Moderatörler: Forum Admin, Rahmi Bozkır
BERGAMALI » 22 Mar 2009 23:40 yazdı:
Merhaba
Arkadaslar ben dönücü irklar fanatigi ve takipcisiyim.Kusura bakmasaniz bir kac kelimde etmek istiyorum.
Erol kardesim yasin benden kücük diye sana böyle hitap ediyorum ark niyet arama. Her kezin besledigi kus kendinedir bu yüzden kimse kimseye bu kusu niye besliyorsun deyemez. Ama ben hayata sunu ögrendim cok gezen cok yasayandan daha bilgili oluyor.
Bu senin dedigin kuslarin 100,120, metre dönenlerini seyrettim ondan öncede almanyanin DFC klübünde ucuruyorlardi senelerce onlarin dönek olmadigini bu dönüsün döneklere ayit bir dönüs sekli olmadiginida savundum ve gösterdimde. Diyorsun ya kimde seyrettin ben bir cok senin tanidigin kisidede seyrettim bizim Türkiye anlayisimizda öyle dönüsün yeri yok. Ha dersen 20,30 metre dönüyor onlara sözüm yok anlayasamadiginiz noktada bu sen kendi dogrularini savunuyorsun cokta haklisin cünkü bunlar senin dogrularin.diger tarafta kendi bildiklerini savunuyor onlarda yasadiklari bildiklerine göre haklilar.
Kuslarin ayni olduklarini savunuyorsun bundada bir yerde haklisin bunu ileride aciklandiginda dahada iyi anlayacaksin.sanirim yanlis degilse osmanli 515 sene ile en uzun kosovayi yönetti bu kadar zaman icinde orada yasayan biz türklerin bile (Benim atalarimda konya karamndan oraya gitme) tipleri degismis bu gün türkiyedeki arnavutlarin %95ni cene yapisindan tanirim kuslar nasil degismesin.
Erol benim atalarim sizin oralarda 500 sene yasamis.1916da türkiyeye gelmisler dedem orada dogma büyüme idi 95 yasina kadar yasadi türkcesi hic bir zaman iyi olmadi.Bizim yasadigimiz mahalede arnavut,bosnak macir mahalesi bu yüzden 100 senedir bizim konusmamiz bile hala belli oluyor.
Senin böyle güzel eksiksiz türkce yazmana karsi aklimizda karismiyor degil.
Avrupada yüzlerce kosovali türk tanidim bunlarinda konusmalarinda eski türkce kelimeler var aksentleri cok belirgin bu yüzden sende bizleri yanlis anlama burasi sanal yaziyi ve tarzlarini görüyorsun ama arkasindakileri göremiyoruz.
Ben okumaya cok merakliyim hemen her yaziyi okur icinden bilmediklerimi alirim bu üsteki yazindan cikardigim bilmek istediklerini sana yazmak istedim umarim yanlis anlasilma olmaz.
BERGAMALI » 22 Nis 2009 22:58 yazdı:……….
Üsteki yazimda kosova kuslari icin cevabi atlamisim evet o kuslar dönüsle ilgili degil ben bunu hem söyledim hemde yaziyorum.
Ama besleyenlerde seri sekilde üretikleri icin oda onlar icin bir irktir. Bu kuslara bu kadar takilmayada gerek yoktur. o sekilde dönüsü sevenler icin kosva kusu tüzügü yapilir gecilir.
Bizler karsidan dönenle bindirmeden dönen dönekleri bile tüzükte ayirdik bu kadar italasmada ortadan kalkti.


HUN yazdı:2 hafta kadar önce bir eğitim vermek üzere Batman İnşaat Mühendisleri Odası’nın misafiri olarak Batman’da idim. Oradaki akşam yemeğimizde Arkeoloji ve Sanat Tarihi konularında uzman Van Yüzüncü yıl Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Sayın Osman AYTEKİN ile görüşme fırsatım oldu. Kendisi şu anda yeni kurulan Batman Üniversitesine görevlendirilmiş durumdadır. Kendisi ile uzunca bir sohbetimiz oldu. Tabiî ki konu güvercinlerin geçmişi idi. Ona Güvercin yetiştiriciliğinde bana göre çok ileriye gitmiş ecdadımızın yazılı kayıtları hakkında bilgisinin olup olmadığını sordum. Ona hükümdarlar tarafından geliştirilen Selçuklu ve Hünkari ırklarından bahsettim. Çünkü bana göre bu kadar nadide ve mükemmel ırkları yetiştiren ecdadımızın bunu kayıt altına almamaları mümkün olamazdı. Sayın Aytekin “ne yazıkki şu anda sanat tarihi ve arkeoloji alanlarında özellikle Selçuklu ve Osmanlı kültür ve sanatı hakkında derinlemesine araştırma yapılmadığından bahsetti. Konu yazılı ve folklorik kültüre geldi. Yazılı kültürde yazılı belgelere ulaşıldığında çok fazla problem olmadan konuların incelebildiğinden bahsetti. Ancak folklorik kültürün yazılı olmaması ve nesillerden nesillere sözle ve yaşanarak aktarılmasından dolayı çok net olmadığını söyledi. Folklorik kültürün belirlenebilmesi için, yüzyıllardır o bölgede hiç değişmeden ya da ufak değişikliklerle var olması gerektiğini ayrıca arkeolojik verilerle de desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bazen de folklorik kültürlerdeki ( kullanılan sözler, terimler oynanan oyunlar, giyim tarzları vb.) benzerliklerden yola çıkılarak kültürlerin etkileşimini ortaya koyabiliriz ve bir kültürün nereden nereye aktarıldığını kanıtlayabiliriz dedi. Folklorik kültür oluşurken din, inanç, milli unsurlar vb. etkili olabileceğini, bazen din ve milliyet değişse bile o kültürün değişmeyebileceğinden söz etti. Hatta bununla ilgili araştırma yaptığı Van kalesinden bir örnek verdi:
Van Kalesi Urartu kalelerinin en görkemlisidir. Urartulardan günümüze gelen birçok tarihi kalıntıyı üzerinde barındırmaktadır. Urartular bundan yaklaşık 3000 yıl önce Van’da yaşamışlardır. Van Kalesi, Arzaşkun’dan sonra Urartu Krallığı’nın ikinci başkentidir. Kale M.Ö 9. Yüzyılda Lutipri’nin oğlu Sarduri tarafından MÖ. 840- 825 tarihleri arasında kurulmuştur. İç Kale ve Dış Kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir.
Asıl bahis konusu Van kalesinin dışında yer alan Analı Kızlı Açık Hava Mabedidir. Yaklaşık 20 m. uzunluğunda olan açık hava mabedi Urartu Kralı II. Sarduri tarafından 7. yüzyılda Tanrı Haldi için kesilen kurban kanlarını akıtmak amacıyla yaptığı belirtilmektedir.
Analı- Kız olarak adlandırılan kutsal alanda kayalık yüzeye oyulmuş nişler ve bu nişlerin ön kısmında yer alan yazıtlar ve kurban kanlarının akıtılan için yapılmış olan kurban kanalları yer alır. Analı- kız kutsal alandaki kurban kanalından aşağıya kayan kızların iyi bir eş bulup tez zamanda evleneceklerine inanılır. Bu yüzden Perşembe günleri özellikle evlenecek kızlar kayadan kayarak dilekte bulunurlar.
Bu mekana ait bir fotoğraf aşağıda verilmiştir.
Van Kalesinin dışında bulunan Analı Kızlı Açık Hava Mabedi.
Bu yapı Yaklaşık 3000 yıllık bir eserdir. Burasının kutsal bir mekan olduğunu yukarıda bahsedilen “Analı- kız kutsal alandaki kurban kanalından aşağıya kayan kızların iyi bir eş bulup tez zamanda evleneceklerine inanılır” geleneği ispatlamaktadır. Hatta ecdadımız halkın oraya olan teveccühünden rahatsız olmuş olmalıki fotoğrafta görüldüğü gibi o mekanın yükseklik olarak yaklaşık 4 m daha aşağısında bir cami ve türbe yaptırıyor ve yukarıya çıkmadan altta ibadet edilsin diyor. Artık Urartular yok, Urartu dini de yok ancak kültür o kadar güçlü ki hala oraya bir kutsallık veriliyor. Ecdadımızın devlet eli bile yaptıkları kültürü değiştirmeye yetmiyor. Tabii bu tavır da da ecdadımızın büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkıyor. Fethettiği yerleri yıkıp yerle bir etmiyor. Sadece sizin açık hava mabediniz varsa bizim cami ve türbelerimiz var. Biz burada ibadet ederiz diyor.
Bu sohbetten ben kendi adıma bazı sonuçları çıkardım.
1. Ecdadımız bir yeri fethettiğinde oranın kültürünü yok etmek için uğraşmamış aksine kendi kültürüne ait daha güzel değerleri insanların önüne sererek kabul edilmesini sağlamıştır.
2. Bir bölgede yüzyıllardır oturmuş bir kültür varsa bunu bir kalemde silip atmak mümkün olmuyor. Belki değişiklikler oluyor bazen de tamamen ortadan kaldıramıyorsunuz. (Van kalesi örneğinde olduğu gibi)
3. İnsanlara ait folklorik kültürü incelenerek iki değişik bölgedeki halklar arasında bağlantılar kurulabiliyor.
Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir