..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Dolapçı ırkı özel bölümü

Moderatörler: Forum Admin, Rahmi Bozkır

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen sinan solaklar » 24 Eyl 2009 21:44

Iyi Aksamlar,
Bugun Turkiyede bulunan kuslarin cogunun orta Asyadan getirilip Selcuklular tarafindan yetistirildigi fikrine maalesef pek katilamiyorum.
Tabiki insanlar Anadoluya yerlestiklerinde geldikleri yerlerden gelirken veya sonradan ordaki kuslardan getirmisler veya getirtmislerdir.Bu durum bugunde durmaksizin devam ediyor.Almanyadaki Turklerin goturdugu kuslar veya Balkanlardan buraya gelen kuslar vs.vs.
Bir kusun nerden geldigini takip icin en basit yontem o insanlarin geldikleri yerde o cins kusun olup olmadigina bakmak gerekir.
Konyali oldugum icin ozellikle Konya kuslari ilgimi cekiyor.Bugun icin dunyada lokal olarak kalan ender 3-5 cinsden ikisi Konyadadir,eskiden enseli veya deste kuyruk dedigimiz bugunku Selcuklu ve Taklambac kuslari.Bunlar hala Konya disinda pek yoktur.Taklambacin ise soyu tukenmek uzeredir.Bir ucuncu cins ise demkestir.
Bu cinslerden demkesin orta Asyadan goclerle gelmis olmasi kuvvetle muhtemeldir,bu irkin benzeri veya koku Buhara olabilir.Ama deste kuyruk konusunda ayni seyleri soylemenin pek mumkun olmadigini goruyorum.Eski Yunan vazolari uzerinde bu irka cok benzeyen kuslarin resimlerini bulmak mumkun.Taklambac konusunda ise pek bir arastirma yapamadim.
10.yuzyilda atalarimiz Anadoluya gelmedende bu ulkede guvercincilik hemde ileri duzeyde var idi.Ilk guvercin ile mektup yollanmasi MO 200-300' e gitmektedir keza Kapadokyadaki,Suriyedeki ve Misirdaki guvercinlikler bize kusculugun hemde profesyonel anlamda var oldugunu gostermektedir.
Ozetlersem arastirmalarda goz onune alinmasi gereken onemli husus Anadoluda guvercinciligin Turklerden evvelde var olmus oldugu bizim ise bunun uzerine ne koydugumuz olmalidir.
Belki boylece daha saglam sonuclara varabiliriz.
Selamlar
Sinan
sinan solaklar
Deneyimli Üye
 
Mesajlar: 84
Kayıt: 05 Kas 2003 21:51

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Hayri ÜN » 25 Eyl 2009 0:12

Sevgili Sinan Bey,

Konuya katkılarınız için teşekkür ederim.. Uzun zamandan beri forumda hasret kaldığımız fikir içerikli bir yazı olmuş…

Sizin söylediklerinizi ben de söylemeye çalışmıştım… Bizim bu yazıları hazırlarken çıkış tarihimiz 1200’lü yıllar olmuştur… Daha öncesi ile ilgili fazla yorum yapmadık… Yani bu kuşların daha öncesini tespit etmek hakikaten çok zor… Bununla birlikte 1200-1400’lü yıllardan itibaren yorum yapabilmek için elimizde verilerimiz var… en azından o yıllarda bu kuşların Türkmenler eli ile yer değiştiğine dair çok ciddi bulgular var… Bunları daha önce de bu başlık altında paylaşmıştık…

Bugüne kadar karşılaştığım bilgi ve belgelere göre güvercinler ve hatta diğer hayvan ırkları ile ilgili en büyük ıslah ve geliştirme faaliyetlerinin 1800’lü yıllarda balkanlarda ve 1000’li yıllarda Selçuklularda olduğunu görebilmekteyiz… 1800’lü yıllarda yapılan çalışmalar yazılı belgeler ve fotoğraflar olması nedeni ile biraz daha net… ancak 1000’lü yıllar biraz daha bulanık..

Ancak Daha önce de yazdığım gibi:

HUN yazdı:Ben kesinlikle ecdadımızın bu konuda yazılı belgeler bıraktığına inanıyorum. Özellikle Selçukluların tarihi incelendiğinde sanat ve kültür de çok ileri olduklarını özellikle bıraktıkları eserlerden görebilmekteyiz. Bu kadar güzel eserler bırakmış kişilerin bunları kayıt altına almamaları düşünülemez. Bu konuda aslında bizim torunlar olarak vefasızlığımızın yanında son yüzyılda biz Türkleri sadece göçebe çadır eşrafı olarak gösterme gayretinin olduğuna inanıyorum. Çünkü özellikle bizim tarihimiz derinlemesine araştırılmıyor. Ancak bizansa ait ne kadar eser varsa en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarılıyor. Ayrıca savaşlar sırasında yakılıp yıkılan kütüphaneler de yazılı belgelere ulaşılmasını zorlaştırıyor. Bunlardan birini de bildiğiniz gibi Timur Anadolu’ya girdiğinde yapmıştır. Ayrıca daha önce de yazdığımız gibi bu Türk tarihi ile ilgili derinlemesine araştırmaların çok fazla yapılmaması da için cabası…


Yine bu kuşların geliştirilmeleri ile ilgili aşağıdaki ifadeleri kullanılmıştım..,

HUN yazdı:Eğer bu kuşların milyonlarca yıl öncesini soruyorsan bu konuda çok ciddi bir bilgimiz yok... Bizim bilgilerimiz bu kuşların Anadolu'ya getirilmesi ile başlıyor... Bu kuşlar Orta Asya ve Mezapotamya'da nasıl vardı? Selçukluların bu konuda katkılara nelerdir? Selçuklu türkleri bu kuşları çaprazlayarak mı geliştirdiler? yoksa benzer olanları ayıklayarak mı ırk haline getirdiler? şu anda bunların cevaplarını bulmak biraz zor görünüyor... Ancak gerçek olan bu kuşların türkmenler ile bile hareket ettikleri ve taşındıklarıdır...


Sinan Bey’in eleştirilerinden sonra yukarıdaki ifadenin aşağıdaki gibi olmasının daha doğru olacağına inanıyorum…

Eğer bu kuşların binlerce-milyonlarca yıl öncesini soruyorsan bu konuda çok ciddi bir bilgimiz yok... Bizim bilgilerimiz bu kuşların Anadolu'da görülmeleri ile başlıyor... Bu kuşlar Orta Asya, Mezapotamya ve Anadolu'da nasıl vardı? Selçukluların bu konuda katkılara nelerdir? Selçuklu türkleri bu kuşları çaprazlayarak mı geliştirdiler? yoksa benzer olanları ayıklayarak mı ırk haline getirdiler? şu anda bunların cevaplarını bulmak biraz zor görünüyor... Ancak gerçek olan bu kuşların Anadolu’nun Türkleşmesi ile birlikte Türkmenler ile hareket ettikleri ve taşındıklarıdır...

Bana bugün birisi Türkler geldiğinde Denizli’de dolapçı, azman (denizli bangosu), tokur ve katal var olduğunu ispat ederse; şahsen bunu yadırgamam… hatta bu bizim ecdadımızın tabiata, çevreye ve hayvanlara nasıl sahip çıktığını gösterir… Yani bazılarının dayatmaya çalıştığı gibi yakıp, yıkan barbarlar değil, aslında ne kadar medeni olduklarını gösterir. Zaten bunun bir örneği yine Denizli’de vardır…

“Denizli’nin Helenistik dönemde adı Laodikya (Laodikeia), Selçuklular döneminde ise Ladik'tir. Üniversitemiz tarafından yapılmakta olan kazılarda 2000 yıl öncesine ait bir horoz kabartması bulunmuş olup tüm özellikleriyle günümüzde varlığı devam eden Denizli Horozu'na benzetilmiş ve Denizli Horozu'nun geçmişi hakkında önemli bir ipucu olarak kabul edilmiştir. Denizli Horozu'nun Agora bölgesinin kemerli girişinde vurgulanan kabartma ile o dönemde de Denizli'yi simgelediğini anlayabiliyoruz.”

Ayrıca Sinan Bey’in aşağıdaki ifadelerine kesinlikle katılıyorum ve bugüne kadar bu değerlendirmeye göre yazılarımızı yazdığımızı ve şemaları da buna göre çizdiğimizi belirtmek istiyorum…

sinan solaklar yazdı:Bir kusun nerden geldiğini takip için en basit yöntem o insanların geldikleri yerde o cins kusun olup olmadığına bakmak gerekir.


Bu hassasiyetimizi ege bölgesinde beslenen “yerli dönücü ırklarımızı” tanımlarken özellikle kullandık… Eskiden vardı ancak şu anda kayboldu denilen ırkları dikkate almamamızın en büyük sebebi de budur… Mesela dönüş ve vücut yapısı olarak çok mükemmel bir ırk olduğu iddia edilen bir “düz dönek” ırkının yok olması bir anda kaybolması bence kabul edilemez…. Onun yerine oyun performansı daha düşük olan yerel ırklara sahip çıkılması çok da kabul edilebilecek bir iddia olarak düşünülemez… Ayrıca her şeyden önce sizin de değindiğiniz gibi bu kuşu görmek ve kıyaslamak zaten imkânsız… Bu yüzden Yerli ırklarda bulunan özelliklerin onda bulunup bulunmadığını belirlemek mümkün de değil… Konuları yorumlarken ve açıklarken belirttiğiniz kriter çok önemlidir…

Son olarak Sinan bey eğer kabul ederse aşağıdaki ifadelerini çok iddialı bulduğumu belirtmek istiyorum… 1000-2000 yıl öncesi ile ilgili ileri düzeyde kuşçuluk vardı demek biraz iddialı olmuş…

sinan solaklar yazdı:10. yuzyılda atalarımız Anadolu’ya gelmeden de bu ülkede güvercincilik hem de ileri düzeyde var idi. İlk güvercin ile mektup yollanması M.Ö. 200-300' e gitmektedir keza Kapadokya’daki, Suriye’deki ve Mısır’daki güvercinlikler bize kuşçuluğun hem de profesyonel anlamda var olduğunu göstermektedir.


Sinan Bey’e katkıları için tekrar teşekkür ederim… Ayrıca geçmiş yıllardaki kuşlar ve kuşçuluk ile ilgili bilgi, kaynak, resim ve fotoları paylaşabilirse; o tarihlerle ilgili daha sonra yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyorum…

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ' Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen İskender Damgacı » 25 Eyl 2009 13:08

Sinan Bey Merhabalar,
Konuya katılımınızdan bende memnuniyet duydum, teşekkür ederim...

İzninizle bazı konulara değinmek istiyorum. Anadolu Selçukluları'nın egemen olduğu topraklarda özgün güvercin ırklarının varlığını hissetmemek mümkün değil. Hayri bey'de bu konuya değinmiş... Selçuklular söz konusu özgün ırkları nasıl elde etmişler orası şimdilik belirgin değil. Orta Asya'dan var oldukları şekliyle getirildiklerine dair bir öngörümüzde mevcut değil. Yani ıslah çalışmalarından öncesini tam olarak bilemiyoruz. Islah çalışmalarıyla elde edilen ırkların, ırk isimlerinin ve renk isimlerinin yada oyunlarına verilen isimlendirmelerin Türkçe olması ıslah çalışmalarını yapanların Türkler olduğu tezini güçlendiriyor. Yine Hayri bey'in işaret ettiği gibi ecdadımızın kendinden öncekileri yok etmediğini çeşitli örneklerle bilebiliyoruz. Örneğin Konya'nın eski adı Konia imiş, Kayseri'nin ise Kaysarea imiş. Değiştirme yada tahribat yoluna girilmemiş...

Eğer Dolapçılar, Katallar, Azmanlar ve Tokurlar yada Selçuklu ırkı gibi diğer özgün ırklar Selçuklu Türkleri'nden önce var olsalardı eski isimleriyle yaşıyor olabilirlerdi diye düşünüyoruz. Irk isimleri olmasa bile bazı renk isimleri yada performanslarına ait güvercinlerle beraber yaşayarak günümüze kadar gelen yabancı kökenli isimlendirmeler-kelimeler olmalıydı. Bu düşüncemizi üniversitemizdeki öğretim görevlileriyle paylaştığımızda onay alıyoruz. Hatta başka yerlerde kullanılmakta olan "Mavi" renkte bizlerin "Gök" isimlendirmesini kullanması onlara çok orjinal gelmişti. Yine "Ciba" rengi veya kelimesi Selçuklu Türkleri döneminden kalma ve artık günümüzde kullanılmayan bir kelime imiş, sadece biz güvercin yetiştiricilerinin kullanıyor olması derinlik açısından önem kazanıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir... Dikkatinize verdiğim örnekler yalnızca Dolapçılar için geçerli değildir. Benzer örnekler Aydın Yerlisi, Ödemiş Yerlisi, Saya (Kelebek), Eski Oynak, Uşak Yerlisi gibi yerel ırklarımız içinde geçerlidir...

Denizli Güvercin Evi Derneği olarak bir Kronoloji hazırlıyoruz. Öncesi hakkında ayrıntılı bilgi ve belgelere henüz ulaşamadığımız için başlangıç olarak Anadolu Selçukluları'nı esas alıyoruz. Anadolu Selçukluları'ndan itibaren ulaştığımız bilgi ve belgeler tarihsel süreçle eşleştirildiğinde birbirini tamamlar durumda... Kronolojiyi 3 bölüm halinde hazırladık, şu an taslak halinde. Sürekli üzerinde konuşup tartışıyoruz ve yakında son düzenlemeleri yapılarak yayınlanacak. Ben incelemeniz ve görüşlerinizi bizimle paylaşmanız ümidiyle bu konuyla ilgili olduğu için 1. bölümünü foruma aktarıyorum. Sağlık ve esenlikler dilerim...

Resim
ResimResimResim
Büyük dedesinin ismini bilmeyen kimilerine Dolapçı'nın 800 yılından bahsedince ağır gelmiş olabilir, pardon!..
Kullanıcı avatarı
İskender Damgacı
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1486
Kayıt: 07 Kas 2003 16:49
Konum: Denizli

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Hayri ÜN » 25 Eyl 2009 15:28

Herkese selamlar,

Bir konu hakkında ciltlerle kitap yazabilirsiniz. hatta bir konuyu anlatırken konudan konuya geçerek insanları bilgi manyağı edersiniz ve insanlar bu bilgi karmaşasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu seçemezler ve sizin söylediklerinizin hepsinin doğru olduğunu kabul ederler...

Bu nedenle bir konunun özetini vermek ve belli bir tarih sıralamasına göre konuyu ilgililerin görüşlerine sunmak hem çok zordur hem de çok cesaret ister.... Çünkü insanlar anladıkları şey hakkında soru sormaya başlarlar... Benim ders anlatırken bir inancım vardır... Eğer öğrenciler derste soru soruyorlarsa konuyu anlamaya başlamışlar demektir... Yoksa boş boş dinlerler ve dersten çıkar giderler...

Bu açıdan bakıldığında hazırlanan resimli kronolojiyi hazırlamak çok ciddi bir emeğin ürünüdür... Hem de konuya ne kadar hakim olunduğunun bir göstergesidir....

Bu yüzden Denizli Güvercin Evi Derneği üyelerine ve destek verenlere bu kronolojiyi çok ciddi emekle zaman ayırıp hazırladıkları için hem tebrik hem de teşekkür ederim...

Gerisini de bekliyoruz...

Sevgi ve Saygılarımla...

Hayri ÜN 'Denizi
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Fırat Ekiz » 25 Eyl 2009 21:39

Tarih ilgi alanıma pek girmiyor fakat konu kuşlar olunca takip ediyorum ve görüyorumki üzerinde çok emek harcanıp beyin jimnastiği yapılarak ortaya çok güzel çalışmalar çıkıyor.
Şu güvercin denilen canlıdan yola çıkılarak tarihi çözümlemek, tarihi çözümleyerekte güvercine ulaşmak mümkünmüş.
GÜVERCİN =TARİH
Emeği geçen herkese teşekkürler, devamını bekliyoruz :shock:
keşke okuldayken hocalarımız tarih derslerini güvercinlerle anlatsalardı o zaman dersleri hiç kaçırmazdık :D
Kullanıcı avatarı
Fırat Ekiz
Deneyimli Üye
 
Mesajlar: 73
Kayıt: 31 Eki 2008 1:07
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Dönek, Azman
Doğum Tarihi: 19 Mar 1977

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Hayri ÜN » 30 Eyl 2009 22:54

Resim

“Önemli olan kuştan anlamak…
Çok kuş toplayan zaten iyi kuşçu değildir…
Bu kuşçuluk değil ki, bence kuşa zarar…
yani bende çok iyi bir kuş çıkıyor…
Alıp götürüp kuşu diğer kuşların arasında diğer soylarla kırıp imha ediyor.
Böyle insanların kuşçuluğa zararı var… “

Ali KIPKIP (Yüncü Ali)

Herkese Selamlar,

09.09.2009 tarihinde Urla Kanatlı Hayvanlar ve Güvercin Sevenler Derneği’ne biraz da çat kapı yaparak gittim. Gittiğim zaman öğle saatleri idi. Urla Dernek Başkanı Sayın Erşen Çevikarslan ile tanıştık. Sağolsun Erşen bey çok sıcak davrandı ve onunla da güzel sohbetimiz oldu. Sonrasında dönek yetiştiricisi Yüncü Ali’nin (Ali Kıpkıp) dükkanına gittik. Yüncü ali Usta’nın dükkanında Dernek başkanı Erşen bey, Ayvalık’ta da futbol oynamış Serkan Bidav bey ve Ali Bey ile birlikte çok güzel bir sohbet ettik. Sizlerle o sohbetimizi paylaşmak istedim.

Ali bey evcil hayvan malzemeleri, kanarya, muhabbet kuşu ve akvaryum balıkları satılan şirin bir dükkan işletiyor. Yüncü Ali bey’de de Rıza Bey ve Terzi Haşim’e dayanan güvercinlerden var. Ali Bey 1960 doğumlu ve 15 yaşlarından beri güvercin beslemekte… Bununla birlikte beslenme imkanı olan tüm hayvanlardan beslemiş. Devekuşu, yılan, timsahına kadar beslemiş. Köpeklerin nerdeyse beslemediği cinsi kalmamış. 15 yaşlarında ilk defa Kaplancı Tahir ağanın meşhur kaplanlarından beslemiş. Askerde iken bu kuşlarını çalmışlar… Askerden dönüşte ise Rıza Bey’in döneklerinden edinmiş ve hala onları geliştirerek beslemektedir… Bundan sonrasını ondan dinleyelim.

Yüncü Ali Usta: Çok meraklıyım, neler yaptım neler neler… Servetler harcadım. Gitmediğim yer kalmadı. Ne zaman Bulgaristan’da sergilere gitmeye başladım. Geldim evde ne kadar süs kuşu varsa elimden çıkardım. Bulgaristan’da bir güvercin yarışması yaptılar… Eski bir okulun çamların içinde bahçesini düşün… Büyük de bir kapalı salon var. Bu salonda ortaya ve kenarlara güvercin gösteri kafeslerini koydular. Bir kuşlar çıkardılar… Huzurum kaçtı… utandım doğrusu… 7 milyonluk bir ülke… Dosdoğru yolları yok… Şöyle düşün İzmir Türkiye, Kuşçular köyü Bulgaristan… Bak bu kadar fark var arada… Urla değil Kuşçular köyü… Yol yok… İlk gittiğimde sordum: “ne zaman ana yola çıkacağız?” “Ne anayolu burası zaten anayol” dediler. Durumları berbat Ancak kuşları mükemmel… bak bir seri yapmışlar… Deste kuyruklar… aynı adam… Sütbeyaz, Arap, Kırmızı, Nohudi, Mavi bir kez onları geçmiş. Sonra kuş sütbeyaz kuyruk yine her renk… Kuş siyah kuyruk beyaz… Kuş kırmızı kuyruk beyaz… Kuş beyaz kuyruk kırmızı… Kendi kendime dedim: “Be adamlar boyadınız mı kuşları? Orada bir maaş 90 lava… bir çift mısıriye 500 lava verdim kuşu bana satmadı. İster inan ister inanma dönüp bakmadı bile… Avrupa’nın her yerinden kuş gelmiş, bunun yanında kedi, köpek, tavşan fare, beyaz kurbağa ne ararsan var… Bir balonlar (güvercin) gördüm. Büyüklüğünden Normal kafeslere koyamamışlar, özel kafes yapmışlar… Ne renk istiyorsan söyle hepsi var… İşte orada utandım. Dedim ki biz de süs kuşu falan yok… Eve geldim ne kadar süs kuşu varsa hepsini çıkardım.

Bunları neden anlatıyorum? Biz hiçbir değerimize sahip çıkamamışız… Hünkari ne demek biliyor musunuz? Padişahların beslediği kuş… Kaynağı Manisa… Hani?.. Nerde?.. Hadi gidelim de bulalım…

Hayri ÜN: Şu anda hangi güvercinlerden besliyorsun?

Yüncü Ali Usta: Askere gitmezden önce Kaplancı Tahir Ağanın kaplanlarından beslemiştim. Askerden geldikten sonra Sincap Mustafa ile tanıştım. O zamanlar 22 yaşında idim. Yine o zamanlar Şöfor Kazım, Rıza Bey falan tanımıyordum, bilmiyordum… Sincap Mustafa’nın orada bir çakal dönüyormuş… Oraya çakalı izlemeye gittik… Ben de kendime damızlık alacağım… Ama benim daha Şöfor Kazım’dan şundan bundan haberim yok… Rıza Bey’den de haberim yok… İşte orada bir çakal uçurdular… Çakal gitti ileri… kanat vurdu… bir oturdu… bende bitti… Sevmiyorum oturan kuşu… zorla değil ya… Bu zevk işi… Herneyse sonra bu tuttu bir yavru uçurdu… yavru geliyor omuz başlarından kendisini bir bırakıyor… kapattı kapatacak… Bize 3-5 kere uçurdu… Süper… duydum kuşları satıyor imiş… “Arkadaşım ilk defa tanışıyoruz, yanlış anlama bu yavruyu satarsan alayım” dedim… “Yok, onu satmam” dedi… “Bu yavruyu hangilerinden çıkardın?” diye sordum… Sincap Mustafa’da anne babasını gösterdi… Erkeğe bir baktım… konak yabanisi gibi bir şey… kalbim bozuldu… kendi kendime yalan söylüyor herhalde dedim… daracık kuyruk… tek tüy gibi… kafası kapalı… çirkin… Konağa sal, ayırt edemezsin… Kuyruğu karışık… “İşte bu Rıza Bey’in kuşlarından” dedi… Dişi elifli kesme baş kesme kuyruk… onu bir uçurdu… Olmaz böyle bir şey… Ben ondan sonra Bu kanlardan kuşlar yapacağım diye kafaya koydum. O kuşları çok paralar da harcayarak bir şekilde aldım. Ondan sonra beştepelerli Yavuz’un, Şöfor Kazım’ın, Rıza Bey’in hikayelerinin inciğini cinciğini öğrendim… Bu kuşlar nereden gelmiş ne olmuş… Ona göre kuşlarımı eş ettim… Onları sülale yaptım… Secere tuttum… Ondan sonra benim çok kuşum döndü… Belki abartı gelecek arkadaşlar şahittir. 25-30 tane sıraya dönek döndürdüğümü bilirim. Ama o zamanlar burada yün işi yapıyordum… Mevsimlik iş yapıyordum… sabahleyin kalkıp öğleye kadar kuş uçuruyordum… Yün işi sırf kışın oluyordu. O zaman gençtik de… Çoluk yok çocuk yok… Bütün gün kuş uçuruyordum… Ondan sonra biniyordum arabaya şurası senin burası benim geziyordum… Eskilerin hikayelerini de bizim burada yaşayan Manav Kazım Dede’den dinledim…

Hayri ÜN: Manav Kazım dede kimdi?

Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede kalede (Kadifekale) oturuyormuş… Onun gecekondusu falan var… yani gariban bir adam… Sebze alır satarmış, sonra aşçılık yapmış… Kumcu (Şoför) Kazım da bildiğim kadarı ile Gaziemir’de oturuyormuş… Aslında iki tane grup var. Bir grup bizim Kazım dede gibi olanlar yani gariban takımı ve bir de Rıza Bey gibi olan diğerleri de ekâbir takımı…

Hayri ÜN: Buradaki Kazım dede Rıza Bey’in kuşlardan beslemiş mi?

Yüncü Ali Usta: Hayır beslememiş… Ancak Rıza Bey dahil hepsiyle çok iyi tanışırmış ve onların yanında defalarca kuş seyretmiş. Bu kuşları ve yetiştiricilerini çok iyi bilirdi. Ne yazıkki bir ay önce 90 küsur yaşında onu kaybettik…

Hayri ÜN: Allah rahmet eylesin. Ben de buralara 2-3 senedir gelir giderim. Keşke onunla da görüşebilseydik.

Yüncü Ali Usta: Yine de zor olurdu… Kazım dede 2-3 yıldır yatalak halde idi ve konuşması da çok zordu. Kendisi zamanında beslememiş. Ancak burada olduğu dönemde ben çok yavru çıkartıyordum ve ona veriyordum. O da uçurur seyrederdi… Bir sürü kuş uçurduk… Ancak bir tane tarçini uçuruyorduk… Rahmetli bir gün bana geldi, “bugün ben bir eşeklik ettim” dedi. “Estağfurullah dede ne demek” dedim. “Bugün İstanbullular geldi, yolsuzdum da zaten… Tarçiniyi bir araba parasına sattım… İstersen parayı sana vereyim” dedi. “Dede sakın ha! Aklından bile geçirme…” dedim. Diyelim ki sezonda 100-150 yavru çıktı. Kazım dede ile bunlardan uçurabildiklerimizi uçururduk… Hatta bazılarını hiç uçurmadan tele gönderirdik. Mesela bir çiftten 10-12 yavru aldık diyelim. Bunlardan hoşumuza giden 4-5 tanesini ayırır diğerlerini doğrudan tele gönderirdik… Uçuramayacağız, ne yapacağız o kadar yavruyu… Dede yine o fıstıklı kuşlardan bir kaç tanesini çok iyi paraya sattı.

Yüncü Ali Usta: Hani Atomlar, atomlar diye anlatılan kuşlar vardır. hiç duydun mu?

Hayri ÜN: Duydum ama hiç görmedim.

Yüncü Ali Usta: Dede anlatırdı onu… Mesela o kuş dededen geçmiş. Kuş hep sıkıp geliyormuş. Sonunda bir dönmüş… O zamanlarda atom bombası da meşhur. Kuşun o kadar zaman sıkmasından sonra dönüş bulmasına atom bombası gibi patladı diyorlar… Yine dede anlatırdı… Mektepli erkek varmış… O zamanlar okula mektep diyorlar. Kuş her uçuruluşunda karşıda bir mektep varmış ona konarmış… Ona da bu yüzden mektepli erkek derlermiş…

Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede baska ve galaçanın yanlış kullanıldığını söylerdi… BASKA değil aslı BOZKA’dır. Galaça diye şimdiki mavi galaçalara denirmiş.

Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede anlatırdı: Onun gençliğinde tren istasyonunun yanında güvercin besleyen Ahmet usta varmış… Ondan Rıza Bey’in güvercinlere dayanan kuşlardan almış…. İçlerinden birsi dönmeye başlayınca koşmuş “Ahmet ustaya kuş dönüyor” demiş…. Ahmet ustada “Erkek oldu mu” demiş… bizim dede “hayır” demiş… “O zaman dönmüyordur, biraz daha bekle” demiş… Kuş erkek olunca daha güzel dönmeye başlamış ve bizim dede yine Ahmet ustaya gitmiş ve “kuş daha iyi dönüyor” demiş… Ahmet usta da “kuş yavruya kustu mu?” demiş… “Hayır” deyince “bekle yavruya kussun” cevabını almış… Kuş birinci yavruya kusmuş, ikinci yavruya kusmuş, üçüncü derken dördüncü yavruda Ahmet usta “artık gidelim bakalım şimdi olmuştur” demiş… Bir kuş ancak dördüncü yavruda gerçek dönüşünü bulur… Daha önceleri de dönebilir ancak bunlar çocuk ya da delikanlı birisinin hareketleri gibidir… her an değişebilir, her gün farklı olabilir…. Bir de önemli olan kuşun dönüşünü zaman içersinde bozmamasıdır…

Hayri ÜN: Kuşların kökenini geldisini çok iyi bilirim dedin, biraz anlatır mısın?

Yüncü Ali Usta: Kuşların geliş kaynağı balkanlar… Yunanistan, Yugoslavya, Selanik, Makedonya, Üsküp… Göçmenler getiriyor… Göçmenler o zaman hazırlıksız geliyorlar. Geçim derdine düşüyorlar. Çoğunun da Türkiye’ye gelince maddi durumları iyi değilmiş… Göçmenlerden bu kuşları zengin insanlar alıyorlar. Yani hepsi zengin insanlara geçmiş… Bunlardan birisi de Rıza Bey’dir. Rıza Bey kuşları ele geçirmekle kalmamış, onları ıslah da etmiş… İyilerini ayırmasını bilmiş… Güzel dönekler uçurmuş, anlatılanlara göre de yanındaki insanlara da faydası olmuş… Yine eskilerden dinlediklerime göre; önceleri karalıları besliyormuş..

Hayri ÜN: Karalılar ne denmek?

Yüncü Ali Usta: Karalı yani kara galaçaları besliyor imiş. Daha sonra ben de bulunan fıstıklılar eline geçince fıstıklıları beslemeye başlamış…

Hayri ÜN: Fıstıklıları biraz daha anlatabilir misin?

Yüncü Ali Usta: Bizdeki olanlar ki bizdekiler de onlardandır. Tarçiniler ve çakallar… Hepsi çift fıstıklı, 11-12 telek sayılı, dar kuyruklu, azman kuyruğu gibi daracık kuyruklu… Bunlar başka bir kuş, yüksek devirli kuşlar… Rıza Bey onları beslerdi. Rıza Bey’den de Beştepelerli Yavuz’a geçiyor. Anlattıklarına göre Yavuz Rıza Bey’in yanında bulunurmuş… O Yavuz kuşları alıp dağıtıyor… Onun arkadaşlarından birisi de Kumcu (Şoför) Kazım… Bana geçen kuşları anlatıyorum… Kumcu Kazım bu kuşlardan ya para ile ya da hediye olarak Yavuz’dan alıyor… Kumcu Kazım’dan da Sincap Mustafa bir maaşından fazla para verip, tarçini bir erkek alıyor. Bir de Terzi Haşim bir çakal tutuyor (Detaylarını Sincap Mustafa daha iyi bilir)… Bu kuşun da Rıza Bey’in kaybettiği bir kuş olduğunu söylüyorlar. Terzi Haşim bu kuşlardan üretiyor ve bu kuşlardan çıkma çok mükemmel kuşlar uçuruyor. Terzi Haşim’deki kırmızılardan bir tane Sincap Mustafa’nın eline geçiyor… Kuş müthiş dönüyormuş… Sincap Mustafa’da benim ömrü hayatımda gördüğüm 3-5 dönek vardır. Bunlardan bir pal galaçadır. O Pal galaçayı sözünü ettiğim çakalla eş ettiler. Ben bu kuşlardan edindim… yani bir kolu Kumcu kazım’dan gelen Tarçiniye diğer bir kolu da Terzi haşimden gelen çakala dayanıyor. Aslında her ikisi de Rıza Bey’in kuşlarına dayanıyor. Hepsi fıstıklı kuşlar araya bir pal galaça giriyor ama pal galaça efsane bir kuş imiş… Döndüğü zaman direksiyon simidi gibi tam daire olurmuş ve devrinden kuşu havada duruyormuş gibi görürmüşsün… Ben beş tane kuş gördü isem bir tanesi de odur.

Yüncü Ali Usta: Bu kuşlar ilk defa Mübadele döneminde geliyor… Mübadiller ilk defa Bornova’ya getiriyorlar ve zorunlu ikametgâha tabi tutuluyorlar. Getirenler bu mübadiller… Mübadillerin maddi durumları Yunanistan’da iyi imiş. Ancak Türkiye’ye geldiklerinde çok zor durumda kalıyorlar. O yıllarda sıkıntıları da var.. İş yok, güç yok… ekmek bulmakta bazen güçlük çekiyorlar… hatta bu yüzden o dönemde gelen kuşlar çok defa fırıncılarda toplanıyor. Ekmek karşılığında kuşlarını veriyorlar. Çok dinledim bu konuları… A’dan Z’ye bilirim hepsini… Dediğim gibi ya bu kuşlar fırıncılarda kalmış ya da Rıza Bey gibi zenginlerde kalmış. Rıza Bey bütün kuşları toplamış, en iyilerini toplamış…

Yüncü Ali Usta: Gelen göçmenler önce Bornova’da zorunlu ikamete tabi tutulmuşlar.

Yüncü Ali Usta: Ben nereden biliyorum?

Yüncü Ali Usta: Rahmetli Anneannem bana bizzat anlatıyordu… Biz geldik derdi… Bilmem kaç ay bizi Bornova’da tuttular… Onları karantinada tutmuşlar. Sonra onları Çeşme’ye göndermişler. Anneannemler Çeşme’de yapamamışlar, sonra Urla’ya gelmişler. Yani benim bildiğime göre ilk Mübadiller Bornova’ya gelmişler… Bu yüzden de ilk kuşçular hep Bornova’da çıkmış… Mesela Nalbant Mustafa orada… Selami Abi orada… Besim bey orada… Rıza Bey orada…

Hayri ÜN: Rıza Bey Karşıyaka’da diyorlar.

Yüncü Ali Usta: Bilemem belki oradadır. Bornova ile Karşıyaka birbirine yakın zaten… Olabilir… Yani o bölgenin yetiştiricileri…

Yüncü Ali Usta: Elimdeki kuşların hepsi Karşıyakalı Rıza Bey’e dayanıyor. Rıza Bey önce Fıstıksızları (sibopsuzları) besliyor. Ne zaman fıstıklıları buluyor. Elindeki kuşları çıkarıp fıstıklıları beslemeye başlıyor. Benim kuşlarımda fıstıklıdır. Hatta çift fıstıklıdır. Ben de şu anda üç tane aile var. İki tanesi fıstıklılar. Bana göre dünya üzerinde bunlardan daha iyi dönek yok. Daha iyi tekerlek, daire yok… biz onlara tarçiniler diyoruz. Onları 1982’de ilk defa aldım. Bana geldiklerinde renkleri karışıktı. Onlar için oturdum gen teknolojisi okudum. Ondan sonra oturdum onların renklerini temizledim. Bendeki tarçiniler, kesme baş, beyaz kanat beyaz kuyruk, ya tarçini ya da çakal (kırmızı akbaş). Bir de Bornova’da eskilerden Besim Bey var. Besim bey’in beslediği karalar var. Onlar da Rıza Bey’in kuşlarından… Bir de o sülale var. Bu iki sülale birbirine daha iyi uyuyor, birbirlerini iyi tamamlıyorlar… Onları besliyorum.

Yüncü Ali Usta: Rahmetli Manav Kazım dede anlatıyor: Bir keresinde Rıza Bey’in yanına gittik. O zamanlarda yeniyiz. Elinde bir tane Spatula, boynunda beyaz bir tane ipek mendil… Elinde bir tane çıtası… Çıta ile işaret edip “sen” diyor… Kuş çıkıyor… “Kalk” diyor… Kuş kalkıyor… Kuş gidiyor, geliyor… pırıltı atmazdı… İpek mendilini omzundan alıp, aşağıya doğru atarak kuşa gösterirdi. Bu şekilde bize kuşlar döndürdü. En son kalkarken bir tane kara arkalı uçurdu (dede bunu belki 10 defa bana anlattı). Rıza Bey, ipek mendilini bir attı… Kuş havada bembeyaz oldu… dolunay gibi bembeyaz durdu… Rıza Bey “bu da beşlerden” demiş… Beşler ne demekse…

Yüncü Ali Usta: Biliyorsunuz kuş işi sabır işi… Mesela benden gelir kuş isterler… Adam amatördür… kuştan fazla anlamaz… Gelir bana derki… Ali abi bana kuş satar mısın? Oğlum ben kuş satmam, çok meraklıysan sana vereyim derim… ben hayatımda beslediğim güvercinlerden hiç satmadım… ticaret amaçlı dükkanımda kanarya, muhabbet kuşu, süs kuşu sattım… Bir kişi ben Ali’den parayla güvercin aldım diyemez… Prensibim bu… sonra benden kuş isteyen kuşçuya güvercin veririm. Alır gider… sonra döner gelir, “Ya Ali abi, ben onları uçurdum, ahım şahım dönmediler” der… Olmaz ki… Zaten o ahım şahım dönen bir kuş olsa sana vermem bir… İkincisi bunlar da benim kuşlarımın yavruları… Sen kuşçu olmak istiyorsan, onları alacaksın… Onlardan yavru çıkaracaksın... İyi çıkanını ayıracaksın… Bunun içinde öyle döneni de çıkacak… uzun döneni de çıkacak… geniş döneni çıkacak… Dönmeyeni çıkacak… Yani Sen erbap olacaksın, sonra kebap yiyeceksin… Ama bunu anlatamıyorsun…

Hayri ÜN: Gerçi sen renkler üzerinde epey çalışmışsın sen de genelde kesme akbaş akkuyruk akkanat olanları var... Ancak genelde bu kuşlarda hangi renkler olur?

Yüncü Ali Usta: Bana o fıstıklı gelenlerde, arap ak kuyruk, pal akkuyruk renkler olurdu… Genelde kapalı kuşlardır… kafa kapalı kuyruk karışık, elifli… kanatlar sazlı falan… Yani benim istemediğim renkler vardı. Bana ilk geldiğinde kuşlar genelde öyleydi. Mesela Şöfor Kazım’dan gelen Tarçini erkek… renk olarak çirkin bir kuştu… kafası kapalı… kuyruklar karışık… şekil bozuk rengin netliği yok… siyah değil, tam tarçini değil… yanık tarçini deriz biz ona ama çirkin bir renkti… kuş da bir asalet vardı ama bana göre renk özelliği yoktu… Ben bunları zaman içinde 20 senede uğraşa uğraşa temizledim. Hep kesme baş, beyaz kanat, beyaz kuyruklarını ayırdım.

Yüncü Ali Usta aynı zamanda keçi de besliyor ve ırklarını takip edecek kadar da konuya hakim… Onunla sohbetimiz de aşağıdaki konulara değindi…

Yüncü Ali Usta: İsviçre’nin kabasına ait “Sanen keçileri” vardır… Dünya’nın süt miktarı olarak en sütlü keçisi sanen keçisidir. Bu keçinin rengi beyazdır. Bütün dünya bu keçiyi almış götürmüş… Kendi yöresindeki keçilerle melezlemiş… Yani bütün ülkeler kendi ırklarının süt verimini artırabilmek için Sanen keçisi ile kendi ırklarını kırmışlar… sonuçta çıkan meleze de herkes kendi adını vermiş… Mesela Almanlar almış, kendi yerel keçileri ile eşlemişler… Çıkan çapraza “Alman beyazı” demişler… Alman beyazı Aslında şekil olarak Sanen ama içinde “Togenburg” diye bir keçi var… Togenburg kullanılmış Appenzel (alman beyazı) diye bir keçi yapmışlar… Bu Alman beyazını bizimkiler İzmir Bornova’da bizim yerel ırklarımızla çaprazlıyorlar… bu çalışmalar Ege Üniversitesinde yapılıyor… Ben ve Belediye başkanı gittik… Bize yeni geliştirilen melezi hakkında hocalar bize brifing verdiler… Onların çalışmaları “Bornova keçisi” adı altında… benim gördüğüm kadarı ile Zubiyan (Amerikan orijinli), yerel maltız dediğimiz keçi, Alpin ve Alman Beyazı (Togenburg ve Sanen çaprazı)… Bunları çaprazlayarak yeni bir ırk yapmışlar… Genelde keçilerin rengi beyaza çalan krem ve beyaz… Boyunları sarı… Koltuk memeli… Bu Bornova keçilerinden besleyen bir arkadaşımda “togenburg” çıktı… Togenburgların gözlerinde bir akıtma vardır. Aynen o çıktı…

Aşağıda Yüncü ali Ustanın anlattıklarını internetten bulduğum ırk resimleri ile anlatmaya çalıştım…

Resim

Şimdi buraya kadar her şey normal…. Yani bizim geliştirdiğimiz Bornova Keçisinin altından Togenburg benzeri keçilerin çıkmasını kimse yadırgamaz… Biraz genden anlayan da bunun böyle olabileceğini hemen anlar… Ancak birisi de “bunlardan Ankara Tiftik keçisi çıktı” dese kimse bunu kabul etmez…

Yine burada söylenebilecek sözlerden birisi de böyle bir yavrunun çıkma olasılığı oldukça düşüktür. Belki 1000’de 1, bekli de 10.000’de bir ya da daha fazla…

Hayri ÜN: Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarından uçurduğunu söylemiştin?

Yüncü Ali Usta: İzmir’de kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanları varmış. Ben onlardan aldım… Ben Tahir Ağa’nın kaplanlarından uçurdum ama onları askerden önce uçurdum. 75-76-77-78-79 yıllarında uçurdum… Yani ben onları 15-16-17-18-19-20 yaşına kadar bir beş sene uçurdum… En iyilerini aldım. Bir kaplanlar çıkardım… O zaman bir kümes kaplan yaptım… Olmaz böyle bir şey… Şimdi bana Tire’den kaplanlar getirdiler. Onları renk için bakıyorum… Benim beslediklerimle, onların alakası bile yok… Aklıma gelmişken Tire’den gelenlerin içinde bir tane Denizli Dolapçısı var… Ayağında künyesi de var. Arap kaplan, sadece başında ve omzunda beyazlıkları var…

Hayri ÜN: Bilezikte ne yazıyor, Niyazi ertürk? Numan Bilgihan? İskender damgacı?

Yüncü Ali Usta: yanlış hatırlamıyorsam İskender Damgacı… Yarın getireyim bir bak… ben de tek erkek işe yaramıyor… İstersen al götür. Siz nasıl olsa Dolapçı besliyorsunuz… Siz de nesli kaybolmamış olur….

Ali bey sağolsun ertesi gün karaçil dolapçıyı getirdi… Ertesi günkü sohbetimizde güvercin yanımızda idi… Sonrasında da ben kuşu Denizli’ye geri getirdim. İskender abi ile seceresine baktık… Kuş 2005 doğumlu ve bizim güzel kuşlarımızın yavrularından olduğunu tutulan kayıtlardan gördük…

Yüncü Ali Usta: Dediğim gibi şu anda Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarından ben dahil kimsede yok… Ben elimde olan Tire’den gelenlerden yavru bile almıyorum… Sadece bana yerde eski kuşlarımı hatırlatıyorlar… Şimdi onları uçurayım da kafamdaki kaplan imajını rezil mi edeyim? Benimkiler nasıl dönüyorlardı anlatamam? Olmaz böyle bir şey… Görmeniz lazımdı…

Hayri ÜN: Onların dönüşü ile şu anda elindeki döneklerin arasında dönüş farkı var mıydı?

Yüncü Ali Usta: Şimdi… Dönüş farkı yok… Şöyle ki: bugünkü dönen döneklerimiz nasıl? Kaplanlar da aynı dönüşü yapıyordu… Yani daha kötü bir dönüş ya da daha iyi dönüş yaparlardı diyemem… Bugünkü döneklerimiz nasıl dönüş yapıyorsa onlar da aynı dönüşü yapıyorlardı… Tahir ağanın kaplanları bence bir efsaneydi…

Hayri ÜN: Tahir ağanın kaplanları sana nasıl geçti?

Yüncü Ali Usta: Çakır diye bir arkadaşımız var. Bu kuşların özlerini o getirdi. Çakır Balçova’da çalışıyordu. Çakır bunları Balçova’dan bir iki partide aldı geldi… Onları ilk getirdiğinde Halil Çavuş aldı. Halil Çavuş onları iskeleye getirdi. Benim oturduğum yerde tarlaları vardı. Orada uçurdu. O zamanlar ben kuş bile beslemiyordum… İlk yavruları beyaz, bir tanesi arap çıktı. Beyaz yavruyken çok dönüyordu. Daha sonra kesti. Arap olan dönmüyordu. Arap daha sonra burundan çillenmeye başladı kara kaplan oldu. Halil Çavuş onları beğenmedi… Ondan da büyük paralara ben aldım… sonra annelerini de aldım. Daha sonra Halil Çavuş bu kuşları elinden çıkardı. Bir tane de Postanecinin oğlu Cezmi’ye getirdiler… Cezmi’ye gelen arap ak kuyruğu da aldım. Balçova’dan grup gelen kuşların içinde bir tane kara arkalı bir dişi vardı, bir tane de kara baska bir erkek vardı. Kara baska erkekte Kafa kapalı, kuyruk beyaz kanatlar beyazdı… hatta ve hatta kara baska erkek oturuyordu… Bu kuşu oturuyor diye pek beğenmiyordum… Kaplanları bu iki kuş veriyordu. O kara baska ve kara arkalıdan çıkıyordu. Bir tane dişi vardı. Göğsünde kara yaması vardı. Diğer tarafı beyaz ağırlıklı (akçil) kaplan idi… Bak hala aklımda… Bir tane de ufacıcık siyah arkalı beyaz vardı. O kadar hoşuma giderdi… Kara gagalı böyle… Ben onları aldım. Kara baskayı da aldım. Bir başladılar kaplan dökmeye… daha sonra kuşları veren yaşlı adam (Tahir ağa mı idi bilemiyorum), Çakır’a “hiçbir kuşu istemiyorum… O kara arkalı dişi ile kara baska erkeği getir” diyor. Ben de geri vermedim. Zaten bugüne kadar aldığım ve beğendiğim hiçbir kuşu geri vermedim. İşte onlardan ürettim. Kara arkalı dişiyi başka kuşla eşliyordum, galaça çıkıyordu. Ancak kara baska ile vurduğumda kaplan veriyordu. Sonra dediğim gibi Cezmi’ye gelen Arap akkuyruk geldi. Bir tane daha aynı süleleden bir arap aldım. Bu kuşlardan bir sürü kaplan ürettim. Kuşlar müthiş dönüyorlardı. Urla’ya yayıldı. Herkes o kaplanlardan besledi… Kuşlar gittikleri yerde de dönekliklerini devam ettirdiler…

Hayri ÜN: Bu kuşlar nereden gelmişler?

Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım Dede de anlatırdı. Bu kuşlarda mübadele döneminde Selanik civarından gelmişler. Bu kuşlar geldiklerinde de Kaplan imişler.

Hayri ÜN: Şu anda sende ya da Urla’da o kaplanlardan var mı?

Yüncü Ali Usta: Ne yazıkki şu anda onlardan yok!... Ben askere gidince benim kümesten çalındılar. Öyle bitti…

Yüncü Ali Usta: Biraderim olsa… Param olmasa başka ihtiyacımdan keserim yine alırım… Normal bir ihtiyacıma vermem parayı da… o hayvanları gördüm mü alırım…

Hayri ÜN: Onların kaybolma sebebi ne?

Yüncü Ali Usta: Kaybolma sebebi bilinçsizlik… başka ne olacak…

Hayri ÜN: Kaplanlarda renkler nelerdi?

Yüncü Ali Usta: Bak şimdi… Arap akkuyruk, Arap, kara kaplan…hepsini veriyorlardı… Kara kaplanlar önce arap çıkıyor. Sonra İlk önce burnundan bir beyazlamaya başlıyor. Her tarafı şeş (çil) oluyor. Bunun koyusu olur, açık rengi olur… açığı olur biz ona beyaz kaplan deriz. Kimisi de arap kalıyor. Zaten arap çıkarmayanda kaplan kanı olmaz… Ayrıca Süt beyaz çıkartıyorlardı… Arap çıkartıyorlardı… Arap akkuyruk çıkartıyorlardı… Galaça dediğimiz kuşları çıkartıyorlardı… Çıkarmadıkları bir çakal (kırmızı) ve mavi idi. Fakat ilk aldığım kuşların içinde bir tane arap erkek vardı… Sağ kulağı ve etrafında bildiğimiz çakal tüyü vardı… Bak hala aklımda… Onun kanında çakallık mı vardı bilemiyorum…

Yüncü Ali Usta: Onlardan bir tane beyaz yavru bir tane de arap yavru aldım… Arap kara kaplan oldu… Süt beyaz birkaç yerinden siyah tüy verdi… Süt beyaz, yavrudan dönmeye bir başladı… Nerede pırıltı gösteriyorsun, yere kadar dönüyor… Bu dedim olmayacak… fazlalık var… Sonra dönüşü bir kesti… Bir daha arada sırada dönmeye başladı… kara kaplan da ne zaman yavru besledi… Ondan sonra çok mükemmel dönmeye başladı… Olmaz böyle bir şey…

Yüncü Ali Usta: işin bir güzel tarafı da ne biliyor musun? Kime eşlersen dönek veriyorlardı… Baskalara vuruyordum… yarısı baska yarısı kaplanlar çıkardı… Göğsü kaplan diğer tarafları arap… inanılmaz bir kandı… Şimdi düşünüyorum… Benim de suçum yok… 16-17 yaşındaydım o zaman…

Hayri ÜN: Çıkan kaplan desenlilerde, İskender beyin kuşu gibi tamamı arap, sadece az miktarda burun çevresinde ve yine az miktarda kanat üzerlerinde beyazlığı olan kuşlar oluyor muydu?

Yüncü Ali Usta: Hayır… Hayır… Çok açık Beyaz üzerinde az miktarda siyahlığı olan kuşlar olurdu… Onun biraz daha kapalısı… ve bundan da biraz daha kapalıları olurdu…. Arap akkuyruk olurdu. Düz Arap olurdu… Yoksa dediğin gibi, arap sırf kafada ve sırf omuz üzerinde beyazlık olmazdı… Ayrıca bir şeyi daha söyleyeyim… Bu kuşların vücutları kaplan, çil, kuyrukları beyazdı… Kanatları alacalı malacalı olurdu. Ama kuyrukları beyaz olurdu. Bir özellikti yani…

Hayri ÜN: Vücut yapıları nasıldı?

Yüncü Ali Usta: Dik değillerdi… Yerden yapılı kuşlardı… Yere basık kuşlardı… İri kuşlardı… Yani Hantal kuşlardı… Kartal gibi uçuyorlardı… Belleri genişti…

Hayri ÜN: O zaman renk ve vücut yapısı olarak baktığımızda da bizim dolapçıları tutmuyorlardı…

Yüncü Ali Usta: Dolapçı ile hiç alakası yoktu…

Hayri ÜN: Ayvalık ve Tire’den gelen kuşları da görmüştüm demiştin…

Yüncü Ali Usta: Onlardan bana geldi… Onlar dönek… Dolapçı değil… Bence onlar da dönekmiş… fakat kendi haline mi bıraktılar?.. veya kötü eşleştirme mi? Kuşlar benim beslediğim kaplanlar uymuyorlar…

Bu arada Serkan Bey de sohbetimize katılıyor…

Serkan usta: Ben 17-18 yaşlarımda Ayvalık’ta futbol oynadım… Osman Komili amcanın kuşlarının son zamanlarını gördüm… O 2-3 katlı bir evin çatısında kuş besliyordu… kaplanlar o zaman kendi kendine başıboş şekilde çatıda dururlardı… Osman amca da iyice yaşlı… kuşların peşinde dolaşamıyordu… O kuşlar Civan Ali diye bir ağabeymize geçiyor… Ona dönek gezmelerine gittiğimizde görmüştüm… Ali abi o kuşları dönek diye havaya atıyordu… ona takılırdım espri yapardım. “Ali abi, bunlar dönek değil dolapçı, çünkü bunlar daha ufak…” Benim 7-8 yaşlarımda gördüğüm dönekler vardı. Şimdikilerle hiç alakası yok… Kuşlar limon kasası kadardı…

Yüncü Ali Usta: Söylediğin kaç seneleri idi…

Serkan usta: 10 yaşlarında idim. Şimdi 35 yaşındayım. 25 sene önce… yani 1984-1985 yılları…

Yüncü Ali Usta: İşte o kuşlar da benim kuşlarımdan… yani benim anlattığım Kaplanlar, işte o senin gördüğün…

Serkan usta: Dediğim gibi o kaplanlar çok iri kuşlardı… Sallı kuşlardı…. Şimdi Ayvalıkta bulunan kaplanları görünce yapı olarak onlara hiç benzetemedim…

Hayri ÜN: Şu anda Ayvalıkta bulunanların renkleri ve vücut yapıları nasıldır? Mesela Ali bey’e Tire’den gelen, İskender Damgacı bilezikli kuşa benziyorlar mı? Bir bakalım…

Serkan usta: Evet aynı bunlar gibi… Bunların biraz daha açıkları var… Ancak genelde bu kuş gibi kapalıları var… İnan bizim bahsettiğimiz Tahir ağanın kaplanları bu kuşun iki katı idi…

Yüncü Ali Usta: Bana Komili’nin kuşlarından da getirdiler. Aslında kuşu ilk önce Sincap Mustafa getirdi… Uçurdu beğenmedi… bana verdiler… Ben de kaplan rengini sevdiğim için bulunsun dedim. Onu uçurmaya başlamıştım… Yeni yeni bir şeyler yapmaya başlamıştı… şahin aldı… elimde yine Tire’den gelme kaplanlar var… Ancak yine söylüyorum… Ben vakti olmayan bir adamım… Değil başkasından gelen kuşu uçurmak, kendi 20 yıllık döneklerimi bile uçuramıyorum… Onun için onların bir şansları olmadı. Burada Polis İlhan diye bir arkadaşım var… “Ben Tireliyim, orada dönen kaplanlar var, ben sana oradan getireceğim” dedi. Oradan bana 8-10 tane kaplan getirdi… Ama henüz ben onları uçuramadım… Ben zaten onlardan yavru da almadım… 2 ay daha sıkıntım var. 2 ay sonra vaktim müsait olacak… 2 ay sonra onları eş edeceğim… Ondan sonra da uçurur bakarım…

Hayri ÜN: Tire’den gelen kaplanları Boyları, posları nasıl?…

Yüncü Ali Usta: Normal… normal… iri değil… bildiğimiz kuşların iriliğinde…

Hayri ÜN: senin eski kuşlar gibi değil yani…

Yüncü Ali Usta: Yok.. Yok.. Alakası yok onlarla… Ya… onlardan bir bulsam… Zaten öyle bir kuşu kimse satmaz ki… Belki hatıra gönüle binaen verirse… verir… Arkadaşındır kalkar sana bir çift verir… Bak sana şöyle söyleyeyim… Abartmıyorum… Ben nasıl kuş dağıtırım… Yüzlerce… Ben de şimdi onlardan olacak… Büyük söylemeyeyim ama kimseye vermem… Ciddi söylüyorum vermem… Onlar çok güzel kuşlardı… Hem Eşkal hem güzellik hem de o döneklik… O kuşlar benim 25’li yaşlarıma denk gelseydi… Ben onları evin içindeki bir odaya koyardım, öyle giderdim… Onları askere yanımda götürürdüm…

Hayri ÜN: Bildiğim kadarı ile Osman Komili epey güzel kuş toplamış… Tahir Ağa’nın kaplanlarından da almış, Değişik yerlerden Yunanistan, Bulgaristan ve hatta Denizli’den dolapçı da almış…

Yüncü Ali Usta: İşte bak… toplamak önemli değil ki… Önemli olan kuştan anlamak… Ben kimseyi de yargılamıyorum… Ben çok iyi anlıyorum da demiyorum… Ben şu anda fikirlerimi söylüyorum… Mesela deseler ki: Hayri hoca kuşa çok para veriyor, çok güzel kuşları topluyor… Hayri hocanın çok para vermesi, kuş toplaması hiç önemli değil… Mühim olan Hayri hocanın kuştan anlaması… Kuşları tanıması… Zaten Çok kuş toplayan zaten iyi kuşçu değil… Gene bir arkadaşım anlattı… Bir ilçede birisi milyar milyar para verip kuşları topluyor imiş… Belki diyorlar 500 tane kuş var… Bu kuşçuluk değil ki, bence kuşa zarar… yani bende çok iyi bir kuş çıkıyor… Durumumda müsait değil… Paraya ihtiyacım var… Değeri 100 lira ise 1000 lira verip alıyor… Alıp götürüp kuşu diğer kuşların arasında diğer soylarla kırıp imha ediyor. Böyle insanların kuşçuluğa zararı var…

Serkan usta: Babaannem bana bizzat anlattı. Mübadele döneminde yani göçler olurken Sırplar kadınların kulaklarından altın küpeleri çıkarmadan kulaklarını parçalayarak alırlarmış… Böyle bir dönemde güvercin yetiştiricileri bu kadar sıkıntı arasında göç ederken; sazdan yaptıkları sepetler bir kollarında, çocukları diğer kollarında olacak şekilde kuşlarını getirmişler. Tüm kuşlarını değil ancak eski sazdan sepetin aldığı kadarını getirmişler… Kuşlar buraya bu şekilde geliyor… Yine Kazım dede anlatırdı… Gevrekçi Orhan bu kuşları toplayanlardan birisidir… Süpürge tohumundan gevrek yapıldığı dönemlerde gevrekçi Orhan da bu kuşları topluyor…

Serkan usta: İzmir’de ve buralarda anlatılanlar hep birbiri ile örtüşüyor. Bırakın onların doğru olup olmadığını Babaannem bana anlattı. Ben bizzat ondan dinledim… Bu kuşları dayılarım bu şekilde kaçırmışlar derdi…

Hayri ÜN: Peki onlar gelmeden önce burada güvercin yetiştiren var mı?

Yüncü Ali Usta: Hayır… hiç bişey yok…

Serkan usta: Burada kuşu bilen yokmuş ki…

Yüncü Ali Usta: Sana şöyle söyleyeyim… benim dedem vardı… lakabı besim Mustafa idi… Giritten gelme… Giritte o kuş besliyor imiş… Hatta geldikten sonra bir çift kuşu almış odanın içine koymuş. Kuşlarda eski cam gaz lambalarının hepsini kırmış… Annesinden de güzel bir dayak yemiş… O çakal hastası idi… gelir bana çakalları döndür derdi… Buraya gelenler burada kuş görmemişler…

Hayri ÜN: Burada eskiden de dönekler olsa idi. Burada yerli Türklerden güvercin yetiştiricileri olmalı idi. En azından şunu duymalı idik. “Bizde 90 yaşında bir dede var… Serkan ustanın babaannesinin anlattığı gibi; o dedenin de en azından babası, dayıları, amcaları, dedeleri bu kuşlardan besliyor olmalılar”… Ben bunu da öğrenmek istiyorum… Güvercin yetiştiriciliği tarihi açısından bu bilgiler çok önemli…

Yüncü Ali Usta: pardon… bir saniye… Hep söylediğimiz, bildiğimiz “kuşlar mübadele döneminde dışardan gelen adamların elinde… Neden yerlilerde yok?…

Serkan usta: Mesela beştepelerli Yavuz… adama kuş konusunda duayen diyorlar… Yavuz Giritli… Rıza Bey Yugoslav göçmeni… Çingen Mehmet Ali Selanikli…

Serkan usta: Mesela bana buradaki kazım dede anlatmıştı… Kefal Mehmet diye birisi varmış… Kuştan korkunç anlayan bir adam… Kefal Mehmet trenlerde makascılık yapıyor imiş… Rıza Bey ile tanışıyormuş… Rıza Bey’in yanında da yoz besleyen bir kuşçu varmış… Bu çocuğun kuşlarından Rıza Bey’in kümesine inenler olmuş. Çocuk da Rıza Bey’in evine gelip “Rıza amca beyaz kuşum geldi mi?” diye sorunca… Rıza bey de “kuşun mu geldi bekle…” deyip kuşun kafasını koparıp çocuğun üzerine atarmış. Çocuk da bunu Kefal Mehmet’e anlatmış… Kefal Mehmet de çocuğa sen bekle demiş… Bir gün Rıza Bey’in 8 tane yavrusu, o yoz besleyenin kümesine iniyor… Kefal Mehmet de orada imiş… “İnen kuşlardan iki tanesini ayır, kanatlarını kes… diğerlerini sepete koy Rıza Bey’e geri götür”… diyor. Yoz besleyen de diğer kuşları Rıza Bey’e geri veriyor… Bunun üzerinden biraz daha zaman geçiyor… Rıza Bey’in yine kuşları Yoz besleyenin kümesine iniyor. Bunun üzerine Rıza Bey: “Mehmet, bu kuşçu iyi kuşçu ama maddi durumu iyi değil, gariban, iyi kuşları yok, iyi kuş yapamıyor”… diyor (Bu arada Rıza Bey’in kuşlarını tutuyor.) O zaman Kefal Mehmet de Rıza Bey’e “sen o zaman ona birkaç kuş ver hem de senin inen iyi kuşlarını alıp gelelim” diyor… O dönemde Rıza Bey’de kuş çok… Rıza Bey, O zaman “buradan şunları şunları al götür git” diyor… Kefal Mehmet Rıza Bey’in gösterdiklerini istemiyor. “Sen en iyisi onları değil şunları şunları ver” diyor. Hatta o dönemde Rıza Bey kuştan o kadar çok anlamıyor imiş… Asıl Kefal Mehmet iyi anlıyor…. Sonuçta Kefal Mehmet o yoz besleyen daha önce makaslattığı iki kuşun dışında da birkaç tane daha kendi seçtiği birkaç kuş daha getiriyor ve Rıza Bey’in diğer kuşlarını geri götürüyor. Böylelikle o yoz besleyen kuşçu da Rıza Bey’in kuşlarının en iyilerinden oluyor. Hatta daha sonraki zamanda da o kuşçu Rıza Bey’in kuşlarından tutuyor. Ancak Kefal Mehmet bu kuşların hemen kafasını koparıyor. Çünkü kendi seçtiği kuşların içine bu kuşların kanından girmesini istemiyor ve iyi kuş olmadıkları için de çoğalmalarını istemiyor. İşte bu kuşlar da Çingen Mehmet Ali geçiyor. Sonra Çingen Mehmet Ali bu kuşları yetiştiriyor ve döndürmeye başlıyor. Rıza Bey bunu duyuyor ve Çingen Mehmet Ali’yi yanına seyis olarak alıyor… Kefal Mehmet de memleketten, selanik’ten gelme…

Serkan usta: Ali abinin en iyi tarafı bulduğu kuşları çok iyi muhafaza etmesidir. Yıllarca muhafaza etmiş… Neden biliyor musun? Satıcı olmadığı için… İddia ediyorum, üstüne basa basa söylüyorum. Kim satıcıdır onda kuş olmaz… İzmir çukurunda dünyanın en çok ve ne iyi kuşları ellerine geçen birkaç yetiştirici vardır. Onlara geçen kuş kime geçti Ali abi?

Yüncü Ali Usta: Onlara geçen kuş 1000 tane ise ben 1 tane buldum… Şimdi onlar benden kuş alıyorsa yapılacak bir şey yok… Kimseyi kötülemiyorum. Eleştiri başka şeydir, yermek başka şeydir… yermek ile eleştirmek arasında ince bir çizgi vardır… Onlar kuştan anlar ama iddia ediyorum kuş yapamaz… Anlamak başka şeydir, hayata geçirmek başka şeydir… Onların eline geçen dönek ben yine iddia ediyorum Türkiye’de kimsenin eline geçmemiştir. Buldu getirdiler, buldu getirdiler ama sahip olamadılar… İşte o getirilenlerden ben de bir esinti var… o kadar… Ben onlara da kızmıyorum… Maddi durumlarını biliyorum… belki imkanları geniş olsa onlar da satmaz… Ancak toplamacılık ruhlarında var… Her gördükleri kuşa sahip olmak istiyorlar… Ama insanın bir kapasitesi var…

Hayri ÜN: Son olarak bir şey daha sorayım… Elindeki dönekler veya diğer döneklerin yavrularının hepsi anne babaları gibi güzel dönüşlü olur mu?

Yüncü Ali Usta: iyiden iyi çıkar… Her çıkan iyi olmaz… O zaman dönekçilik olmaz… O zaman her çıkan dönek olur… Maradona’nın oğlu çok iyi futbolcu olacak diye bir kural yok… İyi koşan atın tüm yavruları iyi olacak diye bir kaide yok…

Hayri ÜN: Peki ne kadar olur? Mesela 10 tane yavrudan 1 tane plaka dönüşü yapan çıkar mı?

Yüncü Ali Usta: 10 tanede 1 ya da 2… Bilemezsin… Böyle bir genelleme yok… Mesela plaka dönüşü yapan bir çiftten 10 tane yavru aldın… İki tane hatta bir tane tam anlatıldığı gibi plaka dönüş yapan çıkartıyorsan; bence kuşların anne babası çok iyi… yani 10 taneden 1 tane plaka dönüş yapan çıkartıyorsan senin damızlığın çok iyi… Dönek çok zor bir şey… en zor iş dönekçilik…

Hayri ÜN: Plaka dönüşü anlatabilir misin?

Yüncü Ali Usta: Benim kuşlar da Plaka döner… Rıza Bey’in kuşları da plaka döner… Mesela Nazilli kuşları göbek dönüşü yapar… Ortada siyah bir daire, kenarda ufak bir beyazlık olur… Plakanın özelliği şudur… Devirli kuş plaka döner… Daha doğrusu öyle gözükür… Devri ne kadar yüksekse ortadaki siyahlık ufalır, beyazlık büyür… Arabanın tekerleğine devir arttıkça göbek ufalır, etrafı ona göre büyür… Göz yanılması yani… Ayrıca kuş havada duruyormuş gibi görülür. Kuşun sana doğru hareketini fark edemezsin. Kenarlarında tırtık yoksa, düzgünse, girişi ve çıkışı güzelse o kuş on numaradır. Beslediklerimin içinde göbek dönüşü yapan kuşlar çıkıyor… Ben onları hiçbir zaman için ayırıp da damızlık yapmıyorum… Benim tercihim değil… mesela onu seven de var… Kuş göbek dönüşü bir yapıyor, asılıyor, 8-10 metre dönüyor. Plaka dönen kuş 2 metreyi 3 metreyi geçmez. Sen onu devirden duvarda asılı tablo gibi duruyor görürsün…

Hayri ÜN: Daha önce beslediğin kaplanlarda Plaka dönüş var mıydı?

Yüncü Ali Usta: Tabi canım… Onlar da devirli kuşlardı… Öyle sallanma falan olmazdı…

Resim

Ali usta’ya beni nazikçe karşıladığı, bugüne kadar edindiği bilgileri ve tecrübeleri açık yüreklilikle paylaştığı ve ata yadigarımız olan kuşlardan bir kolu bozmadan geliştirerek bugünlere taşıdığı için kendisine teşekkür ederim. Umarım Ali Usta’nın kuşları ve diğer kuşlarımız özellikleri bilinerek, ırkları bozulmadan gelecek nesillere aktarılır. 09.09.2009 Urla-İzmir

Sevgi ve Saygılarımla,

Sağlıcakla kalın,

Hayri ÜN ‘ Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen zet » 08 Eki 2009 12:59

Konuyu burada açtığım için özür dilerim dolapçı ve denizli derneğini ilgilendirdiği için burada yazıyorum,Niyazi bey resmi bir talep geldiği takdirde Federasyona seve seve katılırız diye mahir beyle bir görüşme geçmiş aralarında.Dün Akşam yapılan yönetim kurulu toplantısında konuşuldu Başkanımızın isteğiyle size bu mektubu iletiyorum.

08 Ekim 2009

Sayın Niyazi ERTÜRK ve Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri


Türkiye Güvercin Federasyonu 22 Kasım 2006 tarihinde dokuz dernek ile kuruldu.
14 Ocak 2007 tarihinde yapılan ilk genel kurul toplantısı ile Güvercin Federasyonu Yönetim Kurulu resmen göreve başladı.
Yönetim kurulu olarak temel görevimiz güvercin camiası’nı geliştirip, teknik ve kanunlar çerçevesinde hak ettiği yere oturtmaktır. Günümüz şartları gereği başta kuş gribi olmak üzere, Belediye ve Tarım İl Müdürlükleri ile sorunlarımızı halletmek, planlı ve teknik kümesler sayesinde Federasyonla koordineli olarak, ortak bir dayanışmayla çalışmalarımızı sürdürmeliyiz.
Tarım ve Köy işleri Bakanlığına başvurumuz neticesinde, güvercinle ilgili mevzuatın olmadığı bu mevzuatın bizim çalışmalarımız ve onların düzenlemeleriyle gerçekleşeceğini, bu yüzden Federasyon kurmuş olmamızın çok önem ifade ettiğini öğrendik

Bu çalışmaları yapmak ve güvercin yetiştiricilerine daha iyi imkânlar sunabilmek için Federasyonumuza üye dernekler kayıt ederek büyümeli ve sesimizi her platformda duyurmalıyız.
En büyük amaçlarımızdan biride toplumdaki kuş beslemenin kötü imajını düzgün çalışma ve organizasyonlar yaparak kaldırmaktır.

Yeni oluşacak dernek üyelerimizle ve Federasyonumuzun katkılarıyla daha üst bir kimlik kazanılmış olunacaktır. Böylece Güvercin sevenler olarak resmi ve tüzel kimliğimizle resmi makamlarda isteklerimize daha kolay ulaşabileceğiz.
Ek olarak size Federasyona üyelik şartları ve üyelik formunu yolluyoruz, en kısa zamanda sizleri de bu büyük camianın bir parçası olarak görmek istiyoruz.

Güvercin Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı
Rıdvan DİNÇER
zet
Katılımcı Üye
 
Mesajlar: 35
Kayıt: 06 Mar 2006 19:14
Konum: KOCAELİ

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen zet » 08 Eki 2009 13:00

TÜRKİYE GÜVERCİN FEDERASYONU DERNEK ÜYELİK FORMU
..../...../ 200...
Dernek Adı :
Dernek Adresi :

Üye Sayısı :
Beslenen Güvercin Irkları:

Dernek Tlf. :
Dernek Faks :
Dernek Web sitesi :
Dernek mail adresi :
Dernek Başkanı :
Başkan iletişim bilgileri :
Başkan Yardımcısı :
İletişim bilgileri :
Dernek Delege Adları :
1-
2-
3-
Delege iletişim bilgileri :
1-
2-
3-
Not :






Lütfen forma ek olarak üye adres ve tlf. bilgilerini yollayınız.
zet
Katılımcı Üye
 
Mesajlar: 35
Kayıt: 06 Mar 2006 19:14
Konum: KOCAELİ

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Niyazi Ertürk » 08 Eki 2009 15:29

Merhaba Emrah Bey,

Öncelikle Rıdvan Başkanımıza sevgi ve selamlarımı iletmek isterim. Federasyonumuza üyelik konusu ülkemizde faaliyette bulunan tüm KANATLI Seven Derneklerinin gündemindeki önemli bir konudur ve herkesin elinden gelen desteği esirgememesi gerekir. Zira ortak sorunların çözümü ancak doğru örgütlenmeyle sağlanabilir. Ve başta Avrupa olmak üzere tüm Dünya'ya açılabilmek için de geniş katılımlı bir örgütün bulunması şarttır. Yakın geçmişte federasyona üye olma konusu değerlendirilmiş ve koşullarımızın iyileştirilmesinden sonra böyle bir girişimde bulunma kararı alınmıştı. Bu konu hala gündemimizde olup doğru zamanda doğru şekilde üye oluncaya kadar da gündemimizde kalacaktır. Tabii ki bu süreçte yan gelip yatma düşüncesinde değiliz. Elimizden geldiğince dışarıdan da olsa federasyon çalışmalarına destek olmak düşüncesindeyiz.

Mahir Arkadaşımız'ın Denizli'ye gelişinde gerçekten çok seviyeli ve bilgilenme anlamında verimli bir sohbetimiz oldu. Bu konu da değerlendirildi. Ancak farklı argümanlar da konuşuldu. Ve çok iyi hatırlıyorum sanki bizlerin Federasyona karşı bir tavrımız olduğu algısının (daha doğrusu önyargısının) varlığı dile getirildiğinde (çok iyi hatırlıyorum) Güvercin Federasyonu kurulması hayalini ilk olarak bu forumda tartıştığımızı, nasıl olursa daha iyi oluru yazıp çizdiğimizi ve asla böyle bir karşı tavrın olamayacağını söylemiştim. Tabii ki uygun koşullarda katılımımız gerçekleşecektir.

Şunu da eklemek isterim ki her ne kadar şu anda resmi olarak Federasyona Üye olmuş bir dernek değilsek de çalışmalarımızı üye olmuş gibi sürdürüyoruz. Dün ve bugün mesela DFC (Deutscher Flufroller Club - Almanya Uçucu-Dönücü Irklar Klübü) ve EFU (Europaischen Flugroller Union - Avrupa Uçucu Irklar Birliği) temsilcilerini ağırladık. Eksik olmasın Turgay Güröz 1 haftalık izin kullanarak 3 misafirimizle Denizli'ye geldiler ve hem kümes ziyaretleri yapıldı hem de Denizli'deki Derneğimizi destekleyen resmi kurumlarla görüşmelerde bulunuldu. Tabii ki konularımızın başında DOLAPÇI ırkı güvercinler yer almaktaydı. Alman Misafirlerimiz Dolapçı ırkı ile ilgili bir tüzük çalışması yapmayı düşünmekteler ve derneğimizce hazırlanan standart ve tüzük maddeleri üzerinde düşünce alış-verişinde bulunduk. İlginç olan bir şeyi paylaşmak isterim ki; EFU temsilcileri Dönücü Güvercin Irkları (Dönek, Kelebek, Kosova (Priştina Tümmler), Topka, Üsküp, Makedon, Birmingham Roller.....) ile ilgili oldukça detay bilgilere sahipler ve Dolapçıların diğerlerinden çok farklı fiziksel ve dönüş performansına sahip oluğunun ayırdındalar. EFU'da halen mevcut olan KELEBEK Yarışma Tüzüğüne yakın bir tüzük hazırlanması konusunda ortak bir düşünce geliştirdik ve dolap stillerini havada göstermeye çalıştık. Aynı ekip sanırım Isparta ve Burdur'a da ziyarette bulunacak ve bilgilenecekler. Yani şunu söyleyebilirim ki kendi çapımızda en azından bir güvercin ırkımızla ilgili tanıtım çalışması yapılmıştır ve alınan bu sonuç Dolapçı ırkını Dolapçı gibi uçurup çoğaltan tüm yetiştiricilere aittir.
Resim
Resim
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Niyazi Ertürk
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1486
Kayıt: 26 Eki 2003 18:50
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman)
Doğum Tarihi: 08 Haz 1965

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen serkan öztürk » 09 Eki 2009 9:29

Niyazi Bey demiş ki;
Dolapçıların diğerlerinden çok farklı fiziksel ve dönüş performansına sahip oluğunun ayırdındalar.


Almanyadan gelen misafirlerin bu anlatımlarını hakkında aklınızda kaldığı kadarıyla aktarırsanız, o arkadaşların gördüğü farklar hakkında biz de bilgi sahibi olabilriz.
serkan öztürk
Katılımcı Üye
 
Mesajlar: 50
Kayıt: 17 Eki 2008 13:31
Irklar: DÖNEK
Doğum Tarihi: 01 Oca 1977

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Niyazi Ertürk » 09 Eki 2009 10:37

Merhaba Serkan,

Gelen misafirlerimiz gelmeden önceden DOLAPÇI ırkı hakkında bilgi sahibi olan kişiler ve içlerinden Willi BAUNACH aynı zamanda Dolapçı besliyor. Her ne kadar Dolapçılarında bizim 9 kusurlu hareketlerden bulunuyor olsa da o halleriyle de uçuş ve dönüş performanslarının güzelliğinden etkilenerek bu ırka yönelmiş. Tabii şu da bir gerçek ki Almanya ölçeğinde farklı ırklar da bolca var. Hemen belirteyim Hanns BEYER şu anda TAKLA ırkı yetiştirmekte. Haryy TEICMAN ise TİPPLER ırkıyla ilgili deneyimlerini aktardı. Mesela Tippler ırkının hakem kontrolunda 22,5 saat boyunca havada kaldığını ve bu süre içinde filodan herhangi bir tanesinin ayrılması durumunda 1 saat içerisinde tüm grubun kümese alınması gerektiğini ancak bu kadar uzun süre uçan bir güvercinin dama indiğinde kümese girmeye gücü kalmayarak yarışma dışı kaldığından bahsetti. Gerçekten TİPPLER ırkı güvercinlerin yarışmaları inanılmaz heyecanlı. Haryy anlatırken bu durumu hem yaşadı hem de bizlere yaşattı doğrusu. Durum bununla da sınırlı değil tabii ki. Bu kişiler ırklar hakkında doğru bilgileri edinmek için Türkiye'ye geldikleri gibi Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Slovakya ve daha bir çok ülkeye de gitmişler. Tabii bu arkadaşlar DÖNÜCÜ ırklarla ilgilendiklerinden bu gittikleri yerlerdeki dönüş performansına sahip ırkları uçurtup seyretmişler. Mesela bizlere söyledikleri şeyler şu ki; Dolapçı'lardaki dönüş performansının döneklerden daha yavaş, Kelebeklere benzer ama diğerlerinden daha seri devirli olduklarıydı. Bir de dönüş esnasında Dolapçıların farklı stilde oyun yaptıklarını ekleyebilirim. Dönekler kuyruğuna doğru hamle yaparak yanlamasına dönerken dolapçıların burunüstü kıvrılarak oyun yaptıklarını farkettiler. Hatta yerde de Dolapçıların farklılıklarını sergilediklerini söylemekteler. Bu konuda şunu da ekleyebilirim ki bir ırkta 12 den başlayıp 22 de biten bir kuyruk telek sayısının olmayacağını aktardılar bizlere. Anavator diye bilinen ırkla ilgili de genel anlamda yanlış bilinen bir durumu da açıkladılar. Anavator ırkının Vutalardan farklı olarak kanat frenlemesiyle iniş yaptıklarını ve asla Tahtalı Güvercinleri ve Kaya Güvercinleri eşlemesinden elde edilmediklerini ilettiler. Uzun lafın kısası Alman yetkililere Dolapçıları anlatma konusunda çok sıkıntı yaşamadık inan ki. Çünkü adamlar Döneği de, Makedonu da, Makaracı Irkları da, Kosovayı da Kelebeği de biliyorlar. Tabii bu konuda Turgay Abimizin inanılmaz tercüme performansının da büyük etkisi bulunmakta...

E tabi lafla her şey anlatılıyor da bir de bunu havada göstermek gerekiyor. Asıl amacımız kümeslere giderek uçurup Dolapçıları havada onlara göstermekti. Bu olay da aslında çok iyi gözlemci olan misafirlerimiz için bence en önemlisiydi. Çünkü onların elinde var olan ve Almanya'daki yetiştiricilerin halen kabul ederek yarışmalarda buna göre uçuş yaptırdıkları bir KELEBEK Irkı Yarışma Tüzüğü mevcut. Bu tüzüğe göre en az 5 tane grup oluşturularak yarışmaya katılım oluyormuş. Kelebek ırkının kendine özgü karşıya doğru dönüşünü gruptaki tüm güvercinlerin göstermesi gerekiyormuş. Şayet birisi hatalı bir hareket yaptığında bu gruba 100 üzerinden değil de 80 üzerinden puan veriliyormuş. Şu anda gündemlerinde olan Dolapçı Irkıyla ilgili hazırlayacakları tüzüğü de Kelebek ırkına benzer şekilde hazırlanması Almanya ölçeğinde daha uygun olacağını dile getirdiklerinden bu yönde değerlendirmeler yapıldı. Denizlideki gözlemlerine göre hazırlayacakları tüzük taslağını birlikte değerlendireceğiz. Onların düşüncesine göre aslolan ırkın temel özelliği olan dönüş stilinin belirlenerek hakemlerin de buna göre değerlendirme yapmaları. Mesela onların Kelebek tüzüğünde 5 güvercinlik filo 30 dakika havada kalıyor ve bu süre içindeki 5 güvercin de aynı anda değerlendiriliyor. Yarışmacının 3 kere uçuş hakkı bulunuyor gibi. Şu anda EFU yetkilisi arkadaşlar edindikleri bilgiler ışığında genel bir değerlendirme yaparak bunu Turgay Abi aracılığıyla gönderecekler ve bizler de tekrar değerlendirip bu konuyu bağlayacağız.

Yetiştirici olarak bizlere düşen görev genel anlamda güvercinlerimize KÜNYE takma alışkanlığımızın oluşmasıdır. EFU çatısı altında oluşturulmuş tüzüğe uygun olarak yarışmalara katılmak isteyen yetiştiriciler kesinlikle EFU'ya üye Klüp veya Federasyonlardan bu künyeleri temin edecekler ve soy takibi de yaparak ırklarını yarışmalara hazırlayacaklardır. Yerel anlamda yapılacak yarışmalarda ise yerel tüzükler ve Dernek künyeleriyle yarışmaların yapılması mümkündür.

Farklı sorular varsa cevaplarım...
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Resim
Resim
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Niyazi Ertürk
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1486
Kayıt: 26 Eki 2003 18:50
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman)
Doğum Tarihi: 08 Haz 1965

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Hayri ÜN » 09 Eki 2009 20:18

Herkese selamlar,

Zannederim Alman misafirlerimizin ziyaretleri ile ilgili resimler ve görüşmelerin ayrıntıları yakında başka bir başlık altında paylaşılmaya başlanır... Ben yine de bu ziyarette beni en fazla etkileyen konuyu burada paylaşmak istiyorum...

Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü gibi biz dernek olarak epey belge, kitap, yazı, resim ve video toplamıştık... Toplamıştık ama... Bunları nasıl olup da alman misafirlerimize iki gün gibi kısa bir zamanda nasıl anlatacağımızı düşünüyordum... Burada Turgay abimizin mükemmel tercümanlığı imdadımıza yetişti... Ancak yine de süre kısa idi... hem Dolapçıları ve uçuşlarını gösterecektik hem de elimizdeki belgelerimizi onlara bir bir anlatacaktık... Açıkcası bu iş bana çok zor görünüyordu...

Bir de forumda neredeyse 6 aydan beri süren tartışmaları düşününce bu iş bana olmaz gibi görünüyordu... Biz bugüne kadar aynı dili konuştuğumuz, aynı ırklara gönül verdiğimiz insanlara aylardır ırklar arasındaki farkları anlatamamıştık... İki gün içerisinde Almanya'dan gelen misafirlerimize anlatmadıklarımız dahil herşeyi izah edecektik... Bana çok zor gibi geliyordu...

Ama sonuçta hiç de öyle olmadı... Onlar daha baştan bu kuşlar dönekten, Oriental Roller (makaracı), Kosova, Makedonya, Selanik vb. ırklardan farklı dediler... Öyle olunca da bizim hazırlıkların hepsi boşa gitti. ben kendimi herşeyi anlatamaya hazırlamıştım... Öyleki onlara önce Oriental roller'ı anlatacaktım... dolapçının ve diğer yerli ırkların özelliklerinden bahsedecektim, dolapçının kelebek gibi diğer yerli ırklarımıza daha çok benzediğini anlatacaktım... Sonra bu kuşların 1400'lü yıllarda ecdadımız tarafından Avrupa'ya götürüldüğünü anlatacaktım... Bora vasiç'ten, darwinden, Teddy Hull'dan, wendel Levi'den bahsedecektim... Onların oriental roller kullanılarak yeni ırklar elde edildiğini yazdıklarını söylecektim... sonunda da Dolapçı ile diğer çapraz kuşların 9 kusurlu hareket ile ayırt edilebileceğini izah edecektim...

Bunların hiç birine gerek kalmadı... zaten bunların hepsini aşağı yukarı biliyorlardı ve en önemlisi kuşları çok iyi tanıyorlardı...

Hatta Willi BAUNACH kelebek yarışma tüzüğünü çıkardı ve Turgay abi tercüme etti… Kelebeklerde de yarışmada OTURMA YAPAN, KARIN ÜZERİ DÖNÜŞ YAPAN ve buna benzer istenmeyen hareketleri yapan kuşların kelebek olarak kabul edilmediği ve bu kuşun yarışma dışı kabul edildiğini anlattı…

Sonuç olarak o kadar hazırlıktan sonra anlatamamanın şaşkınlığını yaşarken, bir kez daha Dolapçının diğer ırklardan farklı bir ırk olduğunun yabancılar tarafından kabul edilmesinin mutluluğunu yaşadım…

Bugüne kadar Dolapçı ırkımızın korunmasında emeği geçen bütün ecdadımıza ve bugün onun korunması adına emek sarf edenlere: Turgay Güroz, Niyazi Ertürk, İskender Damgacı, Numan Bilgihan, Uğur Bilgihan, Ertan Ergin, Hüseyin Aydın, İrfan Bozkurt, Cüneyt Arıkan, Barış Oranlı, Cihan Tanrıöven, Fırat Ekiz, Salih Neşelier, Osman Külahçı, Tevfik Kardeş, Cengiz Dinç, Süleyman Karasülük, Muhammed Ocakoğlu, Ahmet Popköylü, Tarık Ayan, Tezcan Akınlı, Kadir Lenger, Osman Kabalay, Cengiz Dayan, Mehmet Sezen, Erdal Çimen, İsmail Çırnaz, Talat Demirtan, Hüseyin Gereli, Özkan fidan, İnanç Erkek, Cafer Özmen, Ahmet Özcüoğlu, Hasan Üründü, Eyüp Akşit, Ayhan Karabulut ve şu anda aklıma gelmediği için buraya yazamadığım Denizlili yetiştiriciler ve diğer illerimizde dolapçıya gönül veren ustalarımıza teşekkür ederim.

Benim aklıma gelmeyenleri ve bilmediklerimi lütfen aşağıya ilave edin…

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen postacı » 09 Eki 2009 20:57

Ama sonuçta hiç de öyle olmadı... Onlar daha baştan bu kuşlar dönekten, Oriental Roller (makaracı), Kosova, Makedonya, Selanik vb. ırklardan farklı dediler... Öyle olunca da bizim hazırlıkların hepsi boşa gitti. ben kendimi herşeyi anlatamaya hazırlamıştım... Öyleki onlara önce Oriental roller'ı anlatacaktım... dolapçının ve diğer yerli ırkların özelliklerinden bahsedecektim, dolapçının kelebek gibi diğer yerli ırklarımıza daha çok benzediğini anlatacaktım... Sonra bu kuşların 1400'lü yıllarda ecdadımız tarafından Avrupa'ya götürüldüğünü anlatacaktım... Bora vasiç'ten, darwinden, Teddy Hull'dan, wendel Levi'den bahsedecektim... Onların oriental roller kullanılarak yeni ırklar elde edildiğini yazdıklarını söylecektim... sonunda da Dolapçı ile diğer çapraz kuşların 9 kusurlu hareket ile ayırt edilebileceğini izah edecektim...

Bunların hiç birine gerek kalmadı... zaten bunların hepsini aşağı yukarı biliyorlardı ve en önemlisi kuşları çok iyi tanıyorlardı...


Selamlar Hayri hocam bizler kişilerin karekteristik özelliği ve kusurları ile uğraşırken Almanlar güvercinlerin karekteristik özelliği ve kusurları ile uğraşıyor bu nedenle biz Türkler aynı dili konuşsakta anlaşamıyoruz ve tartışmalarda birbirimize yabancılaşıyoruz.Çünkü olayların nedenlerini niçinlerini kısacası sebeplerini sorgulamak yerine birbirimizi sorguluyoruz.Son kez yazıyorum gün kavga günü değil gün diyalog günü eğer bizler değerlerimize sahip çıkmazsak eğer bizler birbirimizi anlamazsak ve dinlemezsek birileri mutlaka bu görevi bizim yerimize yapar ve işte o zaman o güvercinin adına ALMAN OYNAĞI MI DENİR ? HOLLANDA DOLAPÇISIMI DENİR ? ne denir bilemem.
Alman misafirlerimizle sanırım yararlı bir diyalog oluşturulmuş.Kendini dünyaya anlatmanın en iyi yöntemi diyalogtur.İçine dönüklük ve kapalılık kimseye fayda sağlamaz.Bizler dış dünyaya açıldıkça hem kuşlarımız hemde güvercin kültürümüzü tanıtmış oluruz.Eğer bir gün Almanyaya dolapçı ırkını tanıtmayı ve ihraç etmeyi başarırsanız bence yetiştiriciliğimiz adınada çok önemli bir mesafe kaydetmiş olursunuz.Bunu için de marka olmak ve bu markayı layıkıyla tanıtmak gerekir.Dolapçı ırkı bu manadada marka olma yolundadır.Nasılki bizler yurt dışından posta güvercini satın alıyorsak ve posta güvercini beslemenin bu manada yurt dışında bir prestiji varsa yurt dışınada yerel ırklarımızı göndererek yerel ırklarımızın prestijini arttırabiliriz.İşte o zaman güvercin yetiştirciliğimiz ivme kazanır ve makus talihini yenebilir.Güvercin beslemekte bazı kesimler tarafından yerilen değil aksine saygı gören bir sektör halini alır.

Saygılar
Rahmi Bozkır
Kullanıcı avatarı
postacı
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 800
Kayıt: 04 Kas 2003 17:32
Konum: İstanbul
Irklar: Posta Güvercini
Doğum Tarihi: 29 May 1960

Re: ..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Hayri ÜN » 24 Eki 2009 1:57

Herkese Selamlar

Denizli Sarayköy'den Dönek ustası Mehmet Ali EROĞLU, bizden Denizli dolapçısı istedi... Bu dolapçıları Ayvalık'lı Eski ustalardan MERAL amca ve damadına götüreceğini söyledi... Biz de dernek olarak bir çift dolapçı temin ettik ve dolapçıları teslim etmek ve Ayvalık'lı dönek yetiştiricilerini ziyaret etmek için Ayvalık’a gittik... Ziyaretimiz sırasında 76 yaşındaki güvercin yetiştiricisi ustamızı ziyaret ettik ve kendisi ile çok güzel bir sohbet ettik. Bu sohbetin bir kısmını aşağıda bulabilirsiniz…

Resim

Namık Bey’in kuşlarına bir pırıltı verirsin…
Zannedersin kuş kafana vuracak…
Doğruca sana doğru gelirdi… Kümese doğru gelirdi…
“Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarını Namık Bey’in mavilerine vursak nasıl olur?” dedik…
Tuttuk bu kuşları çaprazladık…
Bir kuşlar çıktı… Böyle bir şey olmaz…
Canbaz nasıl?... İşte öyle… Kuşları uçuruyorsun… Pırıltı veriyorsun…
Önce bir sıkarlardı… Sonra bir açardı, dönüşe başlardı… Olurdu plak gibi…
Bu çaprazlamanın sonunda hem tekerlek ufaldı, hem de dönüş düzeldi, güzelleşti… Çıkarken de pat diye çıkardı…

.......................................................................................................... Ayvalıklı Meral amca

---

Şenol Bey: Meral Amca Hayri Bey üniversitede öğretim üyesi… Şeşler hakkında bilgi topluyor… Biz de şeşler hakkında bilgi almak istiyorsan Bunu Meral amcaya soracaksın, öğrenmek istediğini de ondan öğreneceksin dedik…

Hayri ÜN: Biz de Mehmet Ali Bey ile Meral amcanın damadına bizim Denizli’de beslediğimiz şeşlerden (Arap dişi ve Karaçil erkek olmak üzere bir çift dolapçı) getirdik…

Meral Amca: Şimdi bizim şeşler, bu Ayvalığın şeşleri… esas İzmir’den kaplanlar diye…

Hayri ÜN: Kaplancı Tahir Ağa…

Meral Amca: Evet Kaplancı Tahir Ağa’nın kuşlarından… O şeşler buraya geldi… Sonra o şeşler çok kalptı… Uçuyorlardı, tekerleği geniş yapıyorlardı ama sarkıyorlardı… Açık tekerlek yapıyorlardı… Sıkmıyorlardı…

Meral Amca: Burada Bey’in kuşları vardı… Namık Bey’in kuşları… Mavileri vardı… Onlar da şeş gibi ama sırf mavi şeş idiler… Bizim arkadaşlar Kaplancı Tahir Ağa’nın kuşları ile Namık Bey’in kuşlarını çaprazladılar…

Meral Amca: Bergama’da Ormancı Zekeriya falan vardı… Avukat Remzi Vardı… Marangoz Nihat Vardı… Bizim bu arkadaşlar beraber oturdular, düşündüler… “nasıl yapalım ?” dediler… Yani “Kaplancı Tahir Ağa’nın kuşlarının dönüşünü toplamak için ne yapabiliriz” dediler… Biz bu Kaplancı Tahir Ağa’nın kuşları uçmayı çok sevmediklerinden gider bir yere konarlardı. Biz de onları ileriye götürüp salıveriyorduk… Gelirken de pırıltı veriyorduk… Kocaman bir tekerlek yapıyorlardı… Kocaman bir tekerlek vardı ama sarkıyorlardı… Sonra dönüşleri açıktı… Kanat uçları gözüküyordu… Öyle kapalı bir dönüş yoktu…

Meral Amca: Namık Bey’in mavileri dediğimiz kuşlara gelince: Onları uçuruyorduk yaklaşık 200 metre yükseklikte iken bir pırıltı veriyorduk… Kuş kendini topluyor ve taş gibi oluyordu… ve havadan hiç doğrultusunu bozmadan spiral yapa yapa geliyordu…

Meral Amca: Sonra “Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarını Namık Bey’in mavilerine vursak nasıl olur?” dedik… Tuttuk bu kuşları çaprazladık… Bir kuşlar çıktı… Böyle bir şey olmaz… Canbaz nasıl?... İşte öyle… Kuşları uçuruyorsun… Pırıltı veriyorsun… Önce bir sıkarlardı… Sonra bir açardı, dönüşe başlardı… Olurdu plak gibi… Bu çaprazlamanın sonunda hem tekerlek ufaldı, hem de dönüş düzeldi, güzelleşti… Çıkarken de pat diye çıkardı…

Meral Amca: Şenol da bilir ben çok eskiden çok gezdim… Burada dönekçi dediğiniz zaman sayılı insanlardan birisi idim… Kuşlara çok paralar verdim… Çok kuşa aldım… Neler neler getirdim… Mesela İzmitlileri getirdim… Çinililer, aynalılar getirdim… Ben 125 liraya kuş aldım… O zaman Ayvalık’ta 90 liraya daireler satılırdı… Düşün 90 liraya daire satılıyor… Ben 125 liraya kuş aldım… Şeşlerden önce alacalar (Akbaş akkuyruk, galaça dönek) beslerdim… Her çeşidinden beslerdim… Baksalar, çiniler, aynalılar… En son beslediğim şeşleri gördüm… Hepsinden soğudum…

Meral Amca: Dikili’de Mehmet Bey vardı… Oraya gittik… Kendi kuş uçuramazdı… Yaşlı idi… Bize kuş uçuruverdi… Kuşları döndürdü de ama bizim beslediğimiz şeşler gibi değildi… Emin olun bizim şeşler bambaşka idi… Ormancı Zekeriya geldi… “Bu şeşlerin neresini seviyorsunuz” dedi… Bizim şeşler biraz sert olur… Her seferinde dönmezler… Döner ama istenilen dönüşü her defa göstermez… Nihat’ta döner dişi isimli bir kuş vardı… Kuşu uçurduk… Kuş döndü geldi… Nihat kuşu bir daha uçurdu… “Nihat, bırak kuş döndü artık uçurma” dedik… “Hayır daha dönmedi, daha kopuyor, dönüşü kesiyor” dedi… En sonunda bir döndü geldi… Biz aşağıdan izliyoruz… Dönüşü kesiyor gibi oluyor… Sonra dönüşe bir daha başlıyor… Sanırsın içeride bir kol var, kuşu çeviriyor… Aşağıdan biz diyoruz “ürkütelim, kuş yere çarpacak”… Nihat çok rahat “yok, vurmaz” diyor… Sonunda 3-4 metre kaldı, sıktı aşağıya indi… Kanatlarını saldı, düşürdü…

Meral Amca: Bu şeşler böyle kuşlardı… Çok iyi kuşlardı… Onları bir kaybettik bir daha bulamadık… Ben cezaevine girdim… Bakan olmadığı için kuşlar aç kaldı ve dağıldı gitti… Sonrakiler de ellerine geçen kuşları onunla, bununla çaprazlarken o kuşlar kayboldu gitti…

Hayri ÜN: O dönemde Denizli’den kuş geldi mi?

Meral Amca: Denizli’den buraya çok kuş geldi… Benim rahmetli oğlum bile Denizli’ye gitti, kuş getirdi…

Hayri ÜN: Namık Bey’in kuşların kökeni neresidir? Onlar nerden gelmedir?

Meral Amca: Bey’in kuşları Selanik’ten gelme… Namık Bey kuşları Selanik’ten getirmiş… Kuşlarını kucağında getirmiş… Evi burada deniz kenarında yeşil kundura var ya… onun yanında… Kuşlarına çok meraklı imiş… Kuşlarının arasında bir çift kuşu saklı geçirmiş… O kuşları üretmiş…

Hayri ÜN: Rahmetli Osman Komili’deki kuşlar sizin şeşlerden miydi?

Meral Amca: Osman Komili’deki kuşlar karışıktı… Osman Komili bu işleri çok fazla bilmezdi… Ancak her yerden kuş satın aldı…

Şenol Bey: Osman Bey dediğiniz adam çok varlıklı idi… Nerde kuş dönüyor? Topal İsmet’e kuşun parasını, otel parasını veriyormuş… Kuşu aldırıyormuş… Her bölgeden en iyi kuşları toplatmış… 1985’lerde 1000’e yakın kuşu varmış…

Meral Amca: Esas bunların damarı bir bende vardı bir de Marangoz Nihat da vardı… Hatta Bedri’de ile yoktu… Benim rahmetli oğlum İzmir’de asker iken Avukat Remzi ile Bedri geldi… Yanlarında Altınovalı Ezer Bey de vardı… Bizim şeşlerden ben de çok üremişti… 100-150 tane vardı… Bir odanın içinde tutuyordum… Onlara kuşların içinden 25 tanesini ayırdım verdim…

Hayri ÜN: Yani bu kuşlar Tahir ağanın kaplanları ile Namık beyin mavilerinin eşlenmesinden çıktı…

Meral Amca: Evet… Biz Tahir Ağa’ya gittik… Yanımda Marangoz Nihat, Kantarcı Hüseyin Bey ve Katakülli Mustafa vardı… Araya araya Tahir Ağa’yı bulduk… Onun kuşları da bir taraçadaydı… Tahir Ağa’nın Kapısında bir güvercinin dönerken çekilmiş fotoğrafı vardı… Çok yaşlı idi… Uçuruyordu ama kuşları kalptı… Çok hantaldı… Kuşlar hep konuyordu çok fazla uçmuyorlardı… Zaten kuşlar çok büyük idi… Çok kısa bacaklı idiler… Göğüsleri yere basık idiler… Yürürken badi badi giderlerdi… Bizim Çıkardığımız kuşlar küçük, minyon idiler…. Tahir Ağa kuşları uçurmaya çalıştı… Sonra çay yapmak için içeriye girdi… Nihat bu arada bir tane kuşu havaya attı… Gelirken bir pırıltı verdi… Biz kuşun dönüşünü görünce şaşırdık… Sonunda o gün Tahir Ağa’dan bir çift kuş aldık… ve sonra Namık Bey’in kuşları ile çaprazladık…

Hayri ÜN: Tahir ağanın kaplanlarının uçuşlarını bir daha tarif eder misin? Kuşlar batıyor muydu, yani sarkıyor muydu?

Meral Amca: Tahir Ağanın kuşlarının dönüşü gevşekti… Bizim istediğimiz bir dönüş değildi… sonra kuşlar kalb idi… Uçmazlardı… Gider bir yere konar, gelmezlerdi… Büyük tekerlek yapıyordu… Ama gevşek yapardı… Buraya pırıltı gösterirsin o olduğu yere döner… Oraya gider…

Meral Amca: Benim bahsettiğim Namık Bey’in kuşlarına bir pırıltı verirsin… Zannedersin kuş kafana vuracak… Doğruca sana doğru gelirdi… Kümese doğru gelirdi… Namık Bey’in kuşları Tahir Ağa’nın kaplanlarının dönüşlerini topladı… Kuşları dönüşe hakim oldular… Kuşlar kendine hakim… Kuşlar istediğimiz gibi gelmeye başladılar… Bazı kuşlar var, pırıltıyı gösteriyorsun… oraya, şuraya gider, ya da aşağıya gider, sarkar… İyi kuş böyle yüzüne gelecek…

Hayri ÜN: Sizin çıkardığınız şeşlerde fıstık (sibop) var mıydı?

Meral Amca: Olurdu…

Hayri ÜN: Sizin çıkardığınız şeşlerde oturma olur muydu?

Meral Amca: Evet, Olurdu… Oturma olurdu… Takla olurdu… Takla atanları çıkardı… Marangoz Nihat’ta “Taklakçı” şeş vardı… Nihat’ın kuşu havada takla da atardı ancak döndüğü zaman altında adam bağırırdı… Bizim şeşler takla atar, kanat döver, kayıkta gezer… fıstığı var… Ama döndüğü zaman kuşta dönüş vardır… Kuşun dönüşünde hile olmasın… Öyle taklak atmış, kuyruk oturmuş onlar hava… dönüşünde hile olmasın… Döndüğü zaman altında bağırırsın… Öyle dönüyorlar… Ben böyle bir şey görmedim… Ben 76 yaşındayım… 50 yıldır kuş besledim… Nerde kuş varsa gittim, aldım… Ta İzmit’e gittik… Birisinde muhacir birisine gittik… Kantarcı Hüseyin Bey çıkardı onun önüne cüzdanını attı… Adam “Çocugumu al, kuşlarımı alma” dedi… Belki o anda kümeslerinde 300 tane kuşu vardı… Araya İrfan Atan ile Adil Atan’ı koyduk… Buradaki Parlak Ziya ve Ayakkabıcı Zekeriya’yı araya koyduk… Bir çift kuş aldık… Onlarında kaç yaşında oldukları belli değildi… İzmitliler oradan üredi…

Hayri ÜN: Sizin çıkardığınız şeşlerde renk ne olurdu?

Meral Amca: Sizin getirdiğiniz kuşlar gibi kara olurdu, kara şeş olurdu, Mavi olurdu, gök olurdu… Mavi olurdu… Ekseri lekesiz kara şeş olurdu… kafasında şeş olurdu… Omuzlarında bir iki tane beyaz tüy olurdu… Bazıları da göğsü şeşli olurdu… Biz ona şeş göğüslü derdik…

Hayri ÜN: Sizin çaprazladığınız kuşların yavrularında Tahir Ağa’nın kuşlarına benzeyen veya Namık Bey’in kuşlarına benzeyen kuşlar çıkıyor muydu?

Meral Amca: Çıkıyordu… Tahir Ağa’nın kuşlarına ve Namık Bey’in kuşlarına benzeyen kuşlar çıkardı… Yavruların içinde arada Tahir Ağa’nın kaplanları gibi iri kuşlar çıkıyordu… Ancak genelde çok iri kuşlar çıkmazdı…

Hayri ÜN: Sizin şeşlerinizin akılları yani ayarlıkları nasıldı?

Meral Amca: Akıllı kuşlardı… Yavru iken bir iki defa kollayıp uçurdun mu bir daha başka yere yakalanmazlardı…

Hayri ÜN: Çok uzun süre ve yüksek uçtuklarında, bir iki mahalle öteye gidip (devrilip) çıkıp gelenleri ya da satılan kuşlardan bir süre sonra kaçıp gelenleri olur muydu?

Meral Amca: O kadar olmazdı… Zaten bunlar posta değil… Bizim kuşlar yemine yürük olur… Yani yem yedikleri yerde vazife yaparlardı…

Hayri ÜN: Bizim Denizli’de beslediğimiz Dolapçılar kafası önde burun üstüne dönüş yaparlar… Sizin çıkardığınız kuşlarda bu tür bir dönüş var mıydı?

Meral Amca: Bizim kuşlarda öyle dönüş olmaz… bizim kuşlar sıktıklarında yumruk gibi olurlar… sonra bir dönüşe başlarlar plak gibi olurlar… 10 metre kadar gelir yavaşlar gibi olur… sonra bir daha başlar… sarkacağım diye ödü kopar… doğrudan üstüne doğru gelir…

Şenol Bey: O kuşları şimdi bulamazsın…

Hayri ÜN: Anlaşılan o kuşları bulamacağız… Bizim Denizli’den getirdiğimiz şeşlerle (karaçil dolapçılarla) fotoğraf çeksek olur mu?

Meral Amca: Evet tabi…

Ayvalıklı Meral amca

Resim

Resim
Soldan Sağa: Tireli Hamit Tan, Küçükköylü Turgut varol, Sarayköylü Mehmet Ali Eroğlu, Ayvalıklı Meral amca, sarmısaklı'dan Şenol Yazgan ve Tire'den Ali Bekiloğlu


Fotoğraflarımızı çektikten sonra kısa süren sohbetimizi bitirmek zorunda kaldık… Meral amcanın daha çok anlatacakları vardı ve daha sonra mutlaka gelmemizi istedi… Ayrıca Namık Bey’in kuşlarından hala bazı kişilerde olduğunu ve onları ziyaret edebileceğimizi söyledi… Meral amcamıza Allah’tan sağlıklı ve uzun ömürler dileyerek nazik misafirperverliği için teşekkür ederim…
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Önceki

Dön Dolapçılar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir