..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Dolapçı ırkı özel bölümü

Moderatörler: Forum Admin, Rahmi Bozkır

..:: DOLAPÇI ve 9 KUSURLU HAREKET ::..

Mesajgönderen Rahmi Bozkır » 16 Nis 2009 21:23

1- Oturma veya g.tleme: En kolay tanınan, tespit edilen harekettir. En kolayı kuşu eşiyle bahçede veya terasta serbest bıraksanız yada uçursanız eğer çiftleşme de olduysa ve kanda varsa kanat çatlatıp oturacaktır.

2- Kanırma veya belkırma: Oturma hareketinin yarısı denilebilir, adı üstünde.

3- Sarak: Uçan kuşun nizami olmayan makara hareketine benzer bir döngü içine girmesi.

4- Makara: Nizami makara hareketine yakın bir döngü sergilenmesi.

5- Kayık: Belirgin bir şekilde ve uzunca süre kayıkta gezerler.

6- Kilit: Uçmakta olan kuş oyuna girer ve birden fişi çekilmişçesine olduğu pozisyonda donar, bazıları düşer.

7- Pervane: Kanat açık veya yarı açık veya biri yarı açık vaziyette kuşun karın üstüne kendi ekseninde ve yalpalayarak çok ağır devirle takılmış gibi uzun metrajlı gelmesi, bazısı düşer.

8- Dik dönme: Kuş uçarken birden yukarı doğru tırmanmaya başlar ve tekrar geldiği istikamete doğru geri dönmek ister ancak başaramaz gibi bir bocalama izlettirir.

9- Tutulma: Çevrenizde başka kuşçu varsa selanikleri çok zor uçurursunuz.
Resim
Kullanıcı avatarı
Rahmi Bozkır
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 79
Kayıt: 07 Kas 2003 12:54
Konum: İSTANBUL
Irklar: Posta Güvercini
Doğum Tarihi: 29 May 1960

Re: DOLAPÇILARDA 9 KUSURLU HAREKET

Mesajgönderen Rahmi Bozkır » 16 Nis 2009 21:28

Merhaba arkadaşlar dolapçı ırkımızda olması kabul edilmeyen özellikler (muhtemelen bu özelliklere sahip kuşun kırma olabileceği düşüncesiyle) arasında sayılan bu hususlar hakkındaki görüşlerinizi rica ediyorum.

Saygılar
Rahmi Bozkır
Resim
Kullanıcı avatarı
Rahmi Bozkır
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 79
Kayıt: 07 Kas 2003 12:54
Konum: İSTANBUL
Irklar: Posta Güvercini
Doğum Tarihi: 29 May 1960

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 20 Tem 2009 23:30

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Herkese Selamlar,

Son günlerde derneğimizce Dolapçı ırkının kökeni ve dönücü ırklarda görülebilen 9 kusurlu hareketin kökeni hakkında ulaşılan bilgiler paylaşılmaktadır. Bu bilgiler ve şemalarla ilgili bazı kişilerce yorumlar yapılmıştır. Yapılan yorumlara cevapları teker teker işleyebiliriz. Ancak bence başta yapılan bazı yanlış bakışların düzeltilmesinde yarar vardır. Öncelikle bunlara değinmek istiyorum.

Her zaman dile getirdiğimiz gibi dernek olacak amacımız:

Denizli ve yöresinde beslenen ırkların tespit edilmesi ve yüzyıllardır beslendikleri formları ile ilgili standartların ortaya koyulmasıdır. Bu standartlar Denizli Güvercinevi derneği olarak ortaya konmuştur. Detaylarını görmek isteyenler http://www.guvercinevi.com sitesini ziyaret edebilirler. Ayrıca dernek olarak bir misyonumuz da Denizli’de güvercin yetiştiriciliği hakkında tarihi bilgileri de araştırmak olmuştur.

Bu kapsamda bizim amacımız Denizli’de beslenen ırkları ortaya koymaktır. Yoksa diğer dönücü ırklar bizim çalışmalarımızın kapsamı dışındadır. Ne dönek hakkında, ne kelebek hakkında, ne oynak hakkında özellikle bir çalışmamız olmamıştır.

Bizim açımızdan Dolapçı ile diğer ırkları ayırmada kullandığımız 9 kusurlu hareketin kökenini araştırırken önümüze çıkan bazı bilgileri de burada paylaştık herkesin yorumlarına açtık. Bunlardan birisi de Dönek gibi dönüşü ile mükemmel bir ırkta bile 9 kusurlu hareketin görülebildiğini, bunun da sebebinin de aynı olduğunu yazdık. Hatta 9 kusurlu hareketin bazen kuşun kendisinde görülmeyebildiğini ancak özellikle aynı aile eşlemelerinde (kan yakınlaşması) 9 kusurlu hareketin mutlaka yavrularında ve torunlarında görüldüğünü yazdık. Şunu da ilave ettik bunun dönek yetiştiricileri tarafından da bilindiğini ancak çok iyi bir dönek çıkartabilmek için kabullenildiğini yazdık. Yoksa her dönekte ister akbaş olsun ister düz renkli olsun olacak diye bir şey söylemedik ve yazmadık.

Bu kuşların Anadolu’dan gittiklerini belirttikten sonra eğer diğer ırklarla kırılmamış, akıllı ve 9 kusurlu hareketi yapmayan kuşlar varsa ve torunlarında da durum böyle ise yetiştiricileri ile birlikte bu kuşlar başımızın tacıdır dedik. Amacımız yukarıda da dediğim gibi Denizli’liler olarak atalarımızın Anadolu’ya getirdiği ve atalarımızın beslediği ve bizim severek beslediğimiz kuşlara sahip çıkabilmektir. Lütfen bu böyle bilinsin. Yaptığımız çalışmalara başka anlamlar yüklenmesin.

Bu konuda tarihi araştırırken de Akhan kervansaray’ın da bulunan en büyük figürün Güvercin figürü olduğunu gördük. Bu konuda Arkeologlar ve Sanat tarihçileri ile görüştüğümüzde ulaştığımız ilk gerçek çok anlamlı idi:

“Anadolu Selçukluları ve Selçuklular kervansaraylarında en önemli figür olarak hep vahşi hayvanları amblem olarak kullanmışlardı. Özellikle bunlardan çift başlı kartal bilinenlerindendir. Ancak Denizli Akhan Kervansarayında kullanılan figür hiçbir kervansaray’da ana figür olarak kullanılmayan güvercin figürüdür.”

İşte bu gerçek Anadolu Selçuklularının Denizli’de güvercin kültürüne verdiği önemi göstermektedir. Ve 1254 yılından beri Denizli’de güvercin yetiştiriciliğinin olduğunu dosta düşmana haykırmaktadır.

Bizim Akhan Kervansarayında bulunan figürden anladığımız ve okuduğumuz budur. Ayrıca da bu figür bize ve ilgili internet sitesinde isimleri yazılı uzmanlara göre de Vücut yapısı, duruşu, renk işlemeleri vb. özellikleri ile dolapçıya benzemektedir. Başkaları başka kuşlara benzetebilir. Konunun uzmanları iseler saygı duyarız. Ancak bu durum Akhan Kervansarayında 1254 yılından beri var olan güvercin figürünün varlığını ortadan kaldırmaz.

Son olarak şunu da belirteyim. Bu konuda araştırmaların ve yazılanların 3 kişi tarafından yapıldığı yazılmış. Bu konuda çalışanlar elbetteki Dernek başkanı, Başkan yardımcısı ve Genel Sekreter olacaktır. Yetmiyor ise yönetim kurulunu genişletebiliriz. Ayrıca birkaç kişinin daha fikrini alınması istenmiş. O 4 ya da 5 kişi ilave edilince kadro tamam olacak mı? Ayrıca o kişilerin Denizli kuşları hakkında bilgileri nedir? Ancak şunu da belirtelim ki onları görüşleri de alınmıştır. O kişilerin konu hakkındaki Yaklaşık 6-7 yıllık görüşleri TGYB forumu içerisinde bulunmaktadır. İsteyen oradan faydalanabilir. Geçmişe dönük yazıları okumak zor olduğu için de zaman zaman onların görüşlerini de tarihleri ile birlikte forumda yazmaktayız.

Ancak şöyle bir durum daha var. Tahir Sadan ile Fenasi (Atilla Bilici) ne zaman anlaştılar? Erol silik ve Abdullah Ceyhan ve Adnan Ceyhan Bergamalı’nın aşağıdaki görüşleri hakkında yorum yaptılar mı?

BERGAMALI » 22 Mar 2009 23:40 yazdı:
Merhaba
Arkadaslar ben dönücü irklar fanatigi ve takipcisiyim.Kusura bakmasaniz bir kac kelimde etmek istiyorum.
Erol kardesim yasin benden kücük diye sana böyle hitap ediyorum ark niyet arama. Her kezin besledigi kus kendinedir bu yüzden kimse kimseye bu kusu niye besliyorsun deyemez. Ama ben hayata sunu ögrendim cok gezen cok yasayandan daha bilgili oluyor.

Bu senin dedigin kuslarin 100,120, metre dönenlerini seyrettim ondan öncede almanyanin DFC klübünde ucuruyorlardi senelerce onlarin dönek olmadigini bu dönüsün döneklere ayit bir dönüs sekli olmadiginida savundum ve gösterdimde. Diyorsun ya kimde seyrettin ben bir cok senin tanidigin kisidede seyrettim bizim Türkiye anlayisimizda öyle dönüsün yeri yok. Ha dersen 20,30 metre dönüyor onlara sözüm yok anlayasamadiginiz noktada bu sen kendi dogrularini savunuyorsun cokta haklisin cünkü bunlar senin dogrularin.diger tarafta kendi bildiklerini savunuyor onlarda yasadiklari bildiklerine göre haklilar.

Kuslarin ayni olduklarini savunuyorsun bundada bir yerde haklisin bunu ileride aciklandiginda dahada iyi anlayacaksin.sanirim yanlis degilse osmanli 515 sene ile en uzun kosovayi yönetti bu kadar zaman icinde orada yasayan biz türklerin bile (Benim atalarimda konya karamndan oraya gitme) tipleri degismis bu gün türkiyedeki arnavutlarin %95ni cene yapisindan tanirim kuslar nasil degismesin.

Erol benim atalarim sizin oralarda 500 sene yasamis.1916da türkiyeye gelmisler dedem orada dogma büyüme idi 95 yasina kadar yasadi türkcesi hic bir zaman iyi olmadi.Bizim yasadigimiz mahalede arnavut,bosnak macir mahalesi bu yüzden 100 senedir bizim konusmamiz bile hala belli oluyor.

Senin böyle güzel eksiksiz türkce yazmana karsi aklimizda karismiyor degil.

Avrupada yüzlerce kosovali türk tanidim bunlarinda konusmalarinda eski türkce kelimeler var aksentleri cok belirgin bu yüzden sende bizleri yanlis anlama burasi sanal yaziyi ve tarzlarini görüyorsun ama arkasindakileri göremiyoruz.
Ben okumaya cok merakliyim hemen her yaziyi okur icinden bilmediklerimi alirim bu üsteki yazindan cikardigim bilmek istediklerini sana yazmak istedim umarim yanlis anlasilma olmaz.


BERGAMALI » 22 Nis 2009 22:58 yazdı:……….

Üsteki yazimda kosova kuslari icin cevabi atlamisim evet o kuslar dönüsle ilgili degil ben bunu hem söyledim hemde yaziyorum.

Ama besleyenlerde seri sekilde üretikleri icin oda onlar icin bir irktir. Bu kuslara bu kadar takilmayada gerek yoktur. o sekilde dönüsü sevenler icin kosva kusu tüzügü yapilir gecilir.
Bizler karsidan dönenle bindirmeden dönen dönekleri bile tüzükte ayirdik bu kadar italasmada ortadan kalkti.


Biz hiç kimseyi dışlamadık, Hep aynı yerde kaldık ve aynı şeyleri savunduk. Bazıları sıkıştıklarında veya beğenmediklerinde “bizi bu forumdan silin deyip çekip gittiler.” Buyursunlar gelsinler, BİZ KİMSEYE HAKARET ETMEDEN, KİŞİLİK HAKLARINA DOKUNMADAN, BİLGİ ALIŞVERİŞİNE HER ZAMAN VARIZ…

Ben her zaman olduğu gibi şimdi de tartışacaksak, ana fikirlerde anlaştıktan sonra tartışmadan yanayım. O yüzden yukarıdaki konulara açıklık getirmek ihtiyacı hissettim. Yukarıdaki konularda anlaşamazsak fillerle bahçe hortumunu tartışıyoruz demektir.

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN’ Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Niyazi Ertürk » 21 Tem 2009 0:00

Merhaba,

Doğrusu belki de konunun özü itibariyle sadece Oynağı değil diğer tüm dönücü ırkların anlaşılabilmesi açısından çok yararlı olacağına inandığım bir başlık bu. Tabii ki haritadaki verilerin yazılı olarak detaylandırılması ile konu hakkında bilgi sahibi olanların konuyu daha iyi kavramaları söz konusu olacaktır. Ve dahası bu konular ilk defa belki de bu kadar açık şekilde tartışmaya açılmış ve var olan bilgiler güvercin severlerin görüşlerine sunulmuştur. Bundan öncesinde kulaktan duyma bilgilerle bazı konular dile getirilmekteydi ancak konu doğru işlendikçe eminim ki daha doğru sonuçlara varılarak en azından bazı konular netlik kazanacaktır.

Hayri Arkadaşımın değindiği üzere yapılmış olan çalışmalar birkaç kişinin ortaya attığı dedikodular değildir kesinlikle. Kesin doğruluğunu iddia etmesek de eldeki veriler açıklanan hususların en azından olasılığını güçlendirmektedir. Tabii ki bazıları önyargılarıyla veya fanatizmle tepkisel yaklaşacaklardır. Bu normaldir. Çünkü adamın birisi zamanında "Dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında dönmektedir" dediğinde; Dünyanın bir öküzün boynuzları üzerindeki tepsiye benzediğini savunanlarca suçlanmışlar ve hatta idam edilmiştir.

Zannedildiği gibi Dolapçı ırkının diğer tüm dönücü ırk güvercinlerin atası olduğu falan savunulmamakta bu çalışmada. Ancak bazı ırkların ortaya çıkışlarını açıklamaya yeterli verilerin ışığında ana kollardan birisi olduğunu söylemek mümkün. Bahsi geçen ırklar arasındaki benzerlik ve farklılıkların bariz bir şekilde ortaya çıkarılması çabasıdır aynı zamanda. Ancak bu konularda herhangi bir bilgisi olmayanlarca fikir beyan edilmesi de bir o kadar ilginçtir. Bazıları bu çalışmaların Denizli fanatizmiyle açıklama çabaları aslında bu konularda ortaya atabilecekleri pek bilgilerinin olmadığını da göstermektedir. Bu nedenle bence ortaya konulan harita ve bilgilerin çok iyi açıklanmaları yerinde olacaktır. Sonrasında diğer katılımcı arkadaşların da yorum ve değerlendirmeleriyle bazı hususlarda daha net sonuçlara varmak mümkün olacaktır.

Yazılı açıklamalardan sonra görüşmek üzere...
Resim
Resim
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Niyazi Ertürk
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1486
Kayıt: 26 Eki 2003 18:50
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman)
Doğum Tarihi: 08 Haz 1965

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Muhammet Ocakoğlu » 21 Tem 2009 16:03

Merabalar sevgili Arkadaşlar,
Dönücü ırklar ve dolapcı konusu bukadar açılmış ve tartışılıyorken benim dikkatimi çeken bir konuda Döneklerdir. Malesef acı ama gerçek Döneklerde tam olarak bilinmemekte yada yanlış bilinip, yanlış tarif edilmektedir.Bu konu ilede ilgili konuşulur yazılırsa daha aydınlatıcı olur düşüncesindeyim,

Sevgilerimle.
Kullanıcı avatarı
Muhammet Ocakoğlu
Deneyimli Üye
 
Mesajlar: 68
Kayıt: 10 Nis 2009 17:41
Konum: Denizli
Irklar: Yamali boyun - dolapci cesitleri
Doğum Tarihi: 01 Oca 1968

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 22 Tem 2009 11:41

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1a)

Herkese selamlar,

Anlaşılan bazı arkadaşlar burada okuyup başka yerde yazacaklar. Bazen misafir sayısı 10-15’i buluyor.

Ancak daha önceki mesajımda belirttiğim gibi bizim anlatmak istediklerimiz çok iyi anlaşılmalıdır. O yüzden keşke arkadaşlar burada sorsalar ve cevaplarını alsalar.

Artık iş öyle bir duruma gelmiş ki; “Çizgiler Burdur’u teğet geçiyor, Isparta’ya gidiyor. Demekki Burdur’a hiç Kosova kuşu gelmemiş gibi” yorumlar yapılıyor.

Ancak Ben yine anlatmaya çalışayım. Bu şema kesinlikle dönücü ırkların oluşumunu anlatan bir çizim değildir. Dönücü ırkların atasının Denizli’deki Dolapçı olduğunu gösteren bir şekil değildir. Ancak bazı arkadaşlar bunu böyle okumaya devam ediyor.

Daha önce de belirttik bu şemalar Dolapçı ırkının Avrupa’ya götürülüşünü ve orada bazı özellikler katılarak ülkemize dönüşünü anlatan çizimlerdir. Bu tür ıslah ve geliştirme çalışmaları Avrupa’da yıllardır vardır. Hatta Darwin bile Dünyanın değişik bölgelerinde güvercin getirttiğini ve bunlar üzerinde çalışmalar yaptığını “On the origin of Species” (Türlerin kökeni üzerine) adlı kitabında bahsetmektedir. Hatta türler üzerinde ıslah ve geliştirme çalışmalarının kendisinden 75-80 yıl öncesinden başladığını söyleyenler olduğunu ancak daha çok öncelerinden de insanlığın geçmişinde hep evcil hayvanlar üzerinde ıslah çalışmalarının yapıldığını belirtmektedir.

Bu ıslah çalışmaları tüm evcil hayvanlar üzerinde yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Sığırlar, tavuklar, köpekler, kediler ve birçok evcil hayvan üzerinde hatta bitkiler üzerinde bile ıslah ve çaprazlama çalışmaları yapılmaktadır. Örneğin bizim eskiden Kara İnek dediğimiz ineklerimiz vardır. Bunlardan az da olsa bazı köylerimizde bulunabiliyor. Ancak büyük baş hayvancılıkta besiciler neye döndü? Daha çok süt ve et verimi olan sığırlara döndüler. Aynı şekilde Bizim eski köy tavuklarımız vardı? Ancak yumurta ve et verimi az olduğu için bu tavuklardan tavuk çiftliklerinde besleyen var mı? Elbetteki yok.

Ancak sohbetlerde konuşurken neden bahsediyoruz? Bizim eski İneklerimizin sütlerinden bir yoğurt olurdu kaymağı bile ne kadar kalın olurdu? Ya da bizim eski tavuklarımızın bir yumurtası olurdu rengi sapsarı olurdu ve yumurta mis gibi kokardı. Deriz. Bildiğim kadarı ile Tarım ve Köy işleri bakanlığı aracılığıyla bu ırklarımızın korunması sağlanıyor.

Bunları niye anlattım? Öncelikle bugüne kadar güvercinler üzerinden anlaşamadığımız için bir başka açıdan bakalım istedim. Şimdi bir iki soru daha sorayım?

1. Evcil ırklarda ıslah ve geliştirme çalışmaları kötü mü olmuştur?
2. İstenen özelliklere ulaşılmış mıdır?
3. Bu geliştirilen ırklar tüm dünyada kabul görmüş müdür?,
4. Şu anda bu geliştirilen ırklar mı daha değerlidir yoksa et, süt ve yumurta verimi daha düşük ırklar mı daha değerlidir?
5. Et, süt ve yumurta verimi daha düşük olan ancak daha lezzetli ürünler veren eski ırklar korunmalı mıdır?
6. Yeni geliştirilen ırklar ile eski ırklar birbirleri ile çaprazlanırsa ne olur?

Yukarıda sorulara cevapları tartışabiliriz. Ancak şu bir gerçektirki yeni geliştirilen ırkların verimleri daha fazladır. Bu yüzden de eski ırklara göre tüm besihanelerde bu ırklardan vardır ve çok değerlidirler.

Devam Edecek...

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘ Denizli
En son Hayri ÜN tarafından 22 Tem 2009 12:46 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 22 Tem 2009 12:42

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1b)

Konuyu Balkanlardan gelen dönücü ırklara getirmeden bir örnek üzerinde daha düşünelim…

Mesela Elimizde Manisa Bölgesinde beslendiği ve orada geliştirildiği bilinen Yerli Hünkarilerimiz var. Bir de Bu Hünkariler üzerinde çalışılarak geliştilmiş Alman ve Hollanda Hünkarileri var. Bunların Amerika’da bile klüpleri var. Bu yeni geliştirilen bu kuşlara ait tüm özelliklerin standartlarını ortaya koymuşlar.

Şimdi hepinizim bilebileceği için soruyorum.

“Şu anda hangisi daha değerli?” Tabiî ki bunu maddi açıdan soruyorum. Manevi açıdan yerli yetiştiriciler açısından yerli kuşlar paha biçilemez olabilir.

Şimdi bir soru daha sormak istiyorum.

“Bir yerli yetiştirici bu yerli Hünkarileri yetiştirmek istese ve standartlarını ortaya koysa ve yerlileri kendi orijinal özellikleri ile beslemek istediğini belirtse, şuç mu işlemiş olur?. Ayrıca Tarihsel verileri ortaya koyarak mesela deseki yerli kuşlar 1800’lü yıllarda İzmir limanından Hollanda’ya götürülmüştür. Ayrıca Osmanlı kayıtlarında bu kuşların Avrupa’lı krallara hediye edildiğine dair belgeler vardır. Sonunda da bu kuşlar 1980’li yıllardan sonra Ülkemize tekrar yeni formları ile gelmiştir dese ve bunları bir harita üzerine işlese “tüm kısa gagalı ırkların Manisa’dan çıktığını mı söylemiş olur?”

Ayrıca bir soru daha

Birisi de çıksa deseki, “Bizim yerli Hünkariler ile Alman’lar aynı kökenlidir. Bunları birbirleri ile çaprazlamakta hiçbir beis yoktur.” Nasıl bir kuş elde etmiş olur? Manisa ve diğer illerimizde yerli hünkarileri korumaya çalışan ustalar bu konuya nasıl bakar? Hiç tepki göstermezler mi?

Devam Edecek……

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘ Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Niyazi Ertürk » 22 Tem 2009 15:51

Merhaba,

Hayri Arkadaşımın yapmak zorunda hissettiği açıklamalara eklemek istediklerim var.

Şöyle ki;
Öncelikle bu konunun açılmasının evveliyatını çok iyi bilmekte yarar bulunmakta. Birçoklarımızın bunu gözardı ettiğini veya unuttuğunu söylemek istiyorum. Bir arkadaşımız "Bunlar da benim emek verdiklerim" başlığında bulunan sarıçil ve sarı yamalı renk düzenindeki Dolapçı fotoğraflarıyla ilgili anlamsız ve şaşırtıcı bir yorumda bulunmuştur. Bu mesajın üzerine Denizli'den bir arkadaş da gereksiz yere Burdur'a Dolapçıların Denizli'den gittiğini ve oradan da Isparta'ya kaydığından bahsetti ve Dolapçılarla ilgili oluşturulmuş olan düşünce birliği bozuldu. Sonrasında başka forumlarda özellikle İskender Damgacı, Ben ve Hayri Ün ile ilgili yazanların da daha sonra okuduklarında saçma bulacakları mesajlar ortaya saçılıverdi. Tüm bu gelişmelerden sonra ortaya yöresinde kaderine terk edilmiş ve uyku modundaki OYNAK ırkı çıkarıldı. Bunu yapanlar ise asla hatalarını dile getirmeyi beceremediler. Sonrasında forum adabından uzaklaşıldı ve yeni yeni üyeler kendilerince memleketçilik yapmaya soyundular. Ama yazıp çizdikleriyle gündeme getirilmeyen ve hala daha getrilmemiş olan konular da yazıldı çizildi. Bazı arkadaşlarımız inanıyorum ki sakin kafayla düşünmüş olsalardı asla ne Burdur ne de Isparta ölçeğindeki güvercinlerle veya güvercin meraklılarıyla ilgili bir sorun olmadığını anlayacaklardır. Bana göre sorun birkaç kişinin bile bile hatalı davranışlar içerisinde olmaları ve zaten içlerinde var olan olumsuzlukları açığa vurmalarından ibarettir. Tabii ki birileri de sahtekar kişilikleriyle kendilerince olaylara yön vermekle meşgul olmuşlardır. Benim açımdan üzücü olan tek şey bazı arkadaşlarımızın arasına bu süreçte küskünlüklerin dargınlıkların olmasıdır. Bana göre bazı yazılar yazılmadan önce 10 kere düşünülüp 1 kere yazılmış olmalıydı. Birkaç kişi dışında sakin kafayla yazı yazan çok az arkadaşaımızın olması konuların da dağılmasına ve asıl mecrasından uzaklaşılmasına neden olmakta ve konunun özünden uzaklaşılmaktadır. Bence konuyu bilgi dağarcığımızdaki tüm bilgileri silip ele almak en doğrusu. Veriler açıkyüreklilikle ortaya konulduğunda çok yararlı bilgiler belki de ilk defa burada paylaşılmış olacaktır.

OYNAK ırkı ile DOLAPÇI'nın aynı güvercine işaret etmediğini bir türlü anlatamamış olmamız da konunun ilerlemesinde engel oluşturuyor. Daha doğrusu bana göre standardı ortaya konulmuş bir ırk olan DOLAPÇI asla çift kuyruküstülü ve 12 telek sayılı dar kuyruklu bir güvercin değildir. Ve çok iyi biliyorum ki Denizli bazında da durum tüm yetiştiriciler açısından aynıdır. DÖNEK ırkı da GÜNÜMÜZDE birçok yönüyle DOLAPÇI ırkından farklılaşmış bir başka ırk olarak karşımızda durmaktadır. KELEBEK ırkı da DOLAPÇI ırkına oldukça yakın olmasına karşın fiziksel özellikleriyle bazir farklar sergiler. KOSOVA güvercinleri de performans olarak makaracılarla melezlendiğinden olsa gerek kimine göre dönüş bana göre ise makaramsı bir düşme hareketi yapar hale gelmiş ve DOLAPÇI ırkıyla sadece çok uzaktan akraba bir ırktır. O kadar uzaktırlar ki yolda görseler birbirlerini tanımayacak kadar ! Hal bu iken denilmekte ki tüm bu ırklar aynı kökenden geldiğinden birbirleriyle eş edilmelerinde bir sakınca yok ! Yok artık daha neler ! Arkadaşlar günümüzden bahsediyorsak bana göre bu farklı ırkların yan yana getirilmeleri bile yetiştiricilikle bağdaşmaz. Tabii ki bu ırkların AYNI olduğunu söyleyenlerin bana göre tüm bu ırklara AŞİNA olmamaları önemli bir neden. Şayet her ırkın bireylerini hem yerde hem de havada seyretmek mümkün olsaydı aralarındaki farkları görmek söz konusu olabilirdi. Bana göre Denizli bu anlamda biraz daha şanslı. Çünkü Dolapçı ırkı güvercinleri Dönekler, Selanikler, Kelebekler geldiğinde bile bilinçli yetiştiriciler tarafından asla birbiriyle karıştırılmamışlar ve bugünlere 14 kuyruk ve kuyruküstü yağ bezesiz olarak gelmişlerdir. Ayrıca özellikle akıl yönüyle seçilmişler ve oturma, sarak, düşme, çarpma v.s. gibi olumsuz davranışları sergileyen yabancı nesiller anında tespit edilerek yok edilmişlerdir. Tabii ki sonrasında farklı illerden farklı ırkların girmeye başlaması ve bunların deneme amaçlı çaprazlanmasıyla sorunlar başgöstermiş ve hata yapıldığı anlaşılarak bundan vaz geçilmiştir. Ben şahsen bugüne kadar hangi ırk olursa olsun hiçbir şekilde macera arama asında melezleme gibi bir olaya girmiş değilim. Bu konuda ilginç çalışmaların yapıldığını duyduğumda sadece melezlenen ırkların korunması adına birşeyler yazıp çizmişimdir. Kosova ve Dolapçı eşlemesi ile ilgili de aynı şeyleri düşünmekteyim. Bana göre bu iki uzak akrabanın eşlenmesinden sakat çocuklar doğacaktır ve nitekim yapılan denemelerin sonuçları pek iç açıcı değildir. Ama bu türlü düşüncelerimizi yazdığımızda sanırım yanlış anlaşılmalar oldu. Oysa ki Allah şahidimdir ki hiç kimsenin güvercininde gözüm olmamıştır ve herkes yaptığından kendi sorumludur ve zaman içinde bedelini de öder. (Ya da mükafatını alır tabii ki)

Bana göre bu konunun açılması cesaretle ırklarımızın sorgulanması ve gelecek nesillere örnek bir tavır oluşturmaktan ibarettir. Çünkü insanların çoğu sevmekten korkar kaybetmekten korktuğu için, düşünmekten korkar sorumluluk getireceği için, konuşmaktan korkar eleştirilmekten korktuğu için, yaşlanmaktan korkar gençliğinin kıymetini bilmediği için, unutulmaktan korkar dünyaya iyi bir şey vermediği için. Bu anlamada tüm katılımcı arkadaşlara öncelikle korkularını yenip açıkyüreklilikle yazı yazdıkları için şükranlarımı sunuyorum.

Bir başka nokta da İZMİR olayının ajite edilme olasılığıdır. Yani denilebilir ki Denizli'deki Dolapçı ırkı tüm dönücü ırkların başlangıcı mıdır da bu ırk tüm dünyaya yayılmıştır. Böylece anlamsızca İzmir'li arkadaşların aklını olumsuz düşünceler getirilebilir. Bu nedenle yapılan ve yapılacak açıklamaların tamamını okumadan bu şekilde yorum ve değerlendirmelere girmemek şarttır. Çünkü İzmir halen (günümüzde) Dönek ırkı güvercinlerin hem ırkın vasıflı olanlarının hem de yetiştiricilerinin bolluğu açısından kaynak bir noktadır. Evet geçen süreçte belki de en fazla kan katılmış olan ırk Dönek ırkıdır ama Dönekçiler nizami bir dönüş elde ettikten sonra gerisine bakmamaktadırlar. Belki İzmir'deki arkadaşlarımız zamanında Tikveşli Mehmet'in kümeslerinde Mısıri gibi kısa gagalı Dönek soylarının olup olmadığı ve nasıl uzun ve temiz döndükleri hakkında bize bilgi verebilir. Şu bir gerçek ki Dönek ırkı ile yapılacak tüm çalışmalarda (özellikle yurtdışındaki) İzmir'li bir Dönekçi Grubunun dahil edilmesi şarttır. Hele hele sahtekarlığı belgeli şahısların kesinlikle bu tür işlere bulaştırılmamaları de gereklidir.

Şimdilik bu kadar...
Resim
Resim
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
Niyazi Ertürk
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1486
Kayıt: 26 Eki 2003 18:50
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman)
Doğum Tarihi: 08 Haz 1965

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 23 Tem 2009 10:39

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (2)

Şimdi Avrupa’da geliştirilen ve ıslah edilen ırklara gelelim. İsterseniz bu konuyu sorulu cevaplı işlemeye çalışalım.

- Denizli’den Avrupa’ya ve Balkanlara Dolapçı gitmiş midir?

Evet gitmiştir. Türklerin Anadolu’ya girişi ve ilerleyişi ile birlikte güvercinlerin yer değiştirdiği bilinmektedir. Bilindiği gibi Türklerin Anadolu’ya girişlerinde 1071 yılı milat kabul edilir. Bu Tarihten sonra Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeler olmuştur. İlgili tarihlerdeki Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları haritaları incelendiğinde Denizli hep en uçta Türklerin dışa açılan kapısı olmuştur. O tarihlerde İpek yolunun da Denizli’den geçmesi dolayısıyla çok önem verilmiştir.

Denizli adı Denizli şehri, ilk defa bugün şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında kurulmuştur. Bu şehir M.Ö. 261 - 245 yılları arasında, Suriye Kralı II. Antiokhos tarafından kurulmuştur. II. Antiokhos kente karısı Laodike'nin adını vermiştir. Laodike'nin kenti anlamına gelen "Laodikeia" adını alan kent, M. S. 7. yüzyılda büyük bir depremle yıkılınca, kent bugünkü Kaleiçi mevkiine taşınmıştır. Türkler Denizli havalisini zaptettikten sonra, kenti "Ladik" adıyla anmışlardır. (Bkz: http://www.pamukkale.edu.tr/laodikeia Laodikeia Kazıları)

Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi seciye sicilleri Ladik ismini vermektedir.

Laodikya şehrinin sürekli harpler ve depremlerle yıkılması üzerine halk, Laodikya’nın bağ ve bahçelerinin bulunduğu, bugünkü Denizli’ye gelip yerleşmiştir. Türkler Laodikya adını kısaltarak “Ladik” şekline sokmuşlar, bu şehirde kurulan beyliğin ismini de “Ladik” olarak kullanmışlardır.


Ayrıca Selçukluların güvercin ıslah ve geliştirme sahasındaki gelişmişliği de bence ayrı bir araştırma konusu olmalıdır. Çünkü Selçukluların hüküm sürdüğü tüm her merkezde nerdeyse ayrı bir ırk yetiştirilmiştir. Bu konuda Denizli’de kendine has 4 adet ırka rastlamaktayız. Bu veri diğer illerimizdeki yetiştiriciler tarafından da çoğaltılabilir.

Denizli ve yöresine Konya üzerinden gelen Türk obaları Acıpayam ve üzerinden gelmiştir. Denizli fethedilmeden evvel Acıpayam ovasında 200.000 (iki yüz bin) çadır yani yaklaşık 1 milyon Selçuklu Türkü bulunduğu belirtilmektedir.

İlk olarak Denizli Kalesi Abdullah oğlu Karasungur tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca bu devrede birçok camii, han ve çeşme de inşa edilmiştir.

Denizli fethedildikten sonra 1254 yılında Akhan Kervansarayı inşa edilmiştir. Bu kervansaray’da bizim dikkatimizi çeken en önemli unsur kervansarayın giriş portalındaki güvercin figürü olmuştur. Çünkü “Anadolu Selçukluları ve Selçuklular kervansaraylarında en önemli figür olarak hep vahşi hayvanları amblem olarak kullanmışlardı. Özellikle bunlardan çift başlı kartal bilinenlerindendir. Ancak Denizli Akhan Kervansarayında kullanılan figür hiçbir kervansaray’da ana figür olarak kullanılmayan güvercin figürüdür.” İşte bu gerçek Anadolu Selçuklularının Denizli’de güvercin kültürüne verdiği önemi göstermektedir. Ve 1254 yılından beri Denizli’de güvercin yetiştiriciliğinin olduğunu dosta düşmana haykırmaktadır.

13.yüzyıl baslarında Denizli ve havalisi yeni göçlerle "Uç Bölgesi" olarak önceden gelenlerle birlikte yoğun bir Türk Topluluğu meydana getirdiler. Buradaki Türkmenler Rum diyarını fetheden Türk soyundan çokluk bir kavimdir. Bu Türkmenler uç bolgesinde kona göce yasarlar ve bati sınırlarını muhafaza ederlerdi.

Bugün; Türkiye, Balkanlar, Âzerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşayan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara, Türkmenler de denir. İlk zamanlar Üçok ve Bozok adlarıyla iki ana kola ayrılmış olan Oğuzlar, daha sonraki devirlerde, Dokuz Oğuz, Altı Oğuz, Üç Oğuz adlarında boylara da ayrıldılar. Oğuzlar, yirmi dört boydan meydana gelmişti. Bunlardan on ikisi Bozok, on ikisi Üçok koluna bağlıydı. Tarihçiler, hazırladıkları cetvellerde Oğuz boylarının adlarını, sembollerini ve ongunlarını (armalarını) göstermişlerdir. Buna göre, Bozoklar; Kayı, Bayat, Alka Evli, Kara Evli, Yazır, Dodurga, Döğer, Yaparlu, Afşar, Begdili, Kızık, Kargın; Üçoklar ise; Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepnî, Salur, Eymur, Ala Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık boylarına ayrılmışlardı. Bugün Türkiye’de yirmi dört Oğuz boyuna ait işaret ve yer adlarına çok rastlanmaktadır. Denizli’de ise bu yirmi dört oğuz boyundan yirmi birine ait işaret ve yer adlarına rastlanmaktadır.

Orta Asya'dan gelip Anadolu'ya yerleşen Türkler, Osmanlı Beyliği zamanında Çanakkale Boğazı'nı geçerek Balkanlar'a ayak basmış, 1389 yılında Kosova’nın fethi ile birlikte Balkanlara geçiş ve yerleşme hızlanmıştır. 1526 yılında kazanılan Mohaç zaferi ile Balkanlar'da kesin ve mutlak Türk egemenliği başlamıştır. Anadolu'dan seçme aileler Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Eski Yugoslavya ve Romanya'ya yerleştirilmiştir. Burada seçme aileler kelimeleri çok önemlidir. Çünkü ecdad buralara göndereceği ailelerin iş güç sahibi, hayvancılıktan, tarımdan anlayan meslek sahibi aileler olmalarına dikkat etmiş ve gidenlerin oralarda yurt tutmalarını istemiştir. Gidenlerde oralara besledikleri hayvanları dahil tüm varlıklarını götürmüşlerdir. Gidenlerin arasında güvercinlerde vardır. Oralrda bu güvercinler Anadolu’da yetiştirildikleri şekil ve isimlerle yetiştirilmeye devam edilmiştir.

19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun zayıflamaya başlaması ile Balkanların yavaş yavaş yitirilmesi ve 1830 yılında Yunanistan'ın, 1878 Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın bağımsızlığının kabulü, 1909 yılında yapılan Petersburg Anlaşması ile Bulgaristan'ın, 1911-12 Balkan Savaşı esnasında Arnavutluk'un bağımsızlığını kazanması sonucu Balkanlar Türk hakimiyetinden çıkmıştır.

Halen Balkanlarda Güvercin yetiştiricilerin birçoğu türktür ve türk isimleri ile kuşlar anılmaktadır. Bu arada Denizli’ye has isimlendirmelerin oralarda kullanılıyor olması bile Denizli’den Dolapçının balkanlara gittiğini göstermektedir. Örneğin Denizli’de bizim altınbaş dediğimiz renk düzenine en yakın illerde (Burdur ve Isparta) kefçil denmektedir. Ancak Balkanlarda ise altınbaş olarak kullanılmaktadır. Bu konuda daha öncede çok yazıldı. Ancak isteyenler http://www.pristine.dolapci.com sitesini ziyaret edebilirler. Bu sitede daha birçok renklendirme isimlerini bulabilirler.

Bu konuda Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erman Artun’un makalesinde açıkladığı hususların açıklayıcı olacağına inanıyorum. (http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/6.php)
Osmanlıların Balkanlara yerleşmeleri üç şekilde olmuştur. 1. İlk fetihler sırasında Anadolu’daki yakın bölgelerden yeni alınan yerlere devlet eliyle göçmen nakledilmesi. 2. Fetihlere gönüllü olarak katılan gazi-alperenler ve gaza için gelen aşiret mensuplarının bir bölümünün fethedilen kalelerde muhafız olarak bırakıp bir bölümünün de istedikleri yerlere yerleştirilmesi. 3. Kolonizatör Türk dervişlerinin stratejik noktalarda kurdukları tekke ve zaviyelerin faaaliyetleri ve çevrelerinde yerleşim merkezleri kurulması (Alp,1989:47). Balkanlarda tekke ve zaviyeler yalnızca dini-tasavvufi kurumlar olmayıp birer sosyal, siyasi, iktisadi, askeri, ilmi ve kültürel kurumlardır. Osmanlı-Türk kültürü Balkanlara gelince Balkan kültürüyle karşılaştığı yerler kültürel canlanma yaşamıştır. Bu yerlerde ortak Balkan kültürünün temelleri atılmıştır (Yazıcı, 2001:135).

Türk halk kültürü, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş kuşaktan kuşağa aktarılan bir değerler bütünüdür. Halk kültürü ürünleriyle yaşadıkları yöre arasında bir bağ vardır. Bu ürünlerin şekillenmesinde tarihi ve kültürel mirasın önemli bir rolü vardır. Gelenekler, içinde bulundukları çevrenin sosyo-ekonomik durumuna göre davranış kalıpları geliştirirler. Kendine özgü bir halk kültürü olan Balkanlar, Türklerin gelip yerleşmesiyle bir kültürleşme sürecine girmiştir. Bu etkileşim günümüzde de sürmektedir.

Romen tarihçisi Beldiceanu günümüzde hala Türk kültürü damgasının yaşadığını şöyle anlatmıştır (Koloğlu,1999:7). “.......Gelenekler ve Osmanlı söz hazinesi halklarının dillerinde yaşamağa devam ediyor. Arnavutlar, Bulgarlar, Yunanlılar, Makedonyalılar, Boşnaklar, Sırplar ve Romenlerin miras aldıkları bu hazineye bir göz atılırsa Osmanlı uygarlığının ne derece kendini kabul ettirmeyi becerdiği ve Balkanlardaki yaşamın bazı yönlerini şekillendirdiği fark edilir. Bir evin mobilyası, oda eşyası, giyim, yiyecek ve kent çevresine ait en az iki yüz kelimenin Türkçe olması anlamlıdır”. Yazarın bu değerlendirmeyi izleyen yargısı ise daha da önemlidir. Yazar, “Doğu Avrupa halkları üzerine vurulan bu damga, Balkanlarda yeni bir kent uygarlığının ilk temellerini Türklerin attığını ve bu roldeki önemlerini iyi yansıtmaktadır (Hafız,1985:5-10). Sırp araştırmacı Milan Vasic de işin Hıristiyan çocuklara Türk ismi vermeğe kadar vardığını, iki kültürün birbirini etkilemesi sonucu tam bir ahengin yaratıldığını belirtiyor (Koloğlu,1999:7).

Türk halk kültürü yüzyıllar boyunca Balkan kültürünü besleyen en önemli kaynaktır. Türk halk kültürü Balkanlarda Türk kimliğinin oluşmasını sağlayan en önemli alt yapı kurumu olmuştur. Türklerden atasözlerine mani dörtlüklerinden tekerlemelere kadar Türk dünyasıyla benzerlik gösteren bu kültür hazineleri daha uzun yıllar Balkan Türklerinin kimliklerinin belirlenmesinde büyük rol oynamaya devam edecektir (Saatçı,1999:42).


Bugün Balkanlarda tekerlemeler, masallar, halk hikayeleri, bilmeceler, atasözü ve deyimler türküler, maniler (martifal) ninniler, ağıtlar vb. yaşamaktadır. Bir çok Türk atasözü Balkan dillerine çevrilmiş ve kullanılmaktadır. Bir çok Türk türkü ezgisini Balkan şarkılarında görüyoruz. Balkanlarda Türk kültürünün yöre halkına ne denli etki ettiğinin en açık göstergesi ise onların dillerine girmiş Türkçe kelimelerdir. Sırpça-Hırvatça’ya yedi bin, Makedonca’ya yedi sekiz bin, Bulgarca’ya beş bin, Rumca’ya üç bin, Arnavutça’ya sekiz bin, Macarca ve Romence’ye de çok sayıda Türkçe kelime girmiştir (Genç,1998:2).

Balkan Türk edebiyatı, Türk edebiyatının yanı sıra Balkanlar’daki ulus ve halkların edebiyatlarından da yararlanarak beslenmiştir. Balkan Türk edebiyatı; Türk edebiyatıyla, Balkan edebiyatlarının bir sentezidir (Dzindjiç-Tanaskoviç, 1976:221-230). Bu edebiyat dil ve ifade imkanları itibariyle Türkçedir. Ama unutulmamalıdır ki Balkanlar’da boy verip Balkan ülkelerinin havası içinde yetişip gelişmiştir. Bu edebiyatlar konu ve olaylara bakış açısından yaşadıkları ülkelerin özelliklerini yansıtmaktadır.

Prof. Dr. Sayın Erman Artun makalesinde Edebiyat açısından Balkanlardaki Türk varlığı üzerinde çalışmıştır. Bununla birlikte Balkanlarda güvercin yetiştiricilerinin de Türk isimlerini kullanıyor olmaları Balkanlar’da Türk etkilerini desteklemektedir. Ayrıca balkanlarda kullanılan güvercin renklendirme terimlerinin Denizli’de kullanılanlar ile aynı olması da bu kuşların Denizli’den giden Türk aileleri tarafından o bölgelere götürüldüğünü göstermektedir. Denizliden başka hiç biryerde olmayan Dolapçı renkleri dahil olmak üzere aynen orijinal isimlendirmeleriyle altınbaş, boz, enseli, beyaz, alaca, kurum, ladika ve benzeri bu vesileyle kosovaya taşınmıştır


Diğer sorular

- Balkanlara yerleşen Türk aileleri Güvercin yetiştirmişler midir?
- Balkanlara Dolapçı dışında başka güvercin ırkları da gitmiş midir?
- 1800’lü yıllarda hızlanan ıslah ve geliştirme çalışmaları Anadolu’dan giden kuşlarla yapılmış mıdır?
- Bu ıslah ve Geliştirme çalışmalarını ecdadımız mı yapmıştır?
- Bu ıslah ve Geliştirme çalışmaları sonunda nasıl kuşlar ortaya çıkmıştır?
- Yeni geliştirilen ırklar ve Anadolu’dan giden kuşlar arasında farklılıklar var mıdır? Bunlar birbirinden ayırt edilebilir mi?
- Islah ve Geliştirme çalışmalarının dışında kalabilmiş, yani Anadolu’dan gelen özelliklerini taşıyan kuşlar var mıdır?
- Yeni geliştirilen ırklar Anadolu’da rağbet görmüş müdür? Nerelere çoğunlukla girmiş ve hala beslenmekte midir?
- Bu kuşlar Anadolu’ya girdikleri halde korunabilmiş midir?

İsterseniz her sorunun cevabını ayrı ayrı paylaşalım

Devam edecek….

Sevgi saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 24 Tem 2009 11:37

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (3)

Herkese Selamlar,

Buraya kadar Anadolu’dan ve Denizli’den balkanlara yerleşen Türk ailelerinin bölgeye gelişleri hakkındaki tarihsel bilgilerini paylaşmıştık. Şimdi de;

- Balkanlara yerleşen Türk aileleri Güvercin yetiştirmişler midir? Sorusunu tartışalım

Bu konuda ilk önce şu anda bile bölgede Türk asıllı Güvercin yetiştiricilerinin bulunması önemli bir bulgudur. Ayrıca bu yetiştiriciler hala oralarda bu konularda usta olarak kabul edilmektedirler.

Bununla birlikte Mubadele döneminde ülkemize gelen ustaları da bilmekteyiz bunlar hakikaten güvercinden çok iyi anlayan ve yetiştirici kişilerdir. Bu detaylar bile oralarda çok iyi güvercin yetiştiricilerinin Türk olduğunu göstermektedir. Yine yukarıda belirtildiği gibi Anadolu’dan balkanlara seçkin ve işinin erbabı aileler gönderilmişlerdir. O dönemde bölgede Türk hâkimiyeti olduğundan dolayı da yıllarca diğer unsurlar Türk yetiştiricilerin ancak seyisliklerini yapmışlardır. Ayrıca Türklerin oraya götürdükleri güvercinler onların o güne kadar görmedikleri ve anlamadıkları kuşlardır. Bu konuda yurtdışından (yanlış hatırlamıyorsam İngiltere) derneğimize yazılan bir mesaj hala Avrupalıların kuş anlayışını göz önüne sermektedir. Diyor ki: “Biz kuşu yerde seviyoruz, siz ise havada seviyorsunuz” Aslında Avrupa’daki kuş ırkları incelendiğinde çoğu yerde bu gerçek görülebiliyor. Ancak son yüzyıllarda uçucu kuşlara da merak sardıkları da bir gerçektir.

Balkanlarda Türk yetiştiricilerin güvercin besledikleri konusunda değişik çalışmalar, yazılar ve hazırlanmış internet siteleri bulunmaktadır. Ancak en göze çarpanı Priştinalı yetiştiriciler tarafından hazırlanan internet sitesi ve aynı sitede adı geçen Bora Vasic’ ait “Modern Breeds of Pigeons” isimli kitaptaki bilgilerdir. Burada Anadolu’dan gelen Türklerin Balkanlara gelirken güvercinlerini yanlarında getirdikleri ve Güvercin beslemeye devam ettikleri belirtilmektedir. Bunlardan birkaçını aşağıda görebilirsiniz.

Eski üreticilerin ortak kanısı bu ırkın Türklerin kosovayı işgali sırasında yanlarında getirdikleri orıental roller (doğuya özgü veya doğudan gelen) ırkından geldiği yönündedir.

Zengin Türklerin maddi durumları güvercin yetiştirmeye elverişli idi. Bu nedenle yeni evlerine Türkiye’den aldıkları kuşlarını da getirmişlerdi.

Türkler priştine'ye geldikten sonra kuşlar genellikle çatı aralarında veya geniş tarlalarda serbestçe dolaşıyordu nadiren de evlerde besleniyordu. Bu dönemde kuşlar yemlerini kendi başlarına buluyordu.

Bu dönemde dönek ırkının geliştirilmesinde katkıda bulunan efsanevi üreticilerin bazıları şunlardır ;

Domanik Hilmiya (Domanik Hilmi), Vebia Batal, Jovan Simeon, Chemal Pantolia (Kemal), Imer-agha (Ömer Ağa), Bechir Ismail (Bekir İsmail), Blagoye Denic, Ljaljuk Sadiku (Selçuk Sadık), Milan Shampa, Ahmet Cheklik (Ahmet Keklik), Zafir Denic, Daut Krushka (Davut Kuruş), Sali Eshekdzhija (Salih Eskici), Iliya Jovanovic, Shuchuri Toplak (Şükrü Toplak), Ljuba Calich, Shaba Murtez (Şaban Murteza), Husko Chel (Hüseyin?), Dobrosav Krivokapic, Adilji Salia (Adil Saliha), ve diğerleri.



Yukarıda bilgiler ile tarihsel veriler arasında benzerlikler de dikkat çekicidir. Türklerin Yüzyıldı güvercin yetiştiricisi olmaları kuşlarından göç etseler bile vazgeçememeleri Balkanlar da görülmüştür. Bora Vasic de Bölgeye güvercinlerin Kosova’nın fethinden sonra geldiğini tespit etmiştir. Anadolu’dan giden seçme ailelerin güvercin beslediği gözünden kaçmamıştır.

Bora Vasıc O dönemde güvercin yetiştiricisi olan kişileri efsanevi üreticiler olarak tanıtmıştır. Dikkat edilirse onların birçoğu Türk isimlerini taşımaktadırlar. Yani Türk’türler. Yani Anadolu’dan balkanlara giden Türk aileleri efsane çıkaracak kadar iyi güvercin yetiştirmişlerdir.

Bora Vasic’in kitabında bulunan Türklerin güvercin yetiştirme şekilleri ile ilgili ifadeler çok dikkat çekicidir. Çünkü kitapta Kosova ve yöresine gelen ailelerin zengin yani seçme aileler oldukları ve yanlarında kuşlarını getirdikleri vurgusu yapılmaktadır. Ayrıca bu ailelerin başlangıçta güvercin besleme şekilleri ve kültürleri de hala Denizli’nin ilçelerinde bulunan güvercin besleme kültürüne birebir uymaktadır. Kitapta “Türkler priştine'ye geldikten sonra kuşlar genellikle çatı aralarında veya geniş tarlalarda serbestçe dolaşıyordu nadiren de evlerde besleniyordu. Bu dönemde kuşlar yemlerini kendi başlarına buluyordu.” İfadeleri yer almaktadır.

Dolayısıyla Bora Vasic’in Bölgeye gelen Türklerin güvercin besleme şekli de çok dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır. Bu örnek de Denizli’de güvercin besleme şekli çok ciddi benzerlik taşımaktadır. Denizli’de de yıllarca özellikle köylerinde bu şekilde çatı aralarında güvercin beslenmiştir. Hatta günümüzde bu tarz güvercin besleme yapılmaktadır. Özellikle Denizli’nin Çameli, Çal ve Çivril ilçelerinde bu tür çatı arasında güvercin beslenmesine devam edilmektedir. Bu tür güvercinlerin yuva yaptıkları yerlere de “Katal” denmektedir. Aşağıdaki resimde Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Dağal köyünde bulunan katallar ve besleyicisi görülmektedir

Detaylı bilgi için bkz http://www.katal.guvercinevi.com

Resim

Yukarıdaki ifadelerde Anadolu’dan gelen seçme ailelerin güvercin beslediklerini kanıtlayan bulguların bazılarını sizlerle paylaştım. Elbette ki forum ortamında çok uzun olacağı için tüm resim ve yazıları paylaşmak imkânı olmuyor. Ayrıca üzerinde durmak istediğimiz daha başka konular olduğu için bu sorunun cevabını burada sonlandırmak istiyorum.

Devam edecek….

Sevgi saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen İskender Damgacı » 25 Tem 2009 15:39

Selamlar,

Hayri bey'in güzel ve ayrıntılı anlatımlarına bazı notlarla katılmak isterim.

1- Denizli'de eski bir yetiştiricilik tarzı olan çatı arası güvercin yetiştiriciliğinin yöredeki adı "uçarlı"dır. Kümeste yapılan yetiştiriciliğe yörede "konarlı" denilmektedir.

2- Uçarlı yetiştiriciliğin Anadolu'da görülen diğer güvercinliklerden en bilineni olan güneydoğudaki boranhanelerden başlıca farkları vardır:
a) Evlerde genellikle çatı arası-saçak altı kullanılır. Boranhaneler gibi kule tipi, bağımsız veya açık arazide değildirler.
b) Güvercin yetiştirmek-beslemek içindirler. Boranhaneler gibi gübre toplama ve tarımda kullanma amaçlı değildirler.
c) Aşağıdaki resimde örneği görüleceği üzere sanatsal kaygıyla yapılanları da mevcuttur.

3- Denizli ve ilçelerinde halen yarı göçebe hayatı yaşamakta olan konar-göçer yörüklerde yakın zamana kadar oba çadırlarında güvercin beslemiştir. Dolapçı ve Katal'ın sandıkta kuş uçurma yöntemine yatkınlığı önemli ve aydınlatıcı bir konudur. Denizli'ye yerleşen ilk Türklerin (aileleri 30 km geriden takiple) çadırlarıyla birlikte geldikleri ve 200.000 çadırla Denizli - Acıpayam ovasına yerleştikleri bilinen bir konudur. (Kaynak: Selçuklu ve Beylikler Çağında Denizli 1070-1520 / Prof.Dr.Tuncer Baykara)

4- Bora Vasiç söz konusu kitabında Türk yetiştiriciliğini anlatırken güneydoğu boranhanelerine benzer kule tipi yapılardan bahsetmez bilakis Denizli uçarlı yetiştiriciliğini yani çatı arası yetiştiriciliği anlatır.

5- Balkanlarda da (özellikle Kosova bölgesinde) Denizli'de yetiştirilen Dolapçı, Katal ve Azman (Denizli Bangosu) ırklarına çok çok benzeyen ırklar yetiştirilir. Çok benzer tanımlamalar ve birebir isimlendirmeler mevcuttur.

6- Bora Vasiç'in kitabında ve Sırp Yüksek Uçucuları'nı tanıtan yayınlarda Dolapçı ve Katal'ın yeni beklentilerle melezlendikleri anlatılmaktadır.

Resim
ResimResimResim
Büyük dedesinin ismini bilmeyen kimilerine Dolapçı'nın 800 yılından bahsedince ağır gelmiş olabilir, pardon!..
Kullanıcı avatarı
İskender Damgacı
Destek Ekibi Üyesi
 
Mesajlar: 1485
Kayıt: 07 Kas 2003 16:49
Konum: Denizli

9 Kusurlu Hareket

Mesajgönderen Hayri ÜN » 27 Tem 2009 16:13

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (4)

Herkese Selamlar,

- Balkanlara Dolapçı dışında başka güvercin ırkları da gitmiş midir?

- 1800’lü yıllarda hızlanan ıslah ve geliştirme çalışmaları Anadolu’dan giden kuşlarla yapılmış mıdır?


Bu iki soru birbiri ile ilişkili olduğundan dolayı dilerseniz beraber tartışalım. Öncelikle şunu belirteyimki Denizli’de derneğimizce tespit edilen 4 tane endemik (yöreye ve kendine has özellikleri gelişmiş olan) ırk vardır. Bunlar dolapçı, azman (denizli bangosu), tokur (yoz) ve kataldır. Bu kuşların izlerini de ve benzer özellikleri taşıyan ırkları Balkanlarda görmekteyiz. Özellikle azman benzeri değişime uğramış güvercin ırklarını görmek de mümkündür. Bunlardan Anatolian owl ve diğer benzeri kısa gagalılar gösterilebilir. Ayrıca Sırp yüksek uçucuları ile Denizli’de Çameli, çal ve Çivril ilçelerinde beslenen katal güvercinlerinin benzerliği dikkat çekicidir. Aşağıda verilen internet sitesinde görülebilecek olan sırp yüksek uçucuları ile katal güvercinleri arasındaki benzerlikler mutlaka incelenmelidir.

http://www.srpskivisokoletac.com/galler ... =48&pos=30

Aynı sitedeki güvercin isimleri de incelenmeye değerdir. Bazılarını takdirlerinize sunuyorum.

Arap, beazka, Tekir, Bakarac (bakiri),

Tabiî ki Balkanlara Türklerin yerleşmesi sırasında ellerinde bulunan tüm güvercinlerden götürmüş olmaları da gayet doğaldır.

Ancak bu kuşlar ne yazıkki götürüldükleri gibi kalmamışlardır. Bu kuşlar üzerinde ıslah ve geliştirme çalıştırmaları yapılmıştır. Bunu da yöresel kaynaklardan ve bilimsel kabul edilen kitaplarda görebilmekteyiz. Bunların bazılardan daha önce de bahsetmiştir. Yine de yeri geldiği için tekrar edelim.

Geliştirme ve ıslah çalışmaları aslında İnsanlık tarihi var oldukça yapılmıştır. Türlerin kökenini araştıran bir çok araştırmacı bu konuda çalışmalar yapmış ve yazılar yazmışlardır. Aslında pek de bilinmez ama daha önce de belirttiğim gibi Darwin bile güvercinler üzerinde çalışmalar yapmıştır. Darwin Dünyanın değişik bölgelerinde güvercin getirttiğini ve bunlar üzerinde çalışmalar yaptığını “On the origin of Species” (Türlerin kökeni üzerine) adlı kitabında bahsetmektedir. Hatta türler üzerinde ıslah ve geliştirme çalışmalarının kendisinden 75-80 yıl öncesinden başladığını söyleyenler olduğunu ancak daha çok öncelerinden de insanlığın geçmişinde hep evcil hayvanlar üzerinde ıslah çalışmalarının yapıldığını belirtmektedir. Darwin bu katabını 1859 yılında yazmıştır. Ondan 75-80 yıl öncesine giderseniz. 1700’lü yılların sonlarına gidersiniz. Aslında Darwin burada güvercinler ve evcil hayvanlar üzerinde ıslah çalışmalarının çok eski olduğunu vurgulamaktadır. Ancak diğer bilim adamlarının da belirttiği gibi bu ıslah çalışmaları 1800’lü yıllarda oldukça hız kazanmıştır.

Bu konuda Bora vasic de “Modern Breeds of Pigeons” kitabında 19. yüzyıla kadar yani 1850-1900 yılları arasında Anadolu’dan gelen kuşlar üzerinde bir değişikliğin olmadığını ancak bu tarihlerden sonra ıslah çalışmalarının yapıldığını belirtmektedir. Bu konu ile ilgili ifadeleri aşağıda görülmektedir.

Uzun bir süre muhtemelen 19.yüzyılın sonlarına kadar orıental roller Priştinede aynı Türkiye, Makedonya ve Yunanistandaki gibi yetiştirildi.

Fakat güvercinlerin çoğalması ile birlikte yetişticilerin de sayılarının artmıştır. Bununla birlikte özel ve daha çekici güvercinlerin geliştirilmesine olan istek kendiliğinden artmıştır.

Bu sabırlı çalışmanın temel vizyonu mevcut güvercinlerde yeni karakteristik özelliklerin elde edilmesidir. Bu yeni karakteristik özelliklerin en önemlileri özel dönüş
Stilleri ve dış görünüş (estetik) olmuştur.


Yukarıda yazılan iki bilgi de birbirlerini doğrulamaktadır. Yani 1800’lü yılların sonlarına doğru yeni güvercin ırkları geliştirilmek üzere ıslah ve çaprazlama çalışmaları yapılmıştır.

Burada bir ayrıntıya daha değinmek istiyorum. Bizim yukarıda bahsettiğimiz Dolapçı ırkı kullanılarak yapılan geliştirmelerdir. Bu arada Darwin’in de yaptığı gibi Avrupa’da İngiltere, Almanya ve Hollanda’da Türkiye’den ve yakın bölgelerden getirilen birçok ırk ile çaprazlama ve ıslah çalışmaları yapılmıştır. Bunları avrupa’da yazılan birçok güvercin ile ilgili kitaplarda görmekteyiz. Ancak bunların çoğu form ırkları üzerinde yapılmıştır. Günümüzde Güneydoğu başta olmak üzere birçok ilimize ait ırklar değişik kitaplarda Avrupa’nın değişik şehir adları ile anılmaktadırlar. Bu konuda diğer illerimizdeki yetiştiricilere ve derneklere de ciddi görevler düşmektedir. Bu kuşların içerisinde hala ülkemizdeki ırklar ile yanı özelliklere sahip kuşlar bile vardır. Vakit çok geç olmadan ülkemizde de bu kuşlara ait standartlar oluşturulmalı ve Tarihi gelişim de anlatılarak dünyaya duyurulmalıdır.

Yukarıdaki saplamayı da yaptıktan sonra konumuza geri dönecek olursak; Balkanlar’da geliştirilen ırklar genelde dönüş üzerine geliştirilmişlerdir. Dış görünüş olarak da daha önce de belirttiğimiz gibi Dolapçıya oldukça benzemektedirler. Ancak Bora vasic’in şu cümleleri Balkanlara Dolapçı dışında makaracı ırkların geldiğini göstermektedir.


“Makedonya ve diğer Rollerların aksine Pristine Roller Sarı ve Kırmızı gözlere, Ayaklarda paçalara, düşük kanatlara ve kalkık kuyruklara sahip olmamalıdır.”

Düşük kanatlar ve kalkık kuyruklar bilindiği gibi makaracı ırklara ait özelliklerdir. Bunun dışında Bora Vasic’in de belirttiği gibi balkanlar’daki kuşlarda sarı ve kırmızı gözler, ayaklarda paçalar, 20 ve üzeri kuyruk telek sayısına sahip kuşlar vardır. Bunların hepsi de yukarıda belirttiğimiz gibi 1800’lü yılların sonuna doğru değişik ülkeler ve bölgelerden gelen kuşların özellikleridir. Bu kuşların hangi kuşlar olduğu ise ayrı bir çalışma konusudur. Biz dernek olarak değişik illerimizde beslenen ırkları tam olarak bilemediğimiz için bu konuda çok fazla yorum yapmıyoruz. Tabiî ki diğer illerimizde bulunan yetiştiricilerimiz tarihsel süreç içerisinde Balkanlara yerel kuşlarından hangilerinin gittiğini ve özelliklerinin neler olduklarını araştırırlarsa seviniriz.

Bu ırkların içerisinde Makaracı ırklar ise en dikkat çekenidir. Kuyruk ve vücut yapıları ve dönüş stilleri ile kendilerini rahatlıkla hissettirmektedirler. Bu konu da açıklayıcı olması açısından Uğur Kurt Gürsu tarafından tercüme edilen yazıyı okumamız gerektiğini düşünüyorum.




“Oryantal Makaracısı çok daha fazla performans hareketleri için yetiştirilmiştir. Bu kabiliyetlerin bir listesini yaparsak: Yüksek uçuculuk, maraton uçuculuğu, dalıcı ırklar benzeri spiral ve dönüşlü dalışlar (Hatta, Dönek ve daha bir çok dalıcı ırkın Oryantallerden üretildiği bilinmektedir.), hareket etmeden aynı seviyede uçabilmek, aşırı derinlikte kayıklama hareketi, pervane dönüşleri vs.;

Oryantaller sadece bir çeşit makara yapmazlar. Performansları oldukça çeşitlilik gösterir. Hızlı bir şekilde derin makara sarabilirler ama aynı uçuşta bir sonraki performanslarında kısa fakat ard arda bir çok makarayı birbirine bağlıyabilirler.

Bazen 30 metrelik sıkı sarmalı bir makarayı müthiş bir hızla tamamlar bir kaç dakika sonrada düz bir seviyede uçarak bir biri ardına tek tek hızlı makaralar çakarlar daha sonrada uzun ama açık sarmalı bir makara yaparlar.

Bir başka zamanda kanatlar tam açık vaziyette pervane dönüşü gösterirler. En çok gösterdikleri oyun sıkı, hızlı ve derin makaralardır.

Bazen yatay makara yaparlar; bir biri ardına çabuk çabuk karmakarışık bir şekilde. Bir başka stilleri de derin makaraları bir sure askıda kalıp yeniden başlıyarak bir birine bağlamalarıdır.

Bunların yanında yükselerek makara sarma ve rüzgara karşı yükselerek makara sarma kabiliyetleride vardır.

Çok iyi dalıcıdırlar ve dalıcı ırklar gibi pırıltıya dalmaya eğitilebilirler. Bu yüksek uçucu salmasına ölümüne bir dalışla gelir.

Uçuş sitilinin klasik özelliği de ani yön ve yüksekli değişimleri gösterip fırlıyormuş gibi hızlanmasıdır.

Oryantal uçuşunun beni en etkiliyen tarafıda yelkenleme kabiliyetleridir. Hava akımlarını kullanarak gökyüzünde askıda kalmış kartalları andırır bu hareketleri. Çok yükseklerde bu hareketi yaparken pırıltı verildiğinde kanatlarını hiç bozmadan başlarını aşağıya eğip salmaya kadar kesintisiz bir şekilde dalarlar.

Birminghamların aksine Oryantaller rüzgarda çok iyi uçarlar hatta rüzgarsız bir hava durumuna göre daha iyidirler böyle hava şartlarında. Oryantaller performans makaracısı oldukları kadar marathon uçucusudurlar ve bunu kırlangıç gibi hızlı bir stille yaparlar. Rüzgarda oynamaya bayılırlar. Oryantal Makaracısı makaracı ırklar içinde gökyüzünü kralı olarak bilinir. Oryantaller Birminghamları ağaçlara sokacak rüzgarlarda (saatte 65km) rahatlıkla uçabilirler. Böyle hava şartlarında performansları en üst seviyeye çıkar. Bunun nedenini kanatlarında görebilirsiniz. Diğer makaracılara göre daha uzun ve daha kuvvetli kanat yapıları vardır. Bu kuvveti Oryantali elinize aldığınzda hissedersiniz.

http://www.osmanli.guvercinevi.com




Yukarıdaki yazı okunduğunda zannederim makaracı ırkların dolapçıya neler katabileceği çok iyi bir şekilde anlaşılabiliyor. Tabiî ki bu bir iki eşleme ile elde edilebilecek bir sonuç değildir. Bu ciddi bir sabır ve uzun süren uygulamalar gerekmektedir. Ayrıca güvercinden özellikle dönücü ırklardan çok iyi anlamanızı gerektirir. Bu yüzden bu çalışmaları yapanlara Bora Vasic’in “efsanevi yetiştiriciler” sözüne katılmamak elde değildir. Siz Dolapçı gibi ırk ile Makaracı bir ırkı ve daha başka ırkları birbirine eşleyeceksiniz ve uzun süren çaprazlamalar sonunda birbirinden çok farklı yeni ırklar elde edeceksiniz. Bu kuşların kimisi, göğüsten kısa ama çok düzgün dönecekler, kimisi tam doksan dereceden dönecek, kimisi tam doksandan değil daha farklı açı ile dönecek, kimisi 100 metre yukarıdan aşağıya dönmeye benzer bir hareketle aşağıya inecek, kimisi hala dolapçıya benzer dönüşleri sergileyecek, kimisi karın üzeri dönüşleri yapacak, kimisi takla atacak, kimisi diklemesine çıkıp aniden geri dönecek ….. Bunları çoğaltmak mümkündür.

Hatta bu dönüşlerin detaylı çizimleri bazı Kosova’lı güvercin derneklerince çizimleri ile birlikte verilmektedirler. Bunların her biri artık bir dönüş stili olarak kabul edilmektedirler. Bunları ve çizimleri daha başka zamanda hep beraber tartışabiliriz.

Burada bizim dikkatimizi çeken husus bu kuşların geliştirilmesinde değişik ırklar kullanılmıştır. Elbetteki bu kuşlar kanlarında ve genlerinde olan özellikleri ortaya koyacaklardır. Biz dernek olarak Denizli ve yöresinden giden Dolapçılar ile yeni geliştirilen ırkları birbirinden ayırmada turnusol kağıdı olarak 9 kusurlu hareketi kullanmaktayız. Eğer bir kuşun kendisi ya da yavruları bu 9 kusurlu hareketi gösteriyorsa; bu durum neslinde daha başka ırkların olduğunu göstermektedir. Bu 9 kusurlu hareket Denizli’li eski ustalar tarafından geliştirilen bir ayrım bilgisidir. Bu Şekilde Denizli’ye gelen kuşlar hemen ayırt edilmiş ve elden çıkarılmıştır. Yerli hünkari ırkı ile alman ve Hollanda tipi hünkarileri nasıl ayırt edilebiliyorsa; ayne öyle de yerli dolapçı ile balkanlar’dan gelen kuşlar Denizli’de eski yetiştiriciler ve kendisini geliştirebilmiş yeni yetiştiriciler tarafından ayırt edilebilmektedir. Aslında 9 kusurlu hareket ile bunu çok rahat yapabiliyorsunuz. Çünkü Balkanlar’dan gelen kuşlar kendileri göstermese bile yavrularında kesinlikle genlerinde olan özellikleri ortaya koyuyorlar. Bunu da zannederim iyi yetiştirici olan herkes kabul edecektir.

Bu arada bir noktayı daha belirteyim. Bizim Denizli’liler olarak belirttiğimiz 9 kusurlu hareketin bazıları yukarıda belirttiğim gibi bazı kuşların dönüş stilidir. Hatta bunlar ile ilgili dernekler kurulmuş ve dönüşler hakkında ayrıntılı çizimler bile yapılmıştır. Bizim söylemek istediğimiz
Bunların Dolapçıda bulunması kusurdur. Yoksa bu hareketlerin hepsi kusur değildir.

Burada yetiştiricinin seçimi çok önemlidir. Daha önce de defalarca belirttik:

Eğer amacınız daha güzel göğüsten dönüşlü ve uzun dönüşlü kuşlar elde etmekse, dolapçı da bunları bulamayacaksınız. O zaman dolapçı görünümlü balkanlarda görülen kuşlardan besleyeceksiniz. Ancak kendileri ve yavrularında olabilecek oturma, sarak sarma, karın üstü dönüş yapma, dönüşten çıkamayarak çarpma, yan komşuya tutulma gibi özellikleri kabul edeceksiniz. Ayrıca da dönek de çok yaşanılan duruma da hazırlıklı olacaksınız. Yani 10 tane yavru alacaksınız ve bunlardan sadece 1 tanesi babası ve annesi gibi olacak ve 2 veya 3 yaşından sonra dönüşünü bozmayacak. Çünkü kanında ne yazıkki çok fazla kuşun özellikleri var. İstediğiniz mükemmel dönüş yapanını ve vucüt yapısı mükemmel olanını bulmak çok zor olacak . Bulduğunuz zaman da bu sizin için çok değerli olacak ve doğrudan salmaya atılarak uçurulmayacak. Siz de şu ifadeleri çokça kullanacaksınız.
“Ben de bir arap var 5 milyar verdiler vermedim. Ben onun 4. sınıf yavrularını 500 milyona satıyorum” diyeceksiniz. Yani elinizde her zaman 4. hatta 10. sınıf kuşlar olacak.

Bu şekilde güvercin beslemek isteyenleri takdir ederim. Çok uzun ve sabırla gidilmesi gereken bir yola baş koymuşlar demektir. Bütün dönek besleyicileri de böyle bir yola baş koymuşlardır. Hatta iyi kuş çıkartanları da efsane olurlar. Denizli’den rahmetli Cafer abi ve Yılancı Ahmet abi gibi. Siz diğer illerimizdeki ustalarımızın isimlerini de yazabilirsiniz.

Dernek olarak bizim amacımız ise bambaşkadır. Buraya kadar anlattığımız Dolapçı ırkını mevcut hali ile koruyabilmektir. Biz diğer yetiştiricilere saygı duyuyoruz lütfen onlar da bize saygı duysunlar…..

Dilerseniz diğer soruları tekrar hatırlatayım. Bunların bazıları da aslında buraya kadar açıklanmış oldu…..


- Bu ıslah ve Geliştirme çalışmalarını ecdadımız mı yapmıştır?
- Bu ıslah ve Geliştirme çalışmaları sonunda nasıl kuşlar ortaya çıkmıştır?
- Yeni geliştirilen ırklar ve Anadolu’dan giden kuşlar arasında farklılıklar var mıdır? Bunlar birbirinden ayırt edilebilir mi?
- Islah ve Geliştirme çalışmalarının dışında kalabilmiş, yani Anadolu’dan gelen özelliklerini taşıyan kuşlar var mıdır?
- Yeni geliştirilen ırklar Anadolu’da rağbet görmüş müdür? Nerelere çoğunlukla girmiş ve hala beslenmekte midir?
- Bu kuşlar Anadolu’ya girdikleri halde korunabilmiş midir?


Devam edecek….

Sevgi ve saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 28 Tem 2009 18:00

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (5)

Herkese Selamlar,

Bugün hem konunun biraz değişmesi hem de bazı bilgilerin daha iyi anlaşılması adına bazı açıklamalar yapmak istiyorum.

Bizim burada yapmaya çalıştığımız tarihimiz ve güvercinlerimiz ile ilgili bilgi ve belgeleri bir araya getirerek olayın bütününü anlamaya çalışmaktır.

Ben kesinlikle ecdadımızın bu konuda yazılı belgeler bıraktığına inanıyorum. Özellikle Selçukluların tarihi incelendiğinde sanat ve kültür de çok ileri olduklarını özellikle bıraktıkları eserlerden görebilmekteyiz. Bu kadar güzel eserler bırakmış kişilerin bunları kayıt altına almamaları düşünülemez. Bu konuda aslında bizim torunlar olarak vefasızlığımızın yanında son yüzyılda biz Türkleri sadece göçebe çadır eşrafı olarak gösterme gayretinin olduğuna inanıyorum. Çünkü özellikle bizim tarihimiz derinlemesine araştırılmıyor. Ancak bizansa ait ne kadar eser varsa en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarılıyor. Ayrıca savaşlar sırasında yakılıp yıkılan kütüphaneler de yazılı belgelere ulaşılmasını zorlaştırıyor. Bunlardan birini de bildiğiniz gibi Timur Anadolu’ya girdiğinde yapmıştır.

Yukarıda saydığım sebeplerden dolayı Güvercinlerimiz ile ilgili şu ana kadar çok net yazılı bilgilere ulaşabildiğimiz söylenemez. Ancak toplumların tarihlerinde bir yazılı kültür vardır. Bir de folklorik kültür vardır. Folklorik kültüre bir takım veriler ve izlerden yola çıkarak ulaşabilirsiniz. Bunlar arkeolojik veriler, bugün içerişinde o günlerden kalan sözler, hareketler vb. bunları bir araya getirir ve mantıklı bir sonuca ulaşırsınız. Yeri gelmişken daha önce bu konuda sanat tarihi uzmanı ile sohbet etme imkânım olmuştu. Onu sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum. O sohbette anlatılanların konumuzu aydınlatmada ciddi fayda sağlayacağına inanıyorum. Çünkü biz de o kriterler ile olayın bütününü görmeye çalışıyoruz.

Bu arada tarihsel ve güncel verileri incelerken tabiî ki biribiri ile ilişkili farklı konuları ele alıyoruz. Ve bunları bir pazıl’ın parçaları gibi bir araya getiriyoruz. Eğer birisi çıkar da parçalardan birini eline alırsa bunu bir şeye benzetemeyebilir. Önemli olan onun bütündeki yeridir.

Örneğin: Bora vasic’in Anadolu’dan gelen Türklerin güvercin beslemeleri ile ilegili verdiği örnek bizdeki katal besleme şekline çok benzemektedir. Bu anlatamaya çalıştığımız bütünün çok küçük bir parçasıdır. Tabiî ki anadolu’nun değişik yerlerinde de bu tür güvercin yetiştirme şekilleri olabilir. Çünkü Anadolu’ya doğudan girilmiş ve adım adım batıya Denizli’ye ve daha sonraları Manisa ve İzmir’e ulaşılmıştır. Bu yüzden sadece çatıda güvercin besleme şekline buralarda da rastlanılması doğaldır. Balkanlarda da olduğu gibi…Biz çalışmalarımız da bazen bir gün boyunca Denizli ve köylerini dolaşıp güvercin yetiştiriciliği ile ilgili unsurları belgelemeye çalışıyoruz. Keşke bazı arkadaşlar sizin anlattıklarınızdan şurada da var burada da var diyeceklerine onların fotoğraflarını çekseler, belgelendirseler ve oradaki güvercin isimlendirmelerini bizler ile paylaşsalar. Özellikle Denizli ve yakın çevresinde olanlar…. Mesela İzmir’de Aliağa’da, Bergama’da, Sarnıç’ta, Kemalpaşa’da, Burdur’da, Isparta’da, Ayvalık’ta bu tür çatıda güvercin besleme şekli varsa görsek…. Hatta eğer bunlarda tek tip güvercin yetiştiriliyorsa bizi daha da heyecanlandırır… Böylelikle belge ve bilgiler çığ gibi büyür. Yoksa bu iş sadece bizim Denizli Güvercinevi Derneği olarak altından kalkabileceğimiz bir yük değil.

Yukarıda belirttiğim gibi bu konunun iyi anlaşılmasını sağlayacak sohbeti sizlerle paylaşmak istiyorum. Lütfen dikkatli okuyun bazı soru işaretlerinin yok olmasına yardımcı olacaktır.


HUN yazdı:2 hafta kadar önce bir eğitim vermek üzere Batman İnşaat Mühendisleri Odası’nın misafiri olarak Batman’da idim. Oradaki akşam yemeğimizde Arkeoloji ve Sanat Tarihi konularında uzman Van Yüzüncü yıl Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Sayın Osman AYTEKİN ile görüşme fırsatım oldu. Kendisi şu anda yeni kurulan Batman Üniversitesine görevlendirilmiş durumdadır. Kendisi ile uzunca bir sohbetimiz oldu. Tabiî ki konu güvercinlerin geçmişi idi. Ona Güvercin yetiştiriciliğinde bana göre çok ileriye gitmiş ecdadımızın yazılı kayıtları hakkında bilgisinin olup olmadığını sordum. Ona hükümdarlar tarafından geliştirilen Selçuklu ve Hünkari ırklarından bahsettim. Çünkü bana göre bu kadar nadide ve mükemmel ırkları yetiştiren ecdadımızın bunu kayıt altına almamaları mümkün olamazdı. Sayın Aytekin “ne yazıkki şu anda sanat tarihi ve arkeoloji alanlarında özellikle Selçuklu ve Osmanlı kültür ve sanatı hakkında derinlemesine araştırma yapılmadığından bahsetti. Konu yazılı ve folklorik kültüre geldi. Yazılı kültürde yazılı belgelere ulaşıldığında çok fazla problem olmadan konuların incelebildiğinden bahsetti. Ancak folklorik kültürün yazılı olmaması ve nesillerden nesillere sözle ve yaşanarak aktarılmasından dolayı çok net olmadığını söyledi. Folklorik kültürün belirlenebilmesi için, yüzyıllardır o bölgede hiç değişmeden ya da ufak değişikliklerle var olması gerektiğini ayrıca arkeolojik verilerle de desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bazen de folklorik kültürlerdeki ( kullanılan sözler, terimler oynanan oyunlar, giyim tarzları vb.) benzerliklerden yola çıkılarak kültürlerin etkileşimini ortaya koyabiliriz ve bir kültürün nereden nereye aktarıldığını kanıtlayabiliriz dedi. Folklorik kültür oluşurken din, inanç, milli unsurlar vb. etkili olabileceğini, bazen din ve milliyet değişse bile o kültürün değişmeyebileceğinden söz etti. Hatta bununla ilgili araştırma yaptığı Van kalesinden bir örnek verdi:

Van Kalesi Urartu kalelerinin en görkemlisidir. Urartulardan günümüze gelen birçok tarihi kalıntıyı üzerinde barındırmaktadır. Urartular bundan yaklaşık 3000 yıl önce Van’da yaşamışlardır. Van Kalesi, Arzaşkun’dan sonra Urartu Krallığı’nın ikinci başkentidir. Kale M.Ö 9. Yüzyılda Lutipri’nin oğlu Sarduri tarafından MÖ. 840- 825 tarihleri arasında kurulmuştur. İç Kale ve Dış Kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir.

Asıl bahis konusu Van kalesinin dışında yer alan Analı Kızlı Açık Hava Mabedidir. Yaklaşık 20 m. uzunluğunda olan açık hava mabedi Urartu Kralı II. Sarduri tarafından 7. yüzyılda Tanrı Haldi için kesilen kurban kanlarını akıtmak amacıyla yaptığı belirtilmektedir.
Analı- Kız olarak adlandırılan kutsal alanda kayalık yüzeye oyulmuş nişler ve bu nişlerin ön kısmında yer alan yazıtlar ve kurban kanlarının akıtılan için yapılmış olan kurban kanalları yer alır. Analı- kız kutsal alandaki kurban kanalından aşağıya kayan kızların iyi bir eş bulup tez zamanda evleneceklerine inanılır. Bu yüzden Perşembe günleri özellikle evlenecek kızlar kayadan kayarak dilekte bulunurlar.

Bu mekana ait bir fotoğraf aşağıda verilmiştir.

Resim

Van Kalesinin dışında bulunan Analı Kızlı Açık Hava Mabedi.


Bu yapı Yaklaşık 3000 yıllık bir eserdir. Burasının kutsal bir mekan olduğunu yukarıda bahsedilen “Analı- kız kutsal alandaki kurban kanalından aşağıya kayan kızların iyi bir eş bulup tez zamanda evleneceklerine inanılır” geleneği ispatlamaktadır. Hatta ecdadımız halkın oraya olan teveccühünden rahatsız olmuş olmalıki fotoğrafta görüldüğü gibi o mekanın yükseklik olarak yaklaşık 4 m daha aşağısında bir cami ve türbe yaptırıyor ve yukarıya çıkmadan altta ibadet edilsin diyor. Artık Urartular yok, Urartu dini de yok ancak kültür o kadar güçlü ki hala oraya bir kutsallık veriliyor. Ecdadımızın devlet eli bile yaptıkları kültürü değiştirmeye yetmiyor. Tabii bu tavır da da ecdadımızın büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkıyor. Fethettiği yerleri yıkıp yerle bir etmiyor. Sadece sizin açık hava mabediniz varsa bizim cami ve türbelerimiz var. Biz burada ibadet ederiz diyor.

Bu sohbetten ben kendi adıma bazı sonuçları çıkardım.
1. Ecdadımız bir yeri fethettiğinde oranın kültürünü yok etmek için uğraşmamış aksine kendi kültürüne ait daha güzel değerleri insanların önüne sererek kabul edilmesini sağlamıştır.
2. Bir bölgede yüzyıllardır oturmuş bir kültür varsa bunu bir kalemde silip atmak mümkün olmuyor. Belki değişiklikler oluyor bazen de tamamen ortadan kaldıramıyorsunuz. (Van kalesi örneğinde olduğu gibi)
3. İnsanlara ait folklorik kültürü incelenerek iki değişik bölgedeki halklar arasında bağlantılar kurulabiliyor.


Devam edecek….

Sağlıcakla kalın,

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 30 Tem 2009 15:48

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (6)

Herkese Selamlar,

Yine 2-3 soruyu beraber değerlendirelim…

- 1800’lü yıllarda Balkanlardaki dönücü ırklar üzerinde ıslah ve Geliştirme çalışmalarını ecdadımız mı yapmıştır? Bu anlamda Balkanlarda geliştirilen ırklar ecdat yadigarı mıdır?
- Bu ıslah ve Geliştirme çalışmaları sonunda nasıl kuşlar ortaya çıkmıştır?


Aslında bu soruların cevapları kısmen daha önceki yazılarda bahis konusu olmuştu. Bu konuda Bora Vasic’in kitabında yazdıkları oldukça anlamlıdır. Hatırlarsanız Bora Vasic kitabında aşağıdaki ifadeleri kullanmaktadır.


“O yıllarda iyi kuşçuların çoğu genellikle Türk’tü ancak Sırp, Arnavut ve Rum yetiştiriciler de vardı.

“O efsanevi dönemin en ünlü yetiştiricileri olan ve dönek ırkının geliştirilmesinde katkıda bulunan üreticilerin bazıları şunlardır ;

Domanik Hilmiya (Domanik Hilmi), Vebia Batal, Jovan Simeon, Chemal Pantolia (Kemal), Imer-agha (Ömer Ağa), Bechir Ismail (Bekir İsmail), Blagoye Denic, Ljaljuk Sadiku (Selçuk Sadık), Milan Shampa, Ahmet Cheklik (Ahmet Keklik), Zafir Denic, Daut Krushka (Davut Kuruş), Sali Eshekdzhija (Salih Eskici), Iliya Jovanovic, Shuchuri Toplak (Şükrü Toplak), Ljuba Calich, Shaba Murtez (Şaban Murteza), Husko Chel (Hüseyin?), Dobrosav Krivokapic, Adilji Salia (Adil Saliha), ve diğerleri. “


Bora Vasic’in itiraflarından o yıllarda bu kuşların yetiştiricilerinin büyük çoğunluğunun Türkler olduklarını görebiliyoruz. Yine Bora Vasic’in verdiği isimlerin çoğunun da Türk olması da bu bilgiyi desteklemektedir.

Ayrıca Mübadele döneminde Türkiye’ye gelen Türk yetiştiricilerin de bu kuşlardan çok iyi anlıyor olmaları ve hala özellikle İzmir bölgesinde isimlerinin anılıyor olması da bu konudaki şüpheleri ortadan kaldıracak niteliktedir. Ayrıca bir ayrıntı da çok dikkat edilmesi gereken bir husustur. Çünkü Balkanlardan mübadele döneminde gelen bu ustalar güvercinlerini bırakıp gelememişler. Yanlarında getirmişlerdir. Bu da onların kuşlarını ne kadar sevdiklerini ve çok değer verdiklerini ortaya koymaktadır.

Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki

“ Balkanlardan gelen kuşlar ve oralarda kalan kuşlar mevcut halleri ile ecdat yadigârımızdır. Ve belki de 200 senelik bir çalışmanın ürünü olan kuşlardır. her şeyden önce bu yüzden bile çok değerlidirler ve beslenmeye değerdir.”

Bu kadar senelik bir çalışmanın sonunda elde edilen kuşların geneline de “DÖNEK” denmiştir. Hakikaten de bu kuşların dönüş özellikleri oldukça öne çıkmıştır. Bunların içerisinde çok değişik dönüş stilleri de geliştirilmiştir. Bunlardan galiba en çok sevileni de “Kuşun sıkıp gelip, göğüs üzerinde nizami bir dönüş yaptıktan sonra dengeli bir şekilde dönüşünü tamamladıktan sonra, kırık (pırıltı) verilen yere iniş yapması olmuştur. Bu hareketin dışında bu kuşlarda tam dikten dönme, burun üstü dönüş yapma, karın üzeri dönüş yapma, takla atma (Birmingham roller), dik dönme vb. dönüşler yapanları da bulunmaktadır. Bu dönüşler Balkanlarda değişik şehirlerde ki derneklerde anlatılmaktadır. Hatta bu dönüş şekillerinin çizimlerini bile yapmışlardır.

Balkanlarda geliştirilen dönücü ırklarda çok değişik dönüş stilleri ortaya çıkartılmıştır. Ancak bunlardan Türkiye’de kabul göreni yukarıda da belirttiğim gibi genellikle Galaça (akbaş ak kuyruk) tarzı dönüştür. Burada küçük bir ayrıntıyı daha paylaşmak istiyorum. Türkiye’de bizler kendi dönek dönüş tarzımızın dışındaki hareketleri de çoğu zaman kusur olarak kabul ediyoruz Ancak Balkanlar’dan gelen döneklerin ıslah ve geliştirilme çalışmalarında yukarıda bahsettiğim dönüş tarzlarını yapan kuşlardan da faydalanılmıştır. Bu yüzden çok iyi dönek ırklarında bile aile içi eşlemelerin yapıldığı durumlarda diğer dönüş hareketleri görülmektedir. Bu durum da gayet normaldir. Çünkü uzak atalarında bu tüt hareketler ve dönüşler yapan ırklar vardır. Buna bazı yetiştiriciler kan boğulması, kan tutmaması veya dönüşün ağır gelmesi gibi tespitler yapmaktadırlar. Ancak bu aslıda kuşun kanında olan diğer ırklara ait özelliklerin ortaya çıkmasıdır. Hatta bana göre İzmir’li yetiştiricilerin bu konuda doğru bir tespiti de vardır. İzmirli yetiştiriciler, bu tür hareketlerin ortadan kaldırılması için ve kuşlara kan katmak için hala eski kuşları olan Ladika’ları bulundurmaktadırlar. Yani kuşa burun üzeri dönüşü güçlü olan bir ırkı katmaktadırlar ki diğer karın üstü dönme, takla atma, oturma vb. hareketleri ortadan kaldırabilsinler.

Burada yukarıdaki ifadeler ışığında bir ayrıntıyı daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Konumuz olan dolapçı yüzyıllardır kendi arasında eşlenmektedir. Yüzyıllar öncesine de gitmeye gerek yok. Aynı kümeste 20-25 senedir hatta 50 senedir beslenen ve soy takibi yapılan ırklar mevcuttur. Bunlar da aynı aile içi eşlemelerde anormallikler de bazen görülmektedir. Bunlar genelde kuşların fiziksel özürlü olmasına yani ayakları özürlü (patel) veya tüylerinin açılmamış halde olmasına neden olmaktadır. Ayrıca dolapçılarda en fazla çatıya kadar bile çıkamayacak kadar güçsüz bireylerin görülmesine neden olmaktadır. Yani bizim 9 kusurlu hareket dediğimiz unsurlar dolapçılar da aile içi eşlemeler de bile görülmemektedir. Bu özellik Dolapçıyı diğer Balkanlardan gelen kuşlardan ayırt eden en önemli unsurdur. Bu önemli ayrıntıya mutlaka dikkat edilmelidir. Bu ayrıntıyı, Denizli, Isparta, Burdur’da dolapçı ırkını tanıyan bilinçli yetiştiriciler çok iyi bilmektedirler. Soy takibi yaparken bunun üzerinde mutlaka durulmaktadır.

Bunun katili ise “Bütün dönücü ırklar aynı kökenden gelir, hepsi aynıdır, hepsine dönek denir” sözleridir. Bir kümese bu düşünce girdiği andan itibaren yerli ırkımız olan dolapçı bitmiş demektir. Çünkü daha iyi dönüş elde edilebilmek adına dolapçılar bu kuşlar ile kırılacak ve 3-5 nesil çok güzel kuşlar elde edilebilecektir. Sonrasında ise 9 kusurlu hareketler gelecektir. Aslında bunların en iyileri de zaten Balkanlar’da Kosova, Selanik ve diğer şehirler de mevcuttur. Ben şuna inanıyorum Türkiye’de kısa zamanda ne kadar çalışırsak çalışalım ecdadımızın ortaya çıkardığı kuşlar ile boy ölçüşecek kuşlar çıkartamayız. Bunlar olsa olsa dolapçı ile dönek (düz yada galaça) melezleri olur. Bu yüzden macera aramaya da gerek yok. Eğer Balkanlar’daki kuşlardan beslemek isteyenler var ise Balkanlar’da bulunan kardeşlerimizden rica ederler ve oradan en iyisini getirirler.

Tekrar edecek olursam;

Balkanlardaki kuşları ecdadımız mı geliştirmiştir?

Yukarıda anlattıklarıma göre ben öyle inanıyorum.

Bu kuşlar ecdat yadigarı mıdır?

Evet

Bu kuşlar bizler tarafından da beslenmeli midir?

Her güzelin bir kusuru vardır kaidesinde bize göre bazı kusurları vardır. Kusurları ile beslemek isteyen olursa; besleyebilir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi onlar geldiğinde yerli ırklarımız kaybolup gidecekse; onların içinde dolapçıyı, yerli hünkariyi, yerli kelebeği
Bir daha bulamamak üzere kaybedeceksek; bence yerli ırklarımızı seven, yetiştiren, koruyan ve diğerlerinden ayıran yetiştiriciler muhakkak olmalı… Ve bu konu üzerinde ısrarla durulmalıdır.

Kalan Sorular:

- Yeni geliştirilen ırklar ve Anadolu’dan giden kuşlar arasında farklılıklar var mıdır? Bunlar birbirinden ayırt edilebilir mi?
- Islah ve Geliştirme çalışmalarının dışında kalabilmiş, yani Anadolu’dan gelen özelliklerini taşıyan kuşlar var mıdır?
- Yeni geliştirilen ırklar Anadolu’da rağbet görmüş müdür? Nerelere çoğunlukla girmiş ve hala beslenmekte midir?
- Bu kuşlar Anadolu’ya girdikleri halde korunabilmiş midir?

Devam edecek….

Sağlıcakla kalın,

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Re: OYNAĞI ANLAMAK - 3 (Düz Dönek - Selanik)

Mesajgönderen Hayri ÜN » 01 Ağu 2009 0:28

DENİZLİ’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİNİN TARİHİ ve DENİZLİ DOLAPÇILARINDA GÖRÜLMEYEN 9 KUSURLU HAREKETİN KÖKENİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (7)

“DENİZLİ’YE MÜBADELE DÖNEMİNDE BALKANLARDAN DÖNEKLER VE YETİŞTİRİCİLERİ GELMEMİŞTİR.”

Herkese Selamlar,

Bugün sorulara devam etmeden önce bir konuya değinmemiz geraktiğini düşündüm.

- Yeni geliştirilen ırklar Anadolu’ya ne zaman girmiştir? Anadolu’nun tamamında görülmüş müdür?

Bu sorunun cevabında çok ipuçları gizlidir. Genel kanıya göre balkanlarda ecdadımızın geliştirdiği ırklar Anadolu’ya daha çok Cumhuriyetimizin ilk yıllarından sonra girmiştir. Balkanlardan gelen kuşların gelişi daha çok mübadele dönemine rastlamaktadır. Onun öncesinde de Anadolu’da devam eden büyük bir kurtuluş savaşı bulunmaktadır. Öncesinde cephe cephe savaşlar devam etmiştir. Bu arada Anadolu’da zannederim yalnızca mevcut ırklar korunabilmiştir. Bu ve daha sonraki dönemlerde kıtlık olduğu dönemlerde kuşların kesilip yendiği de tarihi bir vakadır. Ancak Denizli’de eski ustalar ile yaptığımız söyleşilerde bu dönemleri de anlatmışlardır. Özellikle 2. dünya savaşı zamanında ülkemizde yaşanan kıtlıkta bile kuşların hepsine kıyıp kesememişler ve birkaç çift kendilerine bırakarak gizli gizli beslemişlerdir. Yani Osmanlı’nın son dönemlerinde zaten çok fazla güvercin hareketliliğinin bizim adımıza olması mümkün değildir. Ancak Yunanlıların ve diğer milletlerin girdikleri Türk bölgelerindeki güvercinlerden yakalayabildiklerini toplayıp gittikleri de görgü şahitleri tarafından anlatılmaktadır. Hatta ülkemizde bulunan Osmanlı kökenli posta güvercinlerinin yumurtalarına varıncaya toplandığı söylenmektedir.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra

Mübadele nedir? Ne zaman gerçekleşmiş ve mübadiller hangi yörelere yerleşmişlerdir?

Bu konularda ulaşabildiğimiz bilgileri kısaca paylaşalım.

Bu konuda değişik kaynaklara ulaşılabilir. Kısa bir özetini aşağıda bulabilirsiniz.

http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrki ... BCbadelesi

Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi veya Değişimi, 1923 yılında Lozan Antlaşması'na ek protokol uyarınca Türkiye'deki Rumların (Rum denilenlerin arasında, Türkçe'den başka dil bilmeyen ve konuşmayan Karamanlı Hıristiyan Türkler de vardır) Yunanistan'a, Yunanistan'daki Müslüman Türklerin Türkiye'ye zorunlu göçü sürecine verilen addır. Mübadelede 1.250.000 Rum Yunanistan'a, 500.000 Türk Türkiye'ye göçmüştür. Türkiye'de sadece İstanbul kenti ile Gökçeada ve Bozcaada'da oturan Rumlar, Yunanistan'da ise sadece Batı Trakya Türkleri mübadeleden muaf tutulmuşlardır[1]. Günümüzde Patriotlar yoğun olarak Büyükçekmece ve Çatalca'da yaşamaktadır. Mübadelede gelen Karacaovalılar, Pomaklar ve Müslüman Çingeneler Trakya bölgesinde çeşitli yerlere,karacaova , Gustulüp, Fuştan, Selanik ve civar köylerinden gelen Müslüman Türkler genellikle sarıyer bahçeköy Edirne, İzmir, Çanakkale, Kütahyaya, Girit Türkleri İzmir ve civarına, Çam Arnavutları ise İstanbul (Erenköy, Kartal), Bursa (Mudanya, Gemlik), İzmir ve Aydın dolaylarına yerleşmişlerdir[2].
Değişimin çok büyük bir bölümü 1923-1924 yıllarında gerçekleşmiş, ancak geriye kalan az sayıda olayda 1930 İnönü-Venizelos sözleşmesine dek zorunlu göç uygulamasına devam edilmiştir.

Kaynakça
1. Batı Trakya Türkleri. http://www.hrw.org. 22.06.2009 tarihinde erişilmiştir.
2. Bruce (2006). Twice A Stranger: How Mass Expulsion Forged Modern Greece and Turkey. Granta. p. 18. ISBN 1862077525.


Yine Mübadele ile ilgili çok sayıda kitaba ve makaleye ulaşmak mümkündür. Bunlardan birisini Doç. Dr. Ercan Haytaoğlu hazırlamıştır. Sayın Haytaoğlu makalesinde mübadele hakkında genel bilgiler vermenin yanında Denizli’ye yerleşen mübadiller hakkında belge ve bilgileri sunmuştur. Bu arada hemen bir şeyi belirteyim. Denizli’de Osmanlı döneminde Rum nüfus hiçbir zaman %5’i geçememiştir. Bununla birlikte Mübadele döneminde Denizli’ye gelen mübadillerin hepsinin
kayıtları tutulmuştur. Sayıları yaklaşık 500 kişidir. Denizli ile ilgili bilgilerin ne anlam geldiğini daha sonra tartışacağız. Dilerseniz Doç. Dr. Sayın Ercan Haytaoğlu’nun makalesinden mübadeleyi açıklayan bölümleri okuyalım.

DENİZLİ-HONAZ’A YAPILAN MÜBADELE GÖÇÜ

Doç. Dr. Ercan Haytaoğlu

http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/p ... ytoglu.pdf


I.Dünya Savaşı’nın yarattığı sıkıntılar daha bitmeden Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da Batı Anadolu bölgesinin işgaline başlaması üç yıl devam eden bir savaşı beraberinde getirmişti. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından çok sayıda Rum Batı Anadolu Bölgesi ile İstanbul’dan Yunanistan’a göç etmiştir.

Yunan ordusunun geri çekilişi sürecinde Anadolu Rumları’da Yunan ordusu ile yaşadıkları yerleri terk ederek Yunanistan’a gitmeye başlamışlardır. Yunanistan beklemediği bir anda Anadolu’dan gelen önemli bir göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Yunan hükümeti, Yunanistan’a gelen bu göçmenlerin iskânı için en kolay yolu tercih etmiş ve Türk ailelerin bir kısmının evlerini boşalttırarak göç eden Rumları bu evlere yerleştirmiştir. Yunan hükümeti bu Rum göçmenleri üretime katmak için de, Türklere ait hayvanların ve arazilerin yarısına el koymuştur.

Yunanistan, o günkü nüfusunun dörtte birine ulaşan bir milyona aşkın göçmeni iskân etmekte zorlanmış, bu nedenle Lozan Barış Konferansı’nda gündeme gelen zorunlu mübadele yaklaşımını ilgiyle karşılamıştır4. Lozan Barış Konferansı’nda 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında “Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” imzalanmıştır5. Bu sözleşme ve protokol Milli Mücadele sonunda Anadolu’yu terk eden 1,5 milyon Rum’un yerine 500.000 civarında Makedonyalı Türkün Anadolu’ya göçünü getirmiştir.

1 Mayıs 1923’ten itibaren Türkiye’de kalan İstanbul dışındaki Rum-Ortodoks Türk uyrukları ile Batı Trakya dışındaki Yunanistan topraklarında yerleşik bulunan Müslüman Yunan uyruklarının değişimi kararlaştırılmıştır9. Hükûmet, 17 Temmuz 1923 tarihinde yayınladığı kararnâme ekinde Türkiye’ye; Dırama, Kavala, Serez, Kozana, Grebene, Nasliç, Kesriye, Kayalar, Karaferye, Vodine, Katerin, Alasonya, Langaza, Demirhisar, Gevgilin, Yenice Vardar, Karacaabat, Zeytüncü, Selanik ve Ksendire gibi yerlerden mübadillerin gelmesi ve Samsun, Adana, Malatya, Amasya, Tokat, Sivas, Manisa, İzmir, Denizli, Çatalca, Tekirdağ, Karaman, Niğde, Antalya, Silifke, Ayvalık, Edremit ve Mersin havalisine yerleştirilmelerine yer vermiştir.

Mübadelenin başlatılabilmesi için Sözleşmenin imzalanması ancak 25 Ağustos 1923’de gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sözleşmenin 11.maddesi gereğince mübadele işlemlerinin yürütülmesi için bir komisyon kurulması kararına uygun olarak TBMM’nin 28 Ağustos 1923 günü oturumunda “muhtelit komisyon” adında bir komisyon kurulması kararını almıştır. 13 Ekim’de “Mübadele İmar ve İskân Vekâleti” kurulmuş ve 8 Kasım 1923’te 363’nolu “Mübadele, İmar ve İskân Kanunu” nu kabul edilmiştir.

En yoğun mübadele göçmeni yerleştirilen bölge Ege Bölgesi olmakla birlikte, Denizli bölge içinde yer alan İzmir, Manisa, Balıkesir kadar yoğun bir göçe sahne olmamıştır.


Sayın Haytaoğlu’nun belirttiği gibi en yoğun mübadele göçünü İzmir ve yöresi almıştır. Balkanlardan gelen dönekler dikkate alındığında ise bu gerçek çok çarpıcıdır. Bugün kabul edilen genel kanıya göre de Balkanlardaki dönekler önce İzmir’e gelmiştir. Tabiî ki yetiştiricileri ile birlikte. Bu zamanda gelenlerin Selanik ve Makedonya ağırlıklı olması ve hala bu güvercinlerin aynı isimle adlandırılıyor olmaları da konuyu destekleyen bir bilgidir. Ayrıca hala Yunanistan’ın o bölgesinden geldikleri bilinen çok iyi ustalar bulunmaktadır. Yaşayanlarının ya da kendileri vefat etse bile kuşlarını yetiştirenlerin olması bu konuyu desteklemektedir.

Yine yukarıda da belirtildiği gibi Denizli çok yoğun bir göç almamıştır. Toplam 500 kişi civarında bir mübadil topluluğu vardır. Bunların da güvercin getirdiklerine dair bir kanıt yoktur. Yerleştirildikleri bölge ise güvercin yetiştiriciliği ile anılan bir bölge değildir. Bu konuda Sayın Haytaoğlu ile bir görüşmemiz oldu. Kendileri “Bu makaleyi yaparken her şeylerini sordum. Hatta ben sormadan kendileri tüm özelliklerini ve başlarından geçenleri bana anlattılar. Çalışmam sırasında güvercin ile ilgili hiçbir bilgeye ulaşamadım.” dedi.
Yine sayın Haytaoğlu’nun makalesinden alıntı yaparsak:

Yunan ordusu savaşı kaybetmenin ve geri çekilişin psikolojisi ile geçtiği yerleri yakıp yıkarken, Anadolu Rumları’da Türk halkının misilleme yapabileceği endişesiyle yaşadıkları yerleri hızla terk etmeye başlamışlardır. Denizli’ye bağlı o dönemde nahiye olan Honaz, Milli Mücadele döneminde fiilen işgal görmese de Rumların terk ettikleri bir yerleşim yeri olmuştur.

En yoğun mübadele göçmeni yerleştirilen bölge Ege Bölgesi olmakla birlikte, Denizli bölge içinde yer alan İzmir, Manisa, Balıkesir kadar yoğun bir göçe sahne olmamıştır. Denizli ilinde Denizli merkezi ve Honaz en fazla mübadilin iskan edildiği yerleşim yeri olmuştur. Honaz’a Grebene kazasının Vraşno ve Kastro köylerinden 81, Samakol’dan bir mübadil hanesi gelmiştir. Vraşno ve Kastro köylerinden gelen 12 hane Honaz’a geldikten kısa bir süre sonra Korucuk’a giderek oraya yerleşmişlerdir.

Denizli’ye 1912’den 1998’e kadar yurt içinden ve yurt dışından toplam 2092 hane göç etmiştir. Bu göçler ile Denizli’ye 313 hane Türkiye içinden, 1116 hane Bulgaristan’dan, 561 hane Yunanistan’dan, 36 hane Yugoslavya’dan, 23 hane Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden, 27 hane Romanya’dan ve 16 hane Irak’tan gelmiştir.


Yukarıdaki bilgiler ve Denizli’de bilinen bir Mübadele göçmeni güvercin yetiştiricisinin olmaması Balkanlar’dan gelen kuşların yetiştiricileri ile birlikte Denizli’ye gelmediğini göstermektedir.

Ancak İzmir ve yöresi böyle değildir. İzmir bölgesi çok fazla göçmen almıştır. Ve bu kişilerin güvercinlerini getirdikleri bilinmektedir. Bu arada İzmir ve bölgesinde Rum nufüsunun oldukça fazla olduğuna dikkat çekmemizde fayda var… Aslında İzmir’e o dönemlerde “gavur İzmir” denmesinin sebebi de zannederim budur. Hatta İzmir’in Osmanlı döneminde tamamen Türkleşemediği ve İzmir’in Türkleşmesinin Mübadele döneminde yerleşik Rumların Yunanistan’a gitmesi ve yerlerine Türklerin gelmesi ile birlikte Cumhuriyet döneminde olduğu tespiti de doğrudur. Hatta bazı ilçelerinde tamamen değişim söz konusu olmuştur. Yani yöre daha önce bir Rum köyüdür. Mübadele’den sonra gelen mübadele göçmenleri ile Türk köyü olmuştur.

Bir örnek vermek istersek en iyi örneklerden birisi de Ayvalık’tır.

Sizlerle internetten kolaylıkla ulaşabileceğiniz konu ile ilgili bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

Mübadele Yılları, Ayvalık

(Yazının tamamını http://www.cundada.com/wordpress/Ayvali ... i-ayvalik/ adresinde bulabilirsiniz)

Mübadele yılları ve Ayvalık hakkında yazılmış bu yazı, Sabancı Üniversitesi öğrencisi Emre BÜYÜKÇERÇİ’ tarafından kaleme alınmıştır.


….

Geçen sene TRT Salim Amcayla röportaj yapmış, onlara anlattıklarını bana da anlattı: “Buradaki Yunanlılar, hepsi bizim köye gitmiş, oraya yerleşmiş. Bütün bu Cunda’nın köylüleri, Cundalılar hepsi orada, hatta ben gittiğimde onlara ben Cundalıyım deyince bir hemşeri geldi diye bütün herkes kahvenin etrafına oturdu, Rumcayı güzel konuşurum onlarla epey anlaştık konuştuk, herkes bir yerini soruyor işte, evini, barkını. Biri çıktı, Havran’da benim kardeşim kaldı, biz buraya geldik o gelmedi, acaba nerededir, yaşıyor mudur dedi. Bizim Ayvalık’ta hiç Türk yoktu, burası Yunan şehriydi, Altınova’da Yunanlılar Türklerle beraberdi, kaçanlarla kaçtı. Kayıklarla denizden Midilli’ye geçtiler, kaçamayanlardan da öldürülenler oldu. Burhaniye’de de vardı Türkler, Türk Yunan geçiniyordu orada, Yunanlar gitti sonra sadece Türkler kaldı.”

Kardeşini bırakmış, nasıl sormasın memleketinden gelen birine, nasıl heyecanlanmasın, belki bir umut demiştir kim bilir, şansını denemek istemiştir.

….

Mübadeleden önce, daha doğrusu Balkan Savaşları’ndan ve Yunanistan’ın Anadolu’yu işgalinden önce Ayvalık nüfusunun çoğunluğu Rum, az bir kısmı Türk olduğu için kilise sayısı oldukça fazla, cami sayısı da bir o kadar az. Bu kiliselerden bazısı bugün cami olarak kullanılmakta, bazıları ise acı bir şekilde kaderine terk edilmiş. Karşıma ilk çıkan Çınarlı Camii oldu, önceden Agios Georgis kilisesiymiş ve Ayvalık’ın en büyük camilerinden biri. Gerçekten görülmeye değer bir yapı, içi gayet iyi durumda, Rumlardan kalma yaldızlı işlemeler tavandaki Allah, Muhammed yazılarıyla hoş bir uyuma sahip. Caminin karşısında kendiyle aynı ada sahip küçük bir kahve var, Çınarlı Camii kahvesi yaşlıların deyişiyle. Selam verip gördüğüm tek boş yere, yaşlı iki amcanın masasına sandalyemi çektim. Hallerini hatırlarını sordum. Muhacir – mübadil – olup olmadıklarını sormama gerek yoktu bile. Ayvalık’ın neredeyse tamamı mübadil, hemen herkes doğdukları toprakları terk edip yerleşmiş buraya. Hasan amca başlıyor anlatmaya, 1923’te bir aylık bebekken annesinin kucağında Midilli’den gelmiş Ayvalık’a.

Yetmişinde gibi duran Nadir amca doksan iki yaşındaymış. Sağlığı yerindeymiş, doktor, ilaç yüzü görmemiş; maşallah, Allah daha uzun ömür versin. Yedi yaşındayken Selanik’ten gelmişler Ayvalık’a. “Selanik’i hatırlıyor musun” dedim, Rumca cevap verdi, sonra “az çok” dedi.


Yukarıda kaleme alınan yazıdan da Ayvalık vb. ilçelerde Osmanlı döneminde Türk nüfüsunun olmadığı ya da çok az olduğunu anlayabiliyoruz. Buraların daha sonradan Türkleşmesi de Kurtuluş savaşını müteakip imzalanan Lozan Antlaşması uyarınca kentte yaşayan Rumlar Yunanistan'a göç etmiş, yerlerine Midilli, Selanik, Girit, Makedonya'dan gelen Türkler yerleştirilmesi ile gerçekleşmiştir.

Zannederim Yukarıdaki Bilgiler Denizli ve yöresinde neden Balkanlardan gelen Döneklerin çok fazla olmadığını izah eder. Çünkü bu kuşları getiren ve tüm özelliklerini bilerek besleyen yetiştiriciler olmamıştır. Denizli’nin döneklerle tanışması 1950’li yıllara kadar gecikmiştir. Yine de o yıllarda bile bu kuşlar tek tük gelmiştir. Bu kuşlara Denizli’li yetiştiricilerin nasıl tepki verdiğini daha sonra işleyeceğiz.

Devam edecek….

Sağlıcakla kalın,

Sevgi ve Saygılarımla

Hayri ÜN ‘Denizli
Sevgi ve saygılarımla
Hayri ÜN ' Denizli http://www.hun.guvercinevi.com
Resim
Kullanıcı avatarı
Hayri ÜN
Aktif Üye
 
Mesajlar: 181
Kayıt: 13 Mar 2006 14:54
Konum: Denizli
Irklar: Dolapçı, Denizli Bangosu (Azman), Tokur
Doğum Tarihi: 21 Eyl 1973

Sonraki

Dön Dolapçılar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir