“Önemli olan kuştan anlamak…
Çok kuş toplayan zaten iyi kuşçu değildir…
Bu kuşçuluk değil ki, bence kuşa zarar…
yani bende çok iyi bir kuş çıkıyor…
Alıp götürüp kuşu diğer kuşların arasında diğer soylarla kırıp imha ediyor.
Böyle insanların kuşçuluğa zararı var… “Ali KIPKIP (Yüncü Ali) Herkese Selamlar,
09.09.2009 tarihinde Urla Kanatlı Hayvanlar ve Güvercin Sevenler Derneği’ne biraz da çat kapı yaparak gittim. Gittiğim zaman öğle saatleri idi. Urla Dernek Başkanı Sayın
Erşen Çevikarslan ile tanıştık. Sağolsun Erşen bey çok sıcak davrandı ve onunla da güzel sohbetimiz oldu. Sonrasında dönek yetiştiricisi
Yüncü Ali’nin (Ali Kıpkıp) dükkanına gittik. Yüncü ali Usta’nın dükkanında Dernek başkanı Erşen bey, Ayvalık’ta da futbol oynamış
Serkan Bidav bey ve Ali Bey ile birlikte çok güzel bir sohbet ettik. Sizlerle o sohbetimizi paylaşmak istedim.
Ali bey evcil hayvan malzemeleri, kanarya, muhabbet kuşu ve akvaryum balıkları satılan şirin bir dükkan işletiyor. Yüncü Ali bey’de de Rıza Bey ve Terzi Haşim’e dayanan güvercinlerden var. Ali Bey 1960 doğumlu ve 15 yaşlarından beri güvercin beslemekte… Bununla birlikte beslenme imkanı olan tüm hayvanlardan beslemiş. Devekuşu, yılan, timsahına kadar beslemiş. Köpeklerin nerdeyse beslemediği cinsi kalmamış. 15 yaşlarında ilk defa Kaplancı Tahir ağanın meşhur kaplanlarından beslemiş. Askerde iken bu kuşlarını çalmışlar… Askerden dönüşte ise Rıza Bey’in döneklerinden edinmiş ve hala onları geliştirerek beslemektedir… Bundan sonrasını ondan dinleyelim.
Yüncü Ali Usta: Çok meraklıyım, neler yaptım neler neler… Servetler harcadım. Gitmediğim yer kalmadı. Ne zaman Bulgaristan’da sergilere gitmeye başladım. Geldim evde ne kadar süs kuşu varsa elimden çıkardım. Bulgaristan’da bir güvercin yarışması yaptılar… Eski bir okulun çamların içinde bahçesini düşün… Büyük de bir kapalı salon var. Bu salonda ortaya ve kenarlara güvercin gösteri kafeslerini koydular. Bir kuşlar çıkardılar… Huzurum kaçtı… utandım doğrusu… 7 milyonluk bir ülke… Dosdoğru yolları yok… Şöyle düşün İzmir Türkiye, Kuşçular köyü Bulgaristan… Bak bu kadar fark var arada… Urla değil Kuşçular köyü… Yol yok… İlk gittiğimde sordum: “ne zaman ana yola çıkacağız?” “Ne anayolu burası zaten anayol” dediler. Durumları berbat Ancak kuşları mükemmel… bak bir seri yapmışlar… Deste kuyruklar… aynı adam… Sütbeyaz, Arap, Kırmızı, Nohudi, Mavi bir kez onları geçmiş. Sonra kuş sütbeyaz kuyruk yine her renk… Kuş siyah kuyruk beyaz… Kuş kırmızı kuyruk beyaz… Kuş beyaz kuyruk kırmızı… Kendi kendime dedim: “Be adamlar boyadınız mı kuşları? Orada bir maaş 90 lava… bir çift mısıriye 500 lava verdim kuşu bana satmadı. İster inan ister inanma dönüp bakmadı bile… Avrupa’nın her yerinden kuş gelmiş, bunun yanında kedi, köpek, tavşan fare, beyaz kurbağa ne ararsan var… Bir balonlar (güvercin) gördüm. Büyüklüğünden Normal kafeslere koyamamışlar, özel kafes yapmışlar… Ne renk istiyorsan söyle hepsi var… İşte orada utandım. Dedim ki biz de süs kuşu falan yok… Eve geldim ne kadar süs kuşu varsa hepsini çıkardım.
Bunları neden anlatıyorum? Biz hiçbir değerimize sahip çıkamamışız… Hünkari ne demek biliyor musunuz? Padişahların beslediği kuş… Kaynağı Manisa… Hani?.. Nerde?.. Hadi gidelim de bulalım…
Hayri ÜN: Şu anda hangi güvercinlerden besliyorsun?
Yüncü Ali Usta: Askere gitmezden önce Kaplancı Tahir Ağanın kaplanlarından beslemiştim. Askerden geldikten sonra Sincap Mustafa ile tanıştım. O zamanlar 22 yaşında idim. Yine o zamanlar Şöfor Kazım, Rıza Bey falan tanımıyordum, bilmiyordum… Sincap Mustafa’nın orada bir çakal dönüyormuş… Oraya çakalı izlemeye gittik… Ben de kendime damızlık alacağım… Ama benim daha Şöfor Kazım’dan şundan bundan haberim yok… Rıza Bey’den de haberim yok… İşte orada bir çakal uçurdular… Çakal gitti ileri… kanat vurdu… bir oturdu… bende bitti… Sevmiyorum oturan kuşu… zorla değil ya… Bu zevk işi… Herneyse sonra bu tuttu bir yavru uçurdu… yavru geliyor omuz başlarından kendisini bir bırakıyor… kapattı kapatacak… Bize 3-5 kere uçurdu… Süper… duydum kuşları satıyor imiş… “Arkadaşım ilk defa tanışıyoruz, yanlış anlama bu yavruyu satarsan alayım” dedim… “Yok, onu satmam” dedi… “Bu yavruyu hangilerinden çıkardın?” diye sordum… Sincap Mustafa’da anne babasını gösterdi… Erkeğe bir baktım… konak yabanisi gibi bir şey… kalbim bozuldu… kendi kendime yalan söylüyor herhalde dedim… daracık kuyruk… tek tüy gibi… kafası kapalı… çirkin… Konağa sal, ayırt edemezsin… Kuyruğu karışık… “İşte bu Rıza Bey’in kuşlarından” dedi… Dişi elifli kesme baş kesme kuyruk… onu bir uçurdu… Olmaz böyle bir şey… Ben ondan sonra Bu kanlardan kuşlar yapacağım diye kafaya koydum. O kuşları çok paralar da harcayarak bir şekilde aldım. Ondan sonra beştepelerli Yavuz’un, Şöfor Kazım’ın, Rıza Bey’in hikayelerinin inciğini cinciğini öğrendim… Bu kuşlar nereden gelmiş ne olmuş… Ona göre kuşlarımı eş ettim… Onları sülale yaptım… Secere tuttum… Ondan sonra benim çok kuşum döndü… Belki abartı gelecek arkadaşlar şahittir. 25-30 tane sıraya dönek döndürdüğümü bilirim. Ama o zamanlar burada yün işi yapıyordum… Mevsimlik iş yapıyordum… sabahleyin kalkıp öğleye kadar kuş uçuruyordum… Yün işi sırf kışın oluyordu. O zaman gençtik de… Çoluk yok çocuk yok… Bütün gün kuş uçuruyordum… Ondan sonra biniyordum arabaya şurası senin burası benim geziyordum… Eskilerin hikayelerini de bizim burada yaşayan Manav Kazım Dede’den dinledim…
Hayri ÜN: Manav Kazım dede kimdi?
Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede kalede (Kadifekale) oturuyormuş… Onun gecekondusu falan var… yani gariban bir adam… Sebze alır satarmış, sonra aşçılık yapmış… Kumcu (Şoför) Kazım da bildiğim kadarı ile Gaziemir’de oturuyormuş… Aslında iki tane grup var. Bir grup bizim Kazım dede gibi olanlar yani gariban takımı ve bir de Rıza Bey gibi olan diğerleri de ekâbir takımı…
Hayri ÜN: Buradaki Kazım dede Rıza Bey’in kuşlardan beslemiş mi?
Yüncü Ali Usta: Hayır beslememiş… Ancak Rıza Bey dahil hepsiyle çok iyi tanışırmış ve onların yanında defalarca kuş seyretmiş. Bu kuşları ve yetiştiricilerini çok iyi bilirdi. Ne yazıkki bir ay önce 90 küsur yaşında onu kaybettik…
Hayri ÜN: Allah rahmet eylesin. Ben de buralara 2-3 senedir gelir giderim. Keşke onunla da görüşebilseydik.
Yüncü Ali Usta: Yine de zor olurdu… Kazım dede 2-3 yıldır yatalak halde idi ve konuşması da çok zordu. Kendisi zamanında beslememiş. Ancak burada olduğu dönemde ben çok yavru çıkartıyordum ve ona veriyordum. O da uçurur seyrederdi… Bir sürü kuş uçurduk… Ancak bir tane tarçini uçuruyorduk… Rahmetli bir gün bana geldi, “bugün ben bir eşeklik ettim” dedi. “Estağfurullah dede ne demek” dedim. “Bugün İstanbullular geldi, yolsuzdum da zaten… Tarçiniyi bir araba parasına sattım… İstersen parayı sana vereyim” dedi. “Dede sakın ha! Aklından bile geçirme…” dedim. Diyelim ki sezonda 100-150 yavru çıktı. Kazım dede ile bunlardan uçurabildiklerimizi uçururduk… Hatta bazılarını hiç uçurmadan tele gönderirdik. Mesela bir çiftten 10-12 yavru aldık diyelim. Bunlardan hoşumuza giden 4-5 tanesini ayırır diğerlerini doğrudan tele gönderirdik… Uçuramayacağız, ne yapacağız o kadar yavruyu… Dede yine o fıstıklı kuşlardan bir kaç tanesini çok iyi paraya sattı.
Yüncü Ali Usta: Hani Atomlar, atomlar diye anlatılan kuşlar vardır. hiç duydun mu?
Hayri ÜN: Duydum ama hiç görmedim.
Yüncü Ali Usta: Dede anlatırdı onu… Mesela o kuş dededen geçmiş. Kuş hep sıkıp geliyormuş. Sonunda bir dönmüş… O zamanlarda atom bombası da meşhur. Kuşun o kadar zaman sıkmasından sonra dönüş bulmasına atom bombası gibi patladı diyorlar… Yine dede anlatırdı… Mektepli erkek varmış… O zamanlar okula mektep diyorlar. Kuş her uçuruluşunda karşıda bir mektep varmış ona konarmış… Ona da bu yüzden mektepli erkek derlermiş…
Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede baska ve galaçanın yanlış kullanıldığını söylerdi… BASKA değil aslı BOZKA’dır. Galaça diye şimdiki mavi galaçalara denirmiş.
Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım dede anlatırdı: Onun gençliğinde tren istasyonunun yanında güvercin besleyen Ahmet usta varmış… Ondan Rıza Bey’in güvercinlere dayanan kuşlardan almış…. İçlerinden birsi dönmeye başlayınca koşmuş “Ahmet ustaya kuş dönüyor” demiş…. Ahmet ustada “Erkek oldu mu” demiş… bizim dede “hayır” demiş… “O zaman dönmüyordur, biraz daha bekle” demiş… Kuş erkek olunca daha güzel dönmeye başlamış ve bizim dede yine Ahmet ustaya gitmiş ve “kuş daha iyi dönüyor” demiş… Ahmet usta da “kuş yavruya kustu mu?” demiş… “Hayır” deyince “bekle yavruya kussun” cevabını almış… Kuş birinci yavruya kusmuş, ikinci yavruya kusmuş, üçüncü derken dördüncü yavruda Ahmet usta “artık gidelim bakalım şimdi olmuştur” demiş… Bir kuş ancak dördüncü yavruda gerçek dönüşünü bulur… Daha önceleri de dönebilir ancak bunlar çocuk ya da delikanlı birisinin hareketleri gibidir… her an değişebilir, her gün farklı olabilir…. Bir de önemli olan kuşun dönüşünü zaman içersinde bozmamasıdır…
Hayri ÜN: Kuşların kökenini geldisini çok iyi bilirim dedin, biraz anlatır mısın?
Yüncü Ali Usta: Kuşların geliş kaynağı balkanlar… Yunanistan, Yugoslavya, Selanik, Makedonya, Üsküp… Göçmenler getiriyor… Göçmenler o zaman hazırlıksız geliyorlar. Geçim derdine düşüyorlar. Çoğunun da Türkiye’ye gelince maddi durumları iyi değilmiş… Göçmenlerden bu kuşları zengin insanlar alıyorlar. Yani hepsi zengin insanlara geçmiş… Bunlardan birisi de Rıza Bey’dir. Rıza Bey kuşları ele geçirmekle kalmamış, onları ıslah da etmiş… İyilerini ayırmasını bilmiş… Güzel dönekler uçurmuş, anlatılanlara göre de yanındaki insanlara da faydası olmuş… Yine eskilerden dinlediklerime göre; önceleri karalıları besliyormuş..
Hayri ÜN: Karalılar ne denmek?
Yüncü Ali Usta: Karalı yani kara galaçaları besliyor imiş. Daha sonra ben de bulunan fıstıklılar eline geçince fıstıklıları beslemeye başlamış…
Hayri ÜN: Fıstıklıları biraz daha anlatabilir misin?
Yüncü Ali Usta: Bizdeki olanlar ki bizdekiler de onlardandır. Tarçiniler ve çakallar… Hepsi çift fıstıklı, 11-12 telek sayılı, dar kuyruklu, azman kuyruğu gibi daracık kuyruklu… Bunlar başka bir kuş, yüksek devirli kuşlar… Rıza Bey onları beslerdi. Rıza Bey’den de Beştepelerli Yavuz’a geçiyor. Anlattıklarına göre Yavuz Rıza Bey’in yanında bulunurmuş… O Yavuz kuşları alıp dağıtıyor… Onun arkadaşlarından birisi de Kumcu (Şoför) Kazım… Bana geçen kuşları anlatıyorum… Kumcu Kazım bu kuşlardan ya para ile ya da hediye olarak Yavuz’dan alıyor… Kumcu Kazım’dan da Sincap Mustafa bir maaşından fazla para verip, tarçini bir erkek alıyor. Bir de Terzi Haşim bir çakal tutuyor (Detaylarını Sincap Mustafa daha iyi bilir)… Bu kuşun da Rıza Bey’in kaybettiği bir kuş olduğunu söylüyorlar. Terzi Haşim bu kuşlardan üretiyor ve bu kuşlardan çıkma çok mükemmel kuşlar uçuruyor. Terzi Haşim’deki kırmızılardan bir tane Sincap Mustafa’nın eline geçiyor… Kuş müthiş dönüyormuş… Sincap Mustafa’da benim ömrü hayatımda gördüğüm 3-5 dönek vardır. Bunlardan bir pal galaçadır. O Pal galaçayı sözünü ettiğim çakalla eş ettiler. Ben bu kuşlardan edindim… yani bir kolu Kumcu kazım’dan gelen Tarçiniye diğer bir kolu da Terzi haşimden gelen çakala dayanıyor. Aslında her ikisi de Rıza Bey’in kuşlarına dayanıyor. Hepsi fıstıklı kuşlar araya bir pal galaça giriyor ama pal galaça efsane bir kuş imiş… Döndüğü zaman direksiyon simidi gibi tam daire olurmuş ve devrinden kuşu havada duruyormuş gibi görürmüşsün… Ben beş tane kuş gördü isem bir tanesi de odur.
Yüncü Ali Usta: Bu kuşlar ilk defa Mübadele döneminde geliyor… Mübadiller ilk defa Bornova’ya getiriyorlar ve zorunlu ikametgâha tabi tutuluyorlar. Getirenler bu mübadiller… Mübadillerin maddi durumları Yunanistan’da iyi imiş. Ancak Türkiye’ye geldiklerinde çok zor durumda kalıyorlar. O yıllarda sıkıntıları da var.. İş yok, güç yok… ekmek bulmakta bazen güçlük çekiyorlar… hatta bu yüzden o dönemde gelen kuşlar çok defa fırıncılarda toplanıyor. Ekmek karşılığında kuşlarını veriyorlar. Çok dinledim bu konuları… A’dan Z’ye bilirim hepsini… Dediğim gibi ya bu kuşlar fırıncılarda kalmış ya da Rıza Bey gibi zenginlerde kalmış. Rıza Bey bütün kuşları toplamış, en iyilerini toplamış…
Yüncü Ali Usta: Gelen göçmenler önce Bornova’da zorunlu ikamete tabi tutulmuşlar.
Yüncü Ali Usta: Ben nereden biliyorum?
Yüncü Ali Usta: Rahmetli Anneannem bana bizzat anlatıyordu… Biz geldik derdi… Bilmem kaç ay bizi Bornova’da tuttular… Onları karantinada tutmuşlar. Sonra onları Çeşme’ye göndermişler. Anneannemler Çeşme’de yapamamışlar, sonra Urla’ya gelmişler. Yani benim bildiğime göre ilk Mübadiller Bornova’ya gelmişler… Bu yüzden de ilk kuşçular hep Bornova’da çıkmış… Mesela Nalbant Mustafa orada… Selami Abi orada… Besim bey orada… Rıza Bey orada…
Hayri ÜN: Rıza Bey Karşıyaka’da diyorlar.
Yüncü Ali Usta: Bilemem belki oradadır. Bornova ile Karşıyaka birbirine yakın zaten… Olabilir… Yani o bölgenin yetiştiricileri…
Yüncü Ali Usta: Elimdeki kuşların hepsi Karşıyakalı Rıza Bey’e dayanıyor. Rıza Bey önce Fıstıksızları (sibopsuzları) besliyor. Ne zaman fıstıklıları buluyor. Elindeki kuşları çıkarıp fıstıklıları beslemeye başlıyor. Benim kuşlarımda fıstıklıdır. Hatta çift fıstıklıdır. Ben de şu anda üç tane aile var. İki tanesi fıstıklılar. Bana göre dünya üzerinde bunlardan daha iyi dönek yok. Daha iyi tekerlek, daire yok… biz onlara tarçiniler diyoruz. Onları 1982’de ilk defa aldım. Bana geldiklerinde renkleri karışıktı. Onlar için oturdum gen teknolojisi okudum. Ondan sonra oturdum onların renklerini temizledim. Bendeki tarçiniler, kesme baş, beyaz kanat beyaz kuyruk, ya tarçini ya da çakal (kırmızı akbaş). Bir de Bornova’da eskilerden Besim Bey var. Besim bey’in beslediği karalar var. Onlar da Rıza Bey’in kuşlarından… Bir de o sülale var. Bu iki sülale birbirine daha iyi uyuyor, birbirlerini iyi tamamlıyorlar… Onları besliyorum.
Yüncü Ali Usta: Rahmetli Manav Kazım dede anlatıyor: Bir keresinde Rıza Bey’in yanına gittik. O zamanlarda yeniyiz. Elinde bir tane Spatula, boynunda beyaz bir tane ipek mendil… Elinde bir tane çıtası… Çıta ile işaret edip “sen” diyor… Kuş çıkıyor… “Kalk” diyor… Kuş kalkıyor… Kuş gidiyor, geliyor… pırıltı atmazdı… İpek mendilini omzundan alıp, aşağıya doğru atarak kuşa gösterirdi. Bu şekilde bize kuşlar döndürdü. En son kalkarken bir tane kara arkalı uçurdu (dede bunu belki 10 defa bana anlattı). Rıza Bey, ipek mendilini bir attı… Kuş havada bembeyaz oldu… dolunay gibi bembeyaz durdu… Rıza Bey “bu da beşlerden” demiş… Beşler ne demekse…
Yüncü Ali Usta: Biliyorsunuz kuş işi sabır işi… Mesela benden gelir kuş isterler… Adam amatördür… kuştan fazla anlamaz… Gelir bana derki… Ali abi bana kuş satar mısın? Oğlum ben kuş satmam, çok meraklıysan sana vereyim derim… ben hayatımda beslediğim güvercinlerden hiç satmadım… ticaret amaçlı dükkanımda kanarya, muhabbet kuşu, süs kuşu sattım… Bir kişi ben Ali’den parayla güvercin aldım diyemez… Prensibim bu… sonra benden kuş isteyen kuşçuya güvercin veririm. Alır gider… sonra döner gelir, “Ya Ali abi, ben onları uçurdum, ahım şahım dönmediler” der… Olmaz ki… Zaten o ahım şahım dönen bir kuş olsa sana vermem bir… İkincisi bunlar da benim kuşlarımın yavruları… Sen kuşçu olmak istiyorsan, onları alacaksın… Onlardan yavru çıkaracaksın... İyi çıkanını ayıracaksın… Bunun içinde öyle döneni de çıkacak… uzun döneni de çıkacak… geniş döneni çıkacak… Dönmeyeni çıkacak… Yani Sen erbap olacaksın, sonra kebap yiyeceksin… Ama bunu anlatamıyorsun…
Hayri ÜN: Gerçi sen renkler üzerinde epey çalışmışsın sen de genelde kesme akbaş akkuyruk akkanat olanları var... Ancak genelde bu kuşlarda hangi renkler olur?
Yüncü Ali Usta: Bana o fıstıklı gelenlerde, arap ak kuyruk, pal akkuyruk renkler olurdu… Genelde kapalı kuşlardır… kafa kapalı kuyruk karışık, elifli… kanatlar sazlı falan… Yani benim istemediğim renkler vardı. Bana ilk geldiğinde kuşlar genelde öyleydi. Mesela Şöfor Kazım’dan gelen Tarçini erkek… renk olarak çirkin bir kuştu… kafası kapalı… kuyruklar karışık… şekil bozuk rengin netliği yok… siyah değil, tam tarçini değil… yanık tarçini deriz biz ona ama çirkin bir renkti… kuş da bir asalet vardı ama bana göre renk özelliği yoktu… Ben bunları zaman içinde 20 senede uğraşa uğraşa temizledim. Hep kesme baş, beyaz kanat, beyaz kuyruklarını ayırdım.
Yüncü Ali Usta aynı zamanda keçi de besliyor ve ırklarını takip edecek kadar da konuya hakim… Onunla sohbetimiz de aşağıdaki konulara değindi… Yüncü Ali Usta: İsviçre’nin kabasına ait “Sanen keçileri” vardır… Dünya’nın süt miktarı olarak en sütlü keçisi sanen keçisidir. Bu keçinin rengi beyazdır. Bütün dünya bu keçiyi almış götürmüş… Kendi yöresindeki keçilerle melezlemiş… Yani bütün ülkeler kendi ırklarının süt verimini artırabilmek için Sanen keçisi ile kendi ırklarını kırmışlar… sonuçta çıkan meleze de herkes kendi adını vermiş… Mesela Almanlar almış, kendi yerel keçileri ile eşlemişler… Çıkan çapraza “Alman beyazı” demişler… Alman beyazı Aslında şekil olarak Sanen ama içinde “Togenburg” diye bir keçi var… Togenburg kullanılmış Appenzel (alman beyazı) diye bir keçi yapmışlar… Bu Alman beyazını bizimkiler İzmir Bornova’da bizim yerel ırklarımızla çaprazlıyorlar… bu çalışmalar Ege Üniversitesinde yapılıyor… Ben ve Belediye başkanı gittik… Bize yeni geliştirilen melezi hakkında hocalar bize brifing verdiler… Onların çalışmaları “Bornova keçisi” adı altında… benim gördüğüm kadarı ile Zubiyan (Amerikan orijinli), yerel maltız dediğimiz keçi, Alpin ve Alman Beyazı (Togenburg ve Sanen çaprazı)… Bunları çaprazlayarak yeni bir ırk yapmışlar… Genelde keçilerin rengi beyaza çalan krem ve beyaz… Boyunları sarı… Koltuk memeli… Bu Bornova keçilerinden besleyen bir arkadaşımda “togenburg” çıktı… Togenburgların gözlerinde bir akıtma vardır. Aynen o çıktı…
Aşağıda Yüncü ali Ustanın anlattıklarını internetten bulduğum ırk resimleri ile anlatmaya çalıştım…
Şimdi buraya kadar her şey normal…. Yani bizim geliştirdiğimiz Bornova Keçisinin altından Togenburg benzeri keçilerin çıkmasını kimse yadırgamaz… Biraz genden anlayan da bunun böyle olabileceğini hemen anlar… Ancak birisi de “bunlardan Ankara Tiftik keçisi çıktı” dese kimse bunu kabul etmez… Yine burada söylenebilecek sözlerden birisi de böyle bir yavrunun çıkma olasılığı oldukça düşüktür. Belki 1000’de 1, bekli de 10.000’de bir ya da daha fazla… Hayri ÜN: Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarından uçurduğunu söylemiştin?
Yüncü Ali Usta: İzmir’de kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanları varmış. Ben onlardan aldım… Ben Tahir Ağa’nın kaplanlarından uçurdum ama onları askerden önce uçurdum. 75-76-77-78-79 yıllarında uçurdum… Yani ben onları 15-16-17-18-19-20 yaşına kadar bir beş sene uçurdum… En iyilerini aldım. Bir kaplanlar çıkardım… O zaman bir kümes kaplan yaptım… Olmaz böyle bir şey… Şimdi bana Tire’den kaplanlar getirdiler. Onları renk için bakıyorum… Benim beslediklerimle, onların alakası bile yok… Aklıma gelmişken Tire’den gelenlerin içinde bir tane Denizli Dolapçısı var… Ayağında künyesi de var. Arap kaplan, sadece başında ve omzunda beyazlıkları var…
Hayri ÜN: Bilezikte ne yazıyor, Niyazi ertürk? Numan Bilgihan? İskender damgacı?
Yüncü Ali Usta: yanlış hatırlamıyorsam İskender Damgacı… Yarın getireyim bir bak… ben de tek erkek işe yaramıyor… İstersen al götür. Siz nasıl olsa Dolapçı besliyorsunuz… Siz de nesli kaybolmamış olur….
Ali bey sağolsun ertesi gün karaçil dolapçıyı getirdi… Ertesi günkü sohbetimizde güvercin yanımızda idi… Sonrasında da ben kuşu Denizli’ye geri getirdim. İskender abi ile seceresine baktık… Kuş 2005 doğumlu ve bizim güzel kuşlarımızın yavrularından olduğunu tutulan kayıtlardan gördük…
Yüncü Ali Usta: Dediğim gibi şu anda Kaplancı Tahir Ağa’nın kaplanlarından ben dahil kimsede yok… Ben elimde olan Tire’den gelenlerden yavru bile almıyorum… Sadece bana yerde eski kuşlarımı hatırlatıyorlar… Şimdi onları uçurayım da kafamdaki kaplan imajını rezil mi edeyim? Benimkiler nasıl dönüyorlardı anlatamam? Olmaz böyle bir şey… Görmeniz lazımdı…
Hayri ÜN: Onların dönüşü ile şu anda elindeki döneklerin arasında dönüş farkı var mıydı?
Yüncü Ali Usta: Şimdi… Dönüş farkı yok… Şöyle ki: bugünkü dönen döneklerimiz nasıl? Kaplanlar da aynı dönüşü yapıyordu… Yani daha kötü bir dönüş ya da daha iyi dönüş yaparlardı diyemem… Bugünkü döneklerimiz nasıl dönüş yapıyorsa onlar da aynı dönüşü yapıyorlardı… Tahir ağanın kaplanları bence bir efsaneydi…
Hayri ÜN: Tahir ağanın kaplanları sana nasıl geçti?
Yüncü Ali Usta: Çakır diye bir arkadaşımız var. Bu kuşların özlerini o getirdi. Çakır Balçova’da çalışıyordu. Çakır bunları Balçova’dan bir iki partide aldı geldi… Onları ilk getirdiğinde Halil Çavuş aldı. Halil Çavuş onları iskeleye getirdi. Benim oturduğum yerde tarlaları vardı. Orada uçurdu. O zamanlar ben kuş bile beslemiyordum… İlk yavruları beyaz, bir tanesi arap çıktı. Beyaz yavruyken çok dönüyordu. Daha sonra kesti. Arap olan dönmüyordu. Arap daha sonra burundan çillenmeye başladı kara kaplan oldu. Halil Çavuş onları beğenmedi… Ondan da büyük paralara ben aldım… sonra annelerini de aldım. Daha sonra Halil Çavuş bu kuşları elinden çıkardı. Bir tane de Postanecinin oğlu Cezmi’ye getirdiler… Cezmi’ye gelen arap ak kuyruğu da aldım. Balçova’dan grup gelen kuşların içinde bir tane kara arkalı bir dişi vardı, bir tane de kara baska bir erkek vardı. Kara baska erkekte Kafa kapalı, kuyruk beyaz kanatlar beyazdı… hatta ve hatta kara baska erkek oturuyordu… Bu kuşu oturuyor diye pek beğenmiyordum… Kaplanları bu iki kuş veriyordu. O kara baska ve kara arkalıdan çıkıyordu. Bir tane dişi vardı. Göğsünde kara yaması vardı. Diğer tarafı beyaz ağırlıklı (akçil) kaplan idi… Bak hala aklımda… Bir tane de ufacıcık siyah arkalı beyaz vardı. O kadar hoşuma giderdi… Kara gagalı böyle… Ben onları aldım. Kara baskayı da aldım. Bir başladılar kaplan dökmeye… daha sonra kuşları veren yaşlı adam (Tahir ağa mı idi bilemiyorum), Çakır’a “hiçbir kuşu istemiyorum… O kara arkalı dişi ile kara baska erkeği getir” diyor. Ben de geri vermedim. Zaten bugüne kadar aldığım ve beğendiğim hiçbir kuşu geri vermedim. İşte onlardan ürettim. Kara arkalı dişiyi başka kuşla eşliyordum, galaça çıkıyordu. Ancak kara baska ile vurduğumda kaplan veriyordu. Sonra dediğim gibi Cezmi’ye gelen Arap akkuyruk geldi. Bir tane daha aynı süleleden bir arap aldım. Bu kuşlardan bir sürü kaplan ürettim. Kuşlar müthiş dönüyorlardı. Urla’ya yayıldı. Herkes o kaplanlardan besledi… Kuşlar gittikleri yerde de dönekliklerini devam ettirdiler…
Hayri ÜN: Bu kuşlar nereden gelmişler?
Yüncü Ali Usta: Bizim Kazım Dede de anlatırdı. Bu kuşlarda mübadele döneminde Selanik civarından gelmişler. Bu kuşlar geldiklerinde de Kaplan imişler.
Hayri ÜN: Şu anda sende ya da Urla’da o kaplanlardan var mı?
Yüncü Ali Usta: Ne yazıkki şu anda onlardan yok!... Ben askere gidince benim kümesten çalındılar. Öyle bitti…
Yüncü Ali Usta: Biraderim olsa… Param olmasa başka ihtiyacımdan keserim yine alırım… Normal bir ihtiyacıma vermem parayı da… o hayvanları gördüm mü alırım…
Hayri ÜN: Onların kaybolma sebebi ne?
Yüncü Ali Usta: Kaybolma sebebi bilinçsizlik… başka ne olacak…
Hayri ÜN: Kaplanlarda renkler nelerdi?
Yüncü Ali Usta: Bak şimdi… Arap akkuyruk, Arap, kara kaplan…hepsini veriyorlardı… Kara kaplanlar önce arap çıkıyor. Sonra İlk önce burnundan bir beyazlamaya başlıyor. Her tarafı şeş (çil) oluyor. Bunun koyusu olur, açık rengi olur… açığı olur biz ona beyaz kaplan deriz. Kimisi de arap kalıyor. Zaten arap çıkarmayanda kaplan kanı olmaz… Ayrıca Süt beyaz çıkartıyorlardı… Arap çıkartıyorlardı… Arap akkuyruk çıkartıyorlardı… Galaça dediğimiz kuşları çıkartıyorlardı… Çıkarmadıkları bir çakal (kırmızı) ve mavi idi. Fakat ilk aldığım kuşların içinde bir tane arap erkek vardı… Sağ kulağı ve etrafında bildiğimiz çakal tüyü vardı… Bak hala aklımda… Onun kanında çakallık mı vardı bilemiyorum…
Yüncü Ali Usta: Onlardan bir tane beyaz yavru bir tane de arap yavru aldım… Arap kara kaplan oldu… Süt beyaz birkaç yerinden siyah tüy verdi… Süt beyaz, yavrudan dönmeye bir başladı… Nerede pırıltı gösteriyorsun, yere kadar dönüyor… Bu dedim olmayacak… fazlalık var… Sonra dönüşü bir kesti… Bir daha arada sırada dönmeye başladı… kara kaplan da ne zaman yavru besledi… Ondan sonra çok mükemmel dönmeye başladı… Olmaz böyle bir şey…
Yüncü Ali Usta: işin bir güzel tarafı da ne biliyor musun? Kime eşlersen dönek veriyorlardı… Baskalara vuruyordum… yarısı baska yarısı kaplanlar çıkardı… Göğsü kaplan diğer tarafları arap… inanılmaz bir kandı… Şimdi düşünüyorum… Benim de suçum yok… 16-17 yaşındaydım o zaman…
Hayri ÜN: Çıkan kaplan desenlilerde, İskender beyin kuşu gibi tamamı arap, sadece az miktarda burun çevresinde ve yine az miktarda kanat üzerlerinde beyazlığı olan kuşlar oluyor muydu?
Yüncü Ali Usta: Hayır… Hayır… Çok açık Beyaz üzerinde az miktarda siyahlığı olan kuşlar olurdu… Onun biraz daha kapalısı… ve bundan da biraz daha kapalıları olurdu…. Arap akkuyruk olurdu. Düz Arap olurdu… Yoksa dediğin gibi, arap sırf kafada ve sırf omuz üzerinde beyazlık olmazdı… Ayrıca bir şeyi daha söyleyeyim… Bu kuşların vücutları kaplan, çil, kuyrukları beyazdı… Kanatları alacalı malacalı olurdu. Ama kuyrukları beyaz olurdu. Bir özellikti yani…
Hayri ÜN: Vücut yapıları nasıldı?
Yüncü Ali Usta: Dik değillerdi… Yerden yapılı kuşlardı… Yere basık kuşlardı… İri kuşlardı… Yani Hantal kuşlardı… Kartal gibi uçuyorlardı… Belleri genişti…
Hayri ÜN: O zaman renk ve vücut yapısı olarak baktığımızda da bizim dolapçıları tutmuyorlardı…
Yüncü Ali Usta: Dolapçı ile hiç alakası yoktu…
Hayri ÜN: Ayvalık ve Tire’den gelen kuşları da görmüştüm demiştin…
Yüncü Ali Usta: Onlardan bana geldi… Onlar dönek… Dolapçı değil… Bence onlar da dönekmiş… fakat kendi haline mi bıraktılar?.. veya kötü eşleştirme mi? Kuşlar benim beslediğim kaplanlar uymuyorlar…
Bu arada Serkan Bey de sohbetimize katılıyor…
Serkan usta: Ben 17-18 yaşlarımda Ayvalık’ta futbol oynadım… Osman Komili amcanın kuşlarının son zamanlarını gördüm… O 2-3 katlı bir evin çatısında kuş besliyordu… kaplanlar o zaman kendi kendine başıboş şekilde çatıda dururlardı… Osman amca da iyice yaşlı… kuşların peşinde dolaşamıyordu… O kuşlar Civan Ali diye bir ağabeymize geçiyor… Ona dönek gezmelerine gittiğimizde görmüştüm… Ali abi o kuşları dönek diye havaya atıyordu… ona takılırdım espri yapardım. “Ali abi, bunlar dönek değil dolapçı, çünkü bunlar daha ufak…” Benim 7-8 yaşlarımda gördüğüm dönekler vardı. Şimdikilerle hiç alakası yok… Kuşlar limon kasası kadardı…
Yüncü Ali Usta: Söylediğin kaç seneleri idi…
Serkan usta: 10 yaşlarında idim. Şimdi 35 yaşındayım. 25 sene önce… yani 1984-1985 yılları…
Yüncü Ali Usta: İşte o kuşlar da benim kuşlarımdan… yani benim anlattığım Kaplanlar, işte o senin gördüğün…
Serkan usta: Dediğim gibi o kaplanlar çok iri kuşlardı… Sallı kuşlardı…. Şimdi Ayvalıkta bulunan kaplanları görünce yapı olarak onlara hiç benzetemedim…
Hayri ÜN: Şu anda Ayvalıkta bulunanların renkleri ve vücut yapıları nasıldır? Mesela Ali bey’e Tire’den gelen, İskender Damgacı bilezikli kuşa benziyorlar mı? Bir bakalım…
Serkan usta: Evet aynı bunlar gibi… Bunların biraz daha açıkları var… Ancak genelde bu kuş gibi kapalıları var… İnan bizim bahsettiğimiz Tahir ağanın kaplanları bu kuşun iki katı idi…
Yüncü Ali Usta: Bana Komili’nin kuşlarından da getirdiler. Aslında kuşu ilk önce Sincap Mustafa getirdi… Uçurdu beğenmedi… bana verdiler… Ben de kaplan rengini sevdiğim için bulunsun dedim. Onu uçurmaya başlamıştım… Yeni yeni bir şeyler yapmaya başlamıştı… şahin aldı… elimde yine Tire’den gelme kaplanlar var… Ancak yine söylüyorum… Ben vakti olmayan bir adamım… Değil başkasından gelen kuşu uçurmak, kendi 20 yıllık döneklerimi bile uçuramıyorum… Onun için onların bir şansları olmadı. Burada Polis İlhan diye bir arkadaşım var… “Ben Tireliyim, orada dönen kaplanlar var, ben sana oradan getireceğim” dedi. Oradan bana 8-10 tane kaplan getirdi… Ama henüz ben onları uçuramadım… Ben zaten onlardan yavru da almadım… 2 ay daha sıkıntım var. 2 ay sonra vaktim müsait olacak… 2 ay sonra onları eş edeceğim… Ondan sonra da uçurur bakarım…
Hayri ÜN: Tire’den gelen kaplanları Boyları, posları nasıl?…
Yüncü Ali Usta: Normal… normal… iri değil… bildiğimiz kuşların iriliğinde…
Hayri ÜN: senin eski kuşlar gibi değil yani…
Yüncü Ali Usta: Yok.. Yok.. Alakası yok onlarla… Ya… onlardan bir bulsam… Zaten öyle bir kuşu kimse satmaz ki… Belki hatıra gönüle binaen verirse… verir… Arkadaşındır kalkar sana bir çift verir… Bak sana şöyle söyleyeyim… Abartmıyorum… Ben nasıl kuş dağıtırım… Yüzlerce… Ben de şimdi onlardan olacak… Büyük söylemeyeyim ama kimseye vermem… Ciddi söylüyorum vermem… Onlar çok güzel kuşlardı… Hem Eşkal hem güzellik hem de o döneklik… O kuşlar benim 25’li yaşlarıma denk gelseydi… Ben onları evin içindeki bir odaya koyardım, öyle giderdim… Onları askere yanımda götürürdüm…
Hayri ÜN: Bildiğim kadarı ile Osman Komili epey güzel kuş toplamış… Tahir Ağa’nın kaplanlarından da almış, Değişik yerlerden Yunanistan, Bulgaristan ve hatta Denizli’den dolapçı da almış…
Yüncü Ali Usta: İşte bak… toplamak önemli değil ki… Önemli olan kuştan anlamak… Ben kimseyi de yargılamıyorum… Ben çok iyi anlıyorum da demiyorum… Ben şu anda fikirlerimi söylüyorum… Mesela deseler ki: Hayri hoca kuşa çok para veriyor, çok güzel kuşları topluyor… Hayri hocanın çok para vermesi, kuş toplaması hiç önemli değil… Mühim olan Hayri hocanın kuştan anlaması… Kuşları tanıması… Zaten Çok kuş toplayan zaten iyi kuşçu değil… Gene bir arkadaşım anlattı… Bir ilçede birisi milyar milyar para verip kuşları topluyor imiş… Belki diyorlar 500 tane kuş var… Bu kuşçuluk değil ki, bence kuşa zarar… yani bende çok iyi bir kuş çıkıyor… Durumumda müsait değil… Paraya ihtiyacım var… Değeri 100 lira ise 1000 lira verip alıyor… Alıp götürüp kuşu diğer kuşların arasında diğer soylarla kırıp imha ediyor. Böyle insanların kuşçuluğa zararı var…
Serkan usta: Babaannem bana bizzat anlattı. Mübadele döneminde yani göçler olurken Sırplar kadınların kulaklarından altın küpeleri çıkarmadan kulaklarını parçalayarak alırlarmış… Böyle bir dönemde güvercin yetiştiricileri bu kadar sıkıntı arasında göç ederken; sazdan yaptıkları sepetler bir kollarında, çocukları diğer kollarında olacak şekilde kuşlarını getirmişler. Tüm kuşlarını değil ancak eski sazdan sepetin aldığı kadarını getirmişler… Kuşlar buraya bu şekilde geliyor… Yine Kazım dede anlatırdı… Gevrekçi Orhan bu kuşları toplayanlardan birisidir… Süpürge tohumundan gevrek yapıldığı dönemlerde gevrekçi Orhan da bu kuşları topluyor…
Serkan usta: İzmir’de ve buralarda anlatılanlar hep birbiri ile örtüşüyor. Bırakın onların doğru olup olmadığını Babaannem bana anlattı. Ben bizzat ondan dinledim… Bu kuşları dayılarım bu şekilde kaçırmışlar derdi…
Hayri ÜN: Peki onlar gelmeden önce burada güvercin yetiştiren var mı?
Yüncü Ali Usta: Hayır… hiç bişey yok…
Serkan usta: Burada kuşu bilen yokmuş ki…
Yüncü Ali Usta: Sana şöyle söyleyeyim… benim dedem vardı… lakabı besim Mustafa idi… Giritten gelme… Giritte o kuş besliyor imiş… Hatta geldikten sonra bir çift kuşu almış odanın içine koymuş. Kuşlarda eski cam gaz lambalarının hepsini kırmış… Annesinden de güzel bir dayak yemiş… O çakal hastası idi… gelir bana çakalları döndür derdi… Buraya gelenler burada kuş görmemişler…
Hayri ÜN: Burada eskiden de dönekler olsa idi. Burada yerli Türklerden güvercin yetiştiricileri olmalı idi. En azından şunu duymalı idik. “Bizde 90 yaşında bir dede var… Serkan ustanın babaannesinin anlattığı gibi; o dedenin de en azından babası, dayıları, amcaları, dedeleri bu kuşlardan besliyor olmalılar”… Ben bunu da öğrenmek istiyorum… Güvercin yetiştiriciliği tarihi açısından bu bilgiler çok önemli…
Yüncü Ali Usta: pardon… bir saniye… Hep söylediğimiz, bildiğimiz “kuşlar mübadele döneminde dışardan gelen adamların elinde… Neden yerlilerde yok?…
Serkan usta: Mesela beştepelerli Yavuz… adama kuş konusunda duayen diyorlar… Yavuz Giritli… Rıza Bey Yugoslav göçmeni… Çingen Mehmet Ali Selanikli…
Serkan usta: Mesela bana buradaki kazım dede anlatmıştı… Kefal Mehmet diye birisi varmış… Kuştan korkunç anlayan bir adam… Kefal Mehmet trenlerde makascılık yapıyor imiş… Rıza Bey ile tanışıyormuş… Rıza Bey’in yanında da yoz besleyen bir kuşçu varmış… Bu çocuğun kuşlarından Rıza Bey’in kümesine inenler olmuş. Çocuk da Rıza Bey’in evine gelip “Rıza amca beyaz kuşum geldi mi?” diye sorunca… Rıza bey de “kuşun mu geldi bekle…” deyip kuşun kafasını koparıp çocuğun üzerine atarmış. Çocuk da bunu Kefal Mehmet’e anlatmış… Kefal Mehmet de çocuğa sen bekle demiş… Bir gün Rıza Bey’in 8 tane yavrusu, o yoz besleyenin kümesine iniyor… Kefal Mehmet de orada imiş… “İnen kuşlardan iki tanesini ayır, kanatlarını kes… diğerlerini sepete koy Rıza Bey’e geri götür”… diyor. Yoz besleyen de diğer kuşları Rıza Bey’e geri veriyor… Bunun üzerinden biraz daha zaman geçiyor… Rıza Bey’in yine kuşları Yoz besleyenin kümesine iniyor. Bunun üzerine Rıza Bey: “Mehmet, bu kuşçu iyi kuşçu ama maddi durumu iyi değil, gariban, iyi kuşları yok, iyi kuş yapamıyor”… diyor (Bu arada Rıza Bey’in kuşlarını tutuyor.) O zaman Kefal Mehmet de Rıza Bey’e “sen o zaman ona birkaç kuş ver hem de senin inen iyi kuşlarını alıp gelelim” diyor… O dönemde Rıza Bey’de kuş çok… Rıza Bey, O zaman “buradan şunları şunları al götür git” diyor… Kefal Mehmet Rıza Bey’in gösterdiklerini istemiyor. “Sen en iyisi onları değil şunları şunları ver” diyor. Hatta o dönemde Rıza Bey kuştan o kadar çok anlamıyor imiş… Asıl Kefal Mehmet iyi anlıyor…. Sonuçta Kefal Mehmet o yoz besleyen daha önce makaslattığı iki kuşun dışında da birkaç tane daha kendi seçtiği birkaç kuş daha getiriyor ve Rıza Bey’in diğer kuşlarını geri götürüyor. Böylelikle o yoz besleyen kuşçu da Rıza Bey’in kuşlarının en iyilerinden oluyor. Hatta daha sonraki zamanda da o kuşçu Rıza Bey’in kuşlarından tutuyor. Ancak Kefal Mehmet bu kuşların hemen kafasını koparıyor. Çünkü kendi seçtiği kuşların içine bu kuşların kanından girmesini istemiyor ve iyi kuş olmadıkları için de çoğalmalarını istemiyor. İşte bu kuşlar da Çingen Mehmet Ali geçiyor. Sonra Çingen Mehmet Ali bu kuşları yetiştiriyor ve döndürmeye başlıyor. Rıza Bey bunu duyuyor ve Çingen Mehmet Ali’yi yanına seyis olarak alıyor… Kefal Mehmet de memleketten, selanik’ten gelme…
Serkan usta: Ali abinin en iyi tarafı bulduğu kuşları çok iyi muhafaza etmesidir. Yıllarca muhafaza etmiş… Neden biliyor musun? Satıcı olmadığı için… İddia ediyorum, üstüne basa basa söylüyorum. Kim satıcıdır onda kuş olmaz… İzmir çukurunda dünyanın en çok ve ne iyi kuşları ellerine geçen birkaç yetiştirici vardır. Onlara geçen kuş kime geçti Ali abi?
Yüncü Ali Usta: Onlara geçen kuş 1000 tane ise ben 1 tane buldum… Şimdi onlar benden kuş alıyorsa yapılacak bir şey yok… Kimseyi kötülemiyorum. Eleştiri başka şeydir, yermek başka şeydir… yermek ile eleştirmek arasında ince bir çizgi vardır… Onlar kuştan anlar ama iddia ediyorum kuş yapamaz… Anlamak başka şeydir, hayata geçirmek başka şeydir… Onların eline geçen dönek ben yine iddia ediyorum Türkiye’de kimsenin eline geçmemiştir. Buldu getirdiler, buldu getirdiler ama sahip olamadılar… İşte o getirilenlerden ben de bir esinti var… o kadar… Ben onlara da kızmıyorum… Maddi durumlarını biliyorum… belki imkanları geniş olsa onlar da satmaz… Ancak toplamacılık ruhlarında var… Her gördükleri kuşa sahip olmak istiyorlar… Ama insanın bir kapasitesi var…
Hayri ÜN: Son olarak bir şey daha sorayım… Elindeki dönekler veya diğer döneklerin yavrularının hepsi anne babaları gibi güzel dönüşlü olur mu?
Yüncü Ali Usta: iyiden iyi çıkar… Her çıkan iyi olmaz… O zaman dönekçilik olmaz… O zaman her çıkan dönek olur… Maradona’nın oğlu çok iyi futbolcu olacak diye bir kural yok… İyi koşan atın tüm yavruları iyi olacak diye bir kaide yok…
Hayri ÜN: Peki ne kadar olur? Mesela 10 tane yavrudan 1 tane plaka dönüşü yapan çıkar mı?
Yüncü Ali Usta: 10 tanede 1 ya da 2… Bilemezsin… Böyle bir genelleme yok… Mesela plaka dönüşü yapan bir çiftten 10 tane yavru aldın… İki tane hatta bir tane tam anlatıldığı gibi plaka dönüş yapan çıkartıyorsan; bence kuşların anne babası çok iyi… yani 10 taneden 1 tane plaka dönüş yapan çıkartıyorsan senin damızlığın çok iyi… Dönek çok zor bir şey… en zor iş dönekçilik…
Hayri ÜN: Plaka dönüşü anlatabilir misin?
Yüncü Ali Usta: Benim kuşlar da Plaka döner… Rıza Bey’in kuşları da plaka döner… Mesela Nazilli kuşları göbek dönüşü yapar… Ortada siyah bir daire, kenarda ufak bir beyazlık olur… Plakanın özelliği şudur… Devirli kuş plaka döner… Daha doğrusu öyle gözükür… Devri ne kadar yüksekse ortadaki siyahlık ufalır, beyazlık büyür… Arabanın tekerleğine devir arttıkça göbek ufalır, etrafı ona göre büyür… Göz yanılması yani… Ayrıca kuş havada duruyormuş gibi görülür. Kuşun sana doğru hareketini fark edemezsin. Kenarlarında tırtık yoksa, düzgünse, girişi ve çıkışı güzelse o kuş on numaradır. Beslediklerimin içinde göbek dönüşü yapan kuşlar çıkıyor… Ben onları hiçbir zaman için ayırıp da damızlık yapmıyorum… Benim tercihim değil… mesela onu seven de var… Kuş göbek dönüşü bir yapıyor, asılıyor, 8-10 metre dönüyor. Plaka dönen kuş 2 metreyi 3 metreyi geçmez. Sen onu devirden duvarda asılı tablo gibi duruyor görürsün…
Hayri ÜN: Daha önce beslediğin kaplanlarda Plaka dönüş var mıydı?
Yüncü Ali Usta: Tabi canım… Onlar da devirli kuşlardı… Öyle sallanma falan olmazdı…

Ali usta’ya beni nazikçe karşıladığı, bugüne kadar edindiği bilgileri ve tecrübeleri açık yüreklilikle paylaştığı ve ata yadigarımız olan kuşlardan bir kolu bozmadan geliştirerek bugünlere taşıdığı için kendisine teşekkür ederim. Umarım Ali Usta’nın kuşları ve diğer kuşlarımız özellikleri bilinerek, ırkları bozulmadan gelecek nesillere aktarılır.
09.09.2009 Urla-İzmirSevgi ve Saygılarımla,
Sağlıcakla kalın,
Hayri ÜN ‘ Denizli