya yatabileceği büyüklükte bir kuş evi vardı. Bu güvercinlerin doğal besin kaynakları başlıca tohumlar ve yaban otlarıyla sınırlı olduğu için, senede sadece üç dört civciv yetiştirebilirler. Serbest doğada yaşam şartları daha zordur. Ama şehirde hal değişik gözüküyor. Tinos'ta son yıllarda büyüyen turizmle, çöplerden beslenen sokak güvercinleri toplulukları oluşmuştur. Yiyecek temin etme bakımından sokak güvercinleri için şimdi şartlar daha kolay. Artık fakir doğada yorularak yiyecek bulmak gerekmiyor, çünkü bunlar sokaklarda bol miktarda var.

Serbest yaşayan ilk güvercinler, muhtemel olarak, kuluçkaya yatabilmek için kayalara benzeyen ortamlardan dolayı şehirlerimize gelmişlerdir. İnsanların yaşam alanları olan binaların güvercinlerin mevcudiyeti açısından önemini anlamak için tarihte, güvercinlerin altın çağı olarak da nitelendirilen devre, MÜ. 332 – MS. 640 yıllarının Mısır'ına dönüyoruz. Nil deltası dümdüz ve kayalıklardan yoksun olduğu için güvercinlerin kuluçkaya yatmasına elverişli değildir. Durum böyle olduğundan, bu bölgede kaya güvercinlerine rastlanmamakta. İnsanlar, güvercinleri kendi yaşam alanlarına çekmek istediklerinden, güvercinlerin hayatta kalmasını sağlayacak güvercin kuleleriyle onlara kuluçka imkanı yaratmışlardır. Bu kuleler, binalar dışında yuva yapacak bir yer bulamayan tarla güvercinleri ile dolup taşıyordu. Güvercin pisliği tarlalarda kullanılan değerli bir gübre olurken, civcivler de gıda olarak kullanılıyordu. Güvercin pisliği gübre dışında sebze ve meyvelerde tatlandırıcı olarak da kullanıldı. Güvercinler için şehir, öncelikle yedek bir kayalık görevini üstleniyordu. Günümüzde ise, şehirde besin temellerinin oluşmasıyla doğada yiyecek arayışına girmek cazibesini ve anlamını yitirdi.

Basel'in sokak güvercinleri

şehir merkezinden geçtiğimizde, sokak güvercinleri belki de en dikkat çekici görüntü olarak karşımıza çıkıyor. Kuluçkaya yatmak için, öncelikle duvarlardaki oyukları ve yüksek binaların karanlık mekanlarını seçen sokak güvercinleri, şehirdeki yaşam şartlarına mümkün olduğunca iyi uyum sağladıkları anlaşılıyor. Bunun için, sokak güvercinlerine asıl geldikleri yerlerdeki benzer yaşama alanları sunan binalarla kabartılmış Basel şehrinin büyük rölyefi çok uygun. Yabanileşmiş ev güvercinleri olan sokak güvercinlerinin, Akdeniz bölgesi "Columbia livia" kaya güvercinlerinden türedikleri biliniyor.

Sokak güvercinleri: Zenginlik mi, yoksa eziyet mi?

Birçok insan için güvercinler, evcilleşmemiş hayvanların gözlemlenmesini sağlaması bakımından çok önemlidirler. Onlar şehri canlandırıyorlar ve hayvanlara bakışımızı olumlu yönde etkiliyorlar. Ama madalyonun diğer yüzü de var. Sokak güvercinleri bazı insanlar için yedek çocuk ya da hayatın içeriğiyle ilgili bir anlam taşırken, başkaları için ise bir eziyet olarak görülüyor. Peki niçin? Bu soru güvercinleri yemlemekle bağlantılı olarak ve ondan kaynaklanan güvercin sayısının çoğalmasıyla cevaplanabilir. Büyük güvercin toplulukları, sorunlara yol açıyor. Pek çok hayvan dostu, güvercinleri yemlemenin hayır olduğunu düşünürler. Lakin bu büyük bir yanılgıdır. Üünkü kuşyemi tek yönlü beslenme sağladığı için hayvanlarda mineral ve vitamin eksikliğine yol açıyor. Bunun yanı sıra yemlemek, güvercin topluluklarının aşırı büyümesine neden oluyor. Bu da değişik zorlukları beraberinde getiriyor. Aktiviteleriyle kayaları bile tahrip edebilen küf mantarının çoğalması için ideal bir ortam sunan güvercin dışkısı, temizliği sürekli yapılamayan bina ve anıtlara hasar verebilmektedir.

Yüksek sayıdaki güvercin mevcudiyeti, güvercinlerin yuva yeri bulmalarını da zorlaştırıyor. Yuva sıkıntısı, var olan yuvalar üzerinde büyük baskı oluşturuyor. Bunun sonucunda stres, hastalık, parazitlerin getirdiği eziyet ilk önce güvercinlerin kendilerini vuruyor. Bu arada yuvalardan göç eden parazitler, insanlara da zarar verebiliyor. Elverişsiz yemlenmenin yol açtığı mineral ve vitamin eksikliğini gidermek için güvenciler, doğalarına yabancı bir davranışa da zorlanıyorlar; yeşil alanlardaki tomurcuk ve yaprakları yiyerek bitki örtüsüne zarar verebiliyorlar. Hasta hayvanlar yabanıl doğada normalde ilk olarak düşmanlarına kurban düşerler. şehirde ise düşmanların eksik olması, doğadakinden uzun süre hayatta kalmalarına sebep olur. Ve bu şekilde hastalıkları çevrelerine ve bu arada da insanlara bulaştırabilirler. Bütün bunlar, şehirde uygun sayıda sağlıklı güvercin toplulukları oluşabilmesi ve aşırı çoğalmaya yol açmamak için güvercinleri doğal yem arayışına bırakmanın en doğru davranış olduğunu göstermektedir.

Basellilerin, sokak güvercinlerini dikkatsizce yemleyerek, sayılarının aşırı çoğalmasını sağladıkları biliniyor. Basel’de bu durumu değerlendiren yetkililer, güvercin sayısını kontrol altına almak için 1976’da "yem verme yasağı" getiriyorlar. Fakat halkın baskısı üzerine bu yasak aynı yıl kaldırılıyor. Basel Üniversitesi ve Sağlık Bakanlığı'nın işbirliğiyle 1988'de hayvanları koruma perspektifi ile yeni bir "güvercin harekatı" başlatıldı. Gaye halkı, kontrolsüz güvercin yemlemenin yol açacağı sayı patlamasının, şehre hijyenik zorluklar ve sokak kuşlarından bulaşabilecek hastalıklar gibi problemler getirebileceği hususunda bilgilendirmekti. İstenilen küçük ama sağlıklı bir güvercin topluluğunun mevcudiyeti idi. Bugün halen varlığını devam ettiren güvercinlikler kuruldu. Güvercinlikte görevli bir bekçi, düzenli olarak temizlik yapıyor, hayvanları kontrol ediyor ve gerektiğinde yumurtalarını değiştiriyordu. Aynı zamanda güvercinlerin yemlenmesinin başta hayvanların kendilerine zarar vereceğini vurgulayan "hayvan korumak, güvercinleri yemlemek değil” sloganıyla halk aydınlatıldı. Basellilerin çoğunun bu ifadeyi anladıkları, kontrolsüz yemlemenin oldukça azalmasından belli oluyordu. Sonuç olarak, sokak güvercinlerinin sayısında kısa bir zaman içerisinde büyük düşüş kaydedildi. Bugün Basel şehrinde sağlıklı güvercinler yaşıyor. Bu da tabii bütün hayvan dostlarını sevindiriyor. Bu model sokak güvercinleriyle ilgili problemlerin çözümünde bir örnek teşkil etti; öyle ki yurt içi ve yurt dışında pek çok şehir tarafından devralındı ve başarıyla gerçekleştirildi.

20. yy. başında çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Basel’de de güvercin mevcudiyetinde düşüş yaşandı. Eskiden, yollar günümüzdeki gibi asfalt yapılı olmadığından, yollarda ince tahta kaplamalar vardı ve bunların aralıklarında ve deliklerinde güvercinler için yem birikirdi. Yolların giderek asfaltlanması güvercin mevcudiyetinde gerilemeye neden oldu. Asfalt sokaklar temizlendikten sonra, geriye güvercinlerin beslenmesi için hiçbir artık kalmıyordu. Sokak güvercini sayısının azalmasında, trafikte at arabalarının yerini motorlu taşıtların alması da önemli bir etkendi, çünkü etrafa saçılan tahıllar da güvercinlere yem oluyordu.
TÜRK TOPLUMUNDA GÜVERCİN

Ülkemizde başta güvercinler olmak üzere şehirlerde insanlarla birlikte yaşayan kuşların tümüne karşı bir acıma ve buna bağlı olarak gelişen bir yardım etme duygusu vardır. Kuşlara yem vermek, onlara iyi davranmak dinen sevap kazanmak anlamına gelmektedir. Böyle davranan kişiler ruhen kendilerini daha rahat hissetmektedirler. Bu geleneğin bize Osmanlı toplumundan miras kaldığını söyleyebiliriz. Osmanlı toplumunda halk içinde daha çok dini yaklaşımlar sonucu güvercin hep kutsal bir kuş olarak kabul edilmiştir. Kuran’da yer alan Hz. Muhammet’in Kureyşliler’den kaçarken saklandığı mağarada bir güvercinin ona yardım etmesi olayı ve Hacı Bektaşi Veli’nin Horasan’dan Anadolu’ya gelirken güvercin kılığında geldiği yolunda ki rivayetler sonucu halk arasında güvercinler hep özel bir öneme sahip olmuşlardır.

Ahmet Haşim 1921 yılında yayımlanan “Gurebahane–i Laklakan” (Yoksul leylekler bakımevi) adlı eserinde Bursa’da Haffaflar çarşısından (ayakkabıcılar çarşısı) bahseder. Bu çarşının orta yerinde bulunan meydanda kanadı ya da bacağı kırık leyleklerin, bunamış kargaların ve çeşitli sakat kuşların toplandığını ve çarşı esnafının aralarında topladığı paralar ile bütün bu kuşlara yıllarca baktığını anlatır.

Ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın aktardığına göre, Sivaslı bir tüccar iki dükkanının gelirlerinin tamamını kuşlara yem alınması için vakfetmiştir. Dolmabahçe Sarayı bahçesine bugün de görülebilen bir kuş hastanesi bulunmaktadır. Bu örnekleri çoğaltabilmek mümkündür. Hatta bizim toplumumuzda kuş ve insan ilişkisi öyle bir noktaya gelmiştir ki, havada uçan kuşun üzerimize pislemesini bile bir uğur ve hayır işareti olarak kabul etmişizdir.

Bütün bunların kökeni, Türklerin İslamiyet öncesi şamanizm döneminden kaynaklanan ve şamanizm felsefesi ile beslenen bir kuş sevgisinden kaynaklanmaktadır. Bu felsefe Türk topluluklarının etken olduğu beylikler dönemi, Selçuklu dönemi ve son olarak da Osmanlı devleti döneminde de varlığını belli biçimlerde devam ettirerek günümüze kadar ulaşmıştır.

ANADOLU’DA YABANİ GÜVERCİN BAKICILIğININ TARİHÜESİ

Yabani güvercinler eski devirlerde esas olarak gübresi ve eti için beslenmişlerdir. Güvercin gübresinin bitkiler için çok yararlı olduğunu gören çiftçiler bu gübreyi daha sistematik ve düzenli bir biçimde elde edebilmek için çeşitli yollar denemişlerdir.

Yabani güvercinlerin ülkemizde bu amaçlar için ne zamandan beri kullanıldıkları konusunda elimizde bir belge bulunmamaktadır. Ancak Anadolu’da güvercin yetiştiriciliğinin bilinen tarihinin MÜ. 3000 yıllarında başladığı düşünülürse, bu kullanım tarzının eş zamanlı olarak gelişmiş olabileceği kabul edilebilir. Ülkemizde yabani güvercinlere daha çok dini duygularla bakılmaktadır. Bunun yanı sıra gübresi için bakılmaları yaygındır. Yabani güvercinlerin eti için bakılmaları olayı ülkemizde sadece Diyarbakır bölgesinde Osmanlı Devleti döneminde görülmektedir. Bu olayın Arap etkisi ile gelişmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

GÜBRE GEREKSİNİMİ İÜİN BAKICILIK

Yabani güvercin bakıcılığının en önemli nedenlerinden biri gübre gereksinimidir. Güvercin gübresi oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir. Bileşiminde yaklaşık % 25 organik madde, % 2 azot, % 1 fosforik asit bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde “koğa” adı verilen güvercin gübresinin önemli bir ihraç ürünü olduğu bilinmektedir. Osmanlı devlet arşivinde yurt dışından gelen gübre talepleri ve yurt dışına yapılan çeşitli satışlara ilişkin belgeler bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde güvercin gübresinin Kapadokya bölgesinde üzüm bağlarında ve Diyarbakır çevresinde ise karpuz yetiştiriciliğinde kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım şekli günümüzde de kısmen varlığını sürdürmekle birlikte suni gübrelerin yaygınlaşması sonucu artık pek kalmamıştır. Gübre gereksinimi için yabani güvercin bakıcılığında, gübrenin düzenli toplanabilmesi ve birikmesini sağlayabilmek için bazı yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu yapılar Kapadokya’da “güvercinlik” ve Diyarbakır’da “boranhane” olarak karşımıza çıkmaktadır.

KAPADOKYA’NIN GÜVERCİNLİKLERİ

Kapadokya bölgesini gezen ziyaretçiler peribacaları, kayalara oyulmuş kilise ve manastırlar ile yer altı şehirleri arasında fantastik bir yolculuk yaparken genellikle güvercinliklere fazla dikkat etmezler. En yaygın örneklerini Kapadokya bölgesinde gördüğümüz güvercinlikler, bölge çiftçisinin üzüm bağlarından daha fazla verim alabilmek amacıyla güvercin gübresi kullanma geleneğinden kaynaklanmaktadır. Bu amaçla bir çok güvercinlik inşa edilmiştir. Bu bölgede karşılaştığımız güvercinlikler, daha çok kayalara oyulmuş odacıklar şeklindedir.

Ancak kesme taştan yapılmış ev benzeri yapı tipinde olanları da bulunmaktadır. Bazen de yöredeki bir kaya manastırının ön cephesi duvarla kapatılıp içi güvercinlik haline getirilmiştir. Üavuşin Kasabası yakınlarındaki Üavuşin Kilisesi, Göreme’de Kılıçlar Meryemana Kilisesi ve Karşıbucak vadisinde yer alan kiliseler buna en iyi örnektir. Bugün güvercinlik olarak kullanılmış manastır ve kiliselerde fresklerinin sağlam kalmasını güvercinlere borçluyuz. Üünkü bu sayede freskler özellikle insanlar tarafından yapılan tahribattan korunmuşlardır. Bölgedeki güvercinliklerin en yoğun rastlandığı yerler, Ürgüp’te Üzengi vadisi ve Kayseri ili sınırları içersinde kalan Soğanlı vadisidir. Soğanlı vadisinde bulunan güvercinlikler 7–8 katlı olarak inşa edilmiş oldukça büyük yapılardır. Bunun yanı sıra, Uçhisar civarındaki vadiler, Göreme’de Kılıçlar ve Güllüdere vadileri, Ortahisar’da Balkanderesi ve Kızılçukur vadileri, Nevşehir yakınlarındaki Üat vadisi sayılabilir.

Bu bölgedeki güvercinliklerin en eski örnekleri 18. yüz yılda yapılmıştır. Bu yüz yıldan kalma olanların sayısı fazla değildir. Ağırlıklı olarak buradaki güvercinlikler 19. yüz yıl ve 20. yüz yılın başlarında inşa edilmişlerdir. Buradaki güvercinlikler 18. yüz yıl başında bölgeyi ziyaret eden batılı gezginlerin de dikkatini çekmiştir. Bu gezginlerden Charles Texier ve William Hamilton anılarında ve çizdikleri gravürlerde güvercinliklere dikkat çekmişlerdir
GÜVERCİNLİKLERDE KULLANILAN SÜSLEMELER

Kapadokya bölgesi güvercinliklerinde dış cephede çeşitli süslemelerle karşılaşılmaktadır. Bu bakımdan güvercinlikler bize, Türk–İslam halk resim sanatının ender örneklerini görebilme olanağı sunmaktadırlar. Güvercinliklerde oldukça yaygın olarak kullanılan kırmızı renk, bölgeye has “Yoşa” adıyla tanınan bir toprak türünden elde edilmektedir. Yoşa’nın yanı sıra güvercinliklerin dış yüzeyinde yapılan süslemelerde çeşitli bitkilerden elde edilen kök boyalar ve demir oksit içeren topraklardan elde edilen boyalar da kullanılmıştır.

Güvercinlik süslemelerinde kilim motiflerine sıklıkla rastlanmaktadır. Güvercinlikler üzerinde çeşitli geometrik desenler, bölgedeki sosyal yaşantıyı yansıtan figürler ile bitki ve hayvan motifleri sıklıkla bulunmaktadır. Bu figürler arasında nargile içen adamlar ve kılıç kalkan oynayan çizimler dikkat çekicidir. Göreme, Üavuşin ve Zelve vadilerindeki güvercinliklerde çark-ı felek motiflerine çoğunlukla rastlanmaktadır. Eski dönemlerde dört rüzgar tanrısını temsil etmiş olmasına karşın günümüzde dönen dünyayı, dönen kaderi, feleğin ve aşkın çemberini simgeleyen çarkı felek motiflerinin yanı sıra, üstünde kuş tünemiş hayat ağacı ve nar motifleri de çark-ı felek motifleri gibi yaygındır.

şaman geleneklerinden kaynaklanan hayat ağacı, öteki dünyaya geçişi sağlayan yolu simgelemektedir. Hayat ağacı üzerinde yer alan kuşlar ise ağaca bekçilik yapan ve bu yolculukta insanlara eşlik eden yaratıklardır. Cenneti, bolluğu ve bereketi temsil eden nar ise Anadolu’da tarih boyunca kutsal bir meyve olarak kabul edilmektedir.

Yukarıda bahsedilen motiflerin yanı sıra bazı güvercinliklerde Eski Türkçe ile yazılmış kitabeler de yer almaktadır. Genellikle güvercinliğin yapıldığı tarih, “Maşallah” ve “Allah” kelimeleri ile nadir de olsa güvercinliğin sahibinin kimliği ve mesleğini belirtir yazılar da bulunmaktadır
GÜVERCİNLİKLERİN İNşA TEKNİğİ

Güvercinlikler inşa edilirken su kaynaklarına yakın olmasına, vadiden yüksek bir yerde bulunmasına ve giriş ağızlarının yönlerine dikkat edildiği göze çarpmaktadır. Güvercinliklerin giriş ağzı yönleri genellikle vadilerin doğu ya da güney tarafına bakmaktadır. Böylece kuşların kış aylarında soğuktan etkilenmelerinin önüne geçilmeye çalışıldığı gibi güvercinliklerin içinin güneş almasına da özen gösterilmiştir.

Güvercinlikler genellikle kayalara oyulmuş bir oda şeklindedirler. Bu odanın içi 5–10 m2 büyüklüğündedir. Odanın dış cephesi güvercinler için giriş kapısı görevini gören oldukça dar 4–5 delikten oluşmaktadır. Bu giriş deliklerinin etrafı boyanıp süslenerek kuşların dikkati çekilmektedir. Odaların içinde duvarlarda kuşların yumurtlaması için açılmış uygun büyüklükte çeşitli oyuklar (nişler) yapılmıştır. Gene oda içinde duvardan duvara uzayan ahşap tünekler yer almaktadır. Böylece yerde biriken gübrenin toplanması kolaylaşmaktadır. Bir güvercinlik en az 100 güvercini barındırabilecek kapasitededir. Güvercinlikler vadi seviyesinden oldukça yükseklerde kayalar üzerine inşa edilmişlerdir. Böylece güvercinlerin insan ve diğer canlılardan fazla rahatsız olmamalarına özen gösterilmektedir. Güvercinliklerin tilki, fare, sansar, gelincik gibi zararlı hayvanlardan korunabilmesi amacı ile ayrıca güvercinliklerin dış cephesine alçı, yumurta akı ve kireç kaymağı karıştırılarak yapılan bir karışım sürülmektedir. Bu karışım zararlı hayvanların ayaklarının kaymasına neden olarak onların güvercinliklere ulaşabilmesini zorlaştırmaktadır. Dış cephede gübrenin toplanabilmesi için bir de insanın girişine olanak verilen tünel şeklinde kapı bulunmaktadır. Bu kapıya çıkış ise genellikle merdiven kullanarak yapılmaktadır.

Güvercinin kemiklerinin ağırlığı, tüylerinden daha hafiftir..

Kuluçkaya yatmış olan bir kuşun, belirli aralıklarla yumurtalarını çevirmesinin nedeni nedir?

Kuşlarda kuluçkaya yatma, vücut ısısı yardımıyla yumurta içindeki embriyo gelişiminin tamamlanmasına yardımcı olur. Karnın alt kısmında, kuluçka bölgesi adı verilen ve kuluçka zamanında tüyleri dökülen bölgedeki kılcal damarlardan yumurtaya geçirilen ısı, embriyonun gelişim sürecini tamamlamasında önemli rol oynar. Üoğu kuş türünde, kuluçka esnasında yumurtaların çevrilmesi davranışı görülür. Bunu, vücuttan yumurtaya geçen ısının ve yumurta içeriğindeki besin maddesinin (yolk), yumurta içerisinde homojen (eşit) bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla yaparlar. Ayrıca embriyonun gelişim sürecinde, doku farklılaşması için gerekli olan hücre göçlerinde yerçekiminin etkisi vardır. Yumurtanın çevrilmesi sayesinde, yerçekimi etkisi de düzgün bir şekilde dağıtılarak, hücre göçünün seyrine de yardımcı olunur.

Deniz Candaş
ferahzade
Arşiv Yazarı
 
Mesajlar: 975
Kayıt: 18 Ara 2003 20:42
Konum: BALIKESİR/AYVALIK
Irklar: ÇORUM ÇIPLAK, MARDİN
Doğum Tarihi: 01 Oca 1968

Dön Güvercin ile Bilim

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir